M. Yalçın YILMAZ

yalcin.yilmaz@star.com.tr

Jeopolitikten Jeoekonomiye

Bu hafta Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi, sıradan bir liderler toplantısı olmayacak. Zirvenin gündeminde elbette Rusya-Ukrayna savaşı, İran krizi, savunma harcamaları ve Avrupa güvenliği yer alacak. Ancak bütün bu başlıkların gerisinde daha büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Asıl değişen, güvenliğin kendisi.

Eskiden güvenlik denildiğinde akla tanklar, savaş uçakları, füze sistemleri ve askeri ittifaklar gelirdi. Bugün artık güvenliğin sınırları genişlemiş durumda. Çip üretiminden enerji arzına, deniz ulaştırma koridorlarından veri transfer merkezlerine, nadir elementlerden yapay zekaya kadar uzanan yeni bir güvenlik alanından bahsediyoruz.

Belki de Ankara Zirvesi, NATO'nun bu yeni güvenlik anlayışına uyum arayacağı ilk büyük toplantılardan biri olacak. Çünkü bu yüzyılda savaşlar yalnızca cephede kazanılmıyor. Çip fabrikalarında, enerji terminallerinde, limanlarda, boğaz geçişlerinde ve tedarik zincirlerinde de devam ediyor.

Bugün Asya'da bir çip üretim tesisinde yaşanacak aksama Avrupa'daki otomotiv sanayisini durdurabiliyor. Hürmüz Boğazı'nda yaşanan kriz, küresel petrol fiyatlarını yükseltebiliyor. Kızıldeniz'de ticaret gemilerine yönelik saldırılar Asya ile Avrupa arasındaki lojistik maliyetlerini artırabiliyor. Ukrayna'da vurulan bir enerji tesisi yalnızca savaşın taraflarını değil, Avrupa'nın sanayi üretimini ve elektrik fiyatlarını da etkileyebiliyor.

Savaş ile ekonomi aynı harita üzerinde okunuyor. Bu sebeple son yıllarda uluslararası ilişkiler literatüründe giderek daha fazla kullanılan jeoekonomi kavramı önem kazanıyor. Jeoekonomi, kısaca ekonomik araçların jeopolitik rekabetin parçası haline gelmesini ifade ediyor. Enerji hatları, ticaret koridorları, finansal yaptırımlar, kritik teknolojiler ve tedarik zincirleri artık yalnızca ekonomik alanı kuşatmıyor, aynı zamanda stratejik güç unsurları olarak karşımıza çıkıyor.

Yeni yüzyılın rekabeti ise sadece toprak hâkimiyetini değil, bağlantısallık hâkimiyetini de kapsıyor. Karşılıklı veri akışı, online ödeme sistemleri, kıtalar aşan kablolar, enerji transferi birbirine bağlı bir dünya yaratıyor. Yeni dünyanın bağımlılıkları da ister istemez NATO'nun gündemini değiştiriyor.

Soğuk Savaş boyunca ittifakın pusulası kuzeyi gösteriyordu. Sovyet tehdidi, nükleer caydırıcılık ve Avrupa'nın askerî savunması temel öncelikti. Bugün ise Baltık Denizi ile Hürmüz Boğazı, Karadeniz ile Kızıldeniz, Doğu Avrupa ile Hint Okyanusu aynı güvenlik denkleminde buluşuyor.

Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken Ortadoğu'daki krizler, Çin-ABD teknoloji rekabeti, enerji arz güvenliği ve küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi NATO'nun ilgi alanını genişletiyor.

Dolayısıyla Ankara'da yalnızca Rusya konuşulmayacak. Avrupa'nın enerjisinin nasıl güvence altına alınacağı, kritik teknolojilerde dışa bağımlılığın nasıl azaltılacağı, savunma sanayiini hangi ekonomik modelle sürdüreceği ve küresel ticaret koridorlarının güvenliğinin nasıl sağlanacağı da tartışılacak.

Bu dönüşüm Avrupa açısından yeni bir dönemi işaret ediyor. Savunma harcamaları artık sadece askerî harcamalar değil. Aynı zamanda sanayi yatırımı, teknoloji politikası ve ekonomik rekabet stratejisi. Mühimmat üretiminden yapay zekâya, uydu sistemlerinden siber güvenliğe kadar uzanan geniş alan, yeni büyüme modelinin parçalarından biri hâline geliyor.

Avrupa'nın özerkliği ile ABD'ye olan bağımlılığı başlı başına bir sorun elbette. Avrupa stratejik özerklikten söz ediyor. Ancak istihbarat, stratejik ulaştırma, hava savunması, nükleer caydırıcılık ve yüksek teknolojide önemli ölçüde ABD'ye bağımlı. Bu nedenle Ankara Zirvesi'nin görünmeyen gündemlerinden biri de Avrupa'nın kendi güvenlik kapasitesini hangi ölçüde bağımsızlaştırabileceği olacaktır.

Türkiye ise sadece NATO'nun güneydoğu kanadındaki ikinci büyük askeri bir müttefik değil. Ülkemiz Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Orta Koridor'un kesişim noktasında bulunan jeostratejik bir bağlantı ülkesi. Avrupa'nın enerji güvenliği, ticaret yolları ve güney komşuluğundaki istikrar arayışı düşünüldüğünde Türkiye'nin önemi askeri kapasitesinin ötesinde.

Bugün Ankara'nın yürüttüğü denge siyaseti yalnızca diplomatik bir tercihten daha çok jeoekonomik bir zorunluluk olarak okunmalı. Çünkü enerji akışları, ulaştırma koridorları ve bölgesel istikrar birbirinden ayrılmaz boyuta ulaştı. NATO Zirvesi'ni tartışırken Ankara'nın gücünü sadece askeri kapasiteye indirgemek haksızlık olacaktır.