7-8 Temmuz NATO zirvesi dünyada tüm dikkatlerin Türkiye'ye çevrildiği iki gündü.
Türkiye'nin bu zirveden yüzünün akıyla güçlenerek çıktığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
'Dostlar alışverişte görsün' açıklaması şeklinde özetlenebilecek Sonuç Bildirgesi'ne bakarsak, NATO'nun güçlendiğini söylemek biraz zor ama Türkiye'nin NATO içindeki konumunun güçlendiği kesin.
Bu itibarla Türkiye'den nefret edenlerin çoğunlukta olduğu NATO'da Türkiye'nin güçlü bir konumda üye olarak kalması hem kendi hem de İslam dünyasının lehinedir diye düşünüyorum.
Çünkü NATO artık eskisi gibi Türkiye'yi isteği şekilde yönlendirecek bir NATO değildir, Türkiye de artık eski Türkiye değildir.
Artık yön verilen değil yön veren güçlü bir Türkiye vardır! O yüzden gizli hasımlık yapanların masasında bulunmasının faydası zararından daha fazladır.
Zirveden rahatsız olanların başında Yunan Lobisi, Netanyahu ve CHP'nin başını çektiği muhalefeti görmek Türkiye'nin isabetli siyaset takip ettiğini anlamak için yeterlidir.
Dış dünyada Türkiye'nin itibarı yükselirken, içerideki muhalefetin güvenlik tedbirleri başta olmak üzere kimi icraatları sebebiyle iktidara eleştiriler yapıyor olmasının mantığını anlıyorum.
Başkan Erdoğan'a yönelik en küçük bir övgüden rahatsız oldukları için Türkiye'nin dünya tarafından takdir edilmesinin onlar nazarında bir değeri yoktur.
Türkiye'ye konan ambargoların kaldırılması, engellerin aşılması ve Türkiye'nin güçlenmesinden çok, kimi misafirlerin Anıtkabir'i ziyaret etmemesi seküler muhalefet için daha önemliydi!
İkram edilen içecekler arasında alkolden bahsedilmemesi onlar için daha mühimdi!
Muhalefetin en popüler yazarı (Y.Ö) bile zirvede ele alınan küresel ve bölgesel meseleleri bir kenara bırakıp, 'NATO'nun özeti Türkiye'nin alkolden bahsedilmeyen bir ülke haline gelmesidir.' diyerek alkole ağıt yakmasıydı!
Dediğim gibi onları anlıyorum iliklerine kadar işlemiş bir Erdoğan nefreti var.
Bir Yugoslav atasözünün dediği gibi, 'Nefreti nefretle değil saygıyla yok etmek hünerdir!' deyip geçelim.
Kimi dindarların eleştirileri ise daha farklı.
Başkan Erdoğan'ı Batılı liderlere özellikle Trump'a karşı kullandığı 'dostum' söylemine tepki veriyorlar!
Bu söylemden yola çıkarak 'Trump'ın dostu olan Müslümanın dostu olmaz!' gibi bir mantık yürütüyorlar.
Bazen şartlar, sevmediğiniz hatta nefret ettiğiniz insanlarla tokalaşmanızı ve zoraki de olsa tebessüm etmenizi gerekli kılar.
Bu kerhen tokalaşma ve tebessüm istisnalar hariç diplomasinin normali haline gelmiştir.
Biri gerçekten samimi olarak Trump'ın dostuysa o mantığı ben de onaylarım.
Evet, Filistin'de Lübnan'da İran'da yürütülen katliamların bir numaralı aktörü ve ortağı olan ABD ve başkanı bir Müslümanın dostu olamaz.
Ama konu imanından ihlasından ve istikametinden şüphe etmediğimiz Başkan Erdoğan olunca işin şekli değişir.
Hem ülkemizin hem bölgemizin hem de ümmetin dertlerini dert edinmiş olan birinin, elinde Müslüman kanı olan birine dostluk yapması asla kabul edilemez.
O yüzden ben Trump'ın Başkan Erdoğan'a olan övgülerinin de Başkan Erdoğan'ın Trump'a karşı kullandığı dostluk kelimelerinin de diplomatik söylemden ibaret olduğunu düşünüyorum.
Bana göre ne Trump, Erdoğan'ı seviyor ne de Erdoğan onu!
Trump Barış Pınarı harekâtından bu yana Erdoğan'a saygı duymaya başladı.
Çünkü harekâttan önce gönderdiği hakaretamiz mektubuna Başkan Erdoğan ertesi gün harekâtı başlatarak cevap verdi. Trump anladı ki Erdoğan'a hükmedemeyecek ve Türkiye Erdoğan yönetiminde güçlü bir orduya, teknolojiye ve ekonomiye sahip olmanın yanı sıra diplomasinin küresel merkezi haline geldi, akıllı tâcir olarak dostluk argümanını kullanmaya başladı.
ABD de bugün ne kadar nefret edersek edelim dünyanın en güçlü devleti ve kabadayısı. Ayrıca Türkiye ile ilişkileri öyle sıradan ilişkiler değil. Dolayısıyla hem ülkenin çıkarlarını korumak hem de şerrinden emin olmak için imkân varsa dostluk diplomasisi(!) yürütmek düşmanlık etmekten daha faydalıdır.
Nitekim bu ilişkiler sayesinde hem bölge hem ülke sorunlarında Türkiye konumunu sürekli güçlendiren ve kazanan bir ülke olmuştur.
Karşı taraf da kazanıyor itirazı yapılıyor. Tamam da, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez ki!
En son ABD'nin kimi Kürt gruplarını kullanarak İran rejimini devirme girişimine Başkan Erdoğan'ın engel olduğunu bir İsrail istihbarat elamanı açıklamadı mı?
Bence Başkan Erdoğan zulme destek veren muhataplarını sevdiği için değil ülkenin milletin ümmetin çıkarlarını korumak ve yeni kazanımlar elde etmek için dostluk diplomasisini gayet başarılı bir şekilde kullanıyor.
Dini hassasiyet ile Başkan Erdoğan'ın dünya liderlerine dostum demesini eleştirenleri de ben anlayışla karşılıyorum.
Elinde Müslüman kanı bulunanlara Müslüman bir liderin dostum demesine tepki verilmesi eğer başkaca bir amaç güdülmüyorsa, iman tezahürüdür.
Suyuti'nin Camiussağır'ınde 'Hiddet imandandır.' diye bir hadis okumuştum. O sebeple Müminlerin gayret-i diniye ile hareket etmelerini yadırgamam.
Ancak devlet ricalinin de anlayışla karşılanması gerektiğine inanıyorum.
Sahihi Buhari 'İnsanlarla iyi geçinmek' başlığı altındaki bölümde Efendimiz aleyhisselam'ın, "Bizler birilerinin yüzüne tebessüm ederiz (ama) kalplerimiz kesinlikle onlara lanet okumaktadır." buyurmuştur.
İmam Beyhaki'nin İman Şubeleri bölümündeki rivayeti ise, "Bizler birilerinin yüzüne tebessüm edip gülüyoruz ama kalplerimiz kesinlikle onlara lanet okumaktadır." şeklindedir.
Efendimizin insanları idare etmek ve onlarla iyi geçinmek için koyduğu bu ilke sosyal hayatı düzenleyen temel ilkelerden biridir.
Diplomasinin de temel kurallarındandır.
Yoksa ABD ile İsrail ile her ilişkiyi bağlamından kopararak değerlendirirsek elimizde kimse kalmaz.
Emperyalizme ve Siyonizm'e karşı dindar camiayı bilinçlendirmenin siyasi öncüsü olan merhum Necmeddin Erbakan hoca bile başbakanlığı döneminde 28 Ağustos 1996 tarihinde İsrail ile "Savunma Sanayii İş Birliği Anlaşması" imzalamıştır.
Erbakan hocayı İsrail yanlısı diye itham etmek mümkün mü?
Asla!
Çünkü "F4 ve F5 uçakları, M60 tankları ve taarruz helikopter modernizasyonları, Heron UAV(insansız hava aracı) ve füze satışı, teknoloji transferi, uzman eğitimi gibi alt başlıkları bulunan bu kapsamlı anlaşma Türkiye'ye önemli tecrübeler kazandırmıştır."(Yeni Altay'ın Bilinmeyen hikayesi, M. Yalçıntaş, s.138)
O anlaşmada İsrail'den almaya karar verdiği bütün ürünleri artık Başkan Erdoğan'ın yönettiği Türkiye yerli olarak kendisi üretmektedir!
Ne Erbakan hoca ne de Erdoğan zalimlere muhabbet etmiştir!
Ümmetin üzerine düşen yıldırımlara karşı bir nevi paratoner görevi yapmışlardır.
Evet, bulundukları mevkiin gereğini yapmışlar ve hem ülkelerine hem de ümmete faydalı olmaya çalışmışlardır!
Allah onlardan razı olsun ve kimseyi istikametten ayırmasın!