Kimine göre ateşkesin sınamalı ve müzakereci bir sürece evrilmesi; kimine göre sıcak savaşın gerilimli bir diplomasi olarak devam etmesi...
İran ile ABD arasında 60 günlük bir deneme süresiyle sınırlanan 14 maddelik anlaşmanın ardından kimse derin bir "oh" çekebilmiş değil.
Süreci hatırlayalım: 11-12 Nisan'da İslamabad'da ABD ile İran arasında, 1979'dan bu yana en üst düzey doğrudan temas olarak nitelenen görüşmeler gerçekleşti. ABD tarafından Başkan Yardımcısı JD Vance'in katıldığı ilk tur görüşmeler sonuçsuz kaldı. Anlaşmaya varılamadı ama çatışmalı evreye de geri dönülmedi. Çünkü savaşın sadece taraflara ve bölge ülkelerine değil, tüm dünyaya çok ciddi ekonomik maliyetleri oldu. İran'ın elindeki en büyük koz da zaten buydu.
17 Haziran'da ABD ve İran, 14 maddeden oluşan İslamabad Mutabakat Muhtırası'nı (Islamabad Memorandum of Understanding) elektronik imzayla kabul ederek 60 günlük müzakere sürecini başlatmış oldu. Elektronik ortamda imzalanan anlaşmanın maddelerini görüşmek için taraflar, 21 Haziran'da İsviçre'nin Bürgenstock bölgesinde bir araya gelerek mutabakata dair resmî uygulama görüşmelerini başlattı.
Maddelerin kapalılığının yanı sıra tarafların anlaşmayı kendine yontan söylemleri de 60 günün sonunda mutabakat metninden kalıcı bir barış çıkıp çıkmayacağına dair endişeleri besliyor. Ağırlıklı görüş, anlaşmanın nihai barıştan ziyade çatışmayı donduran geçici bir mutabakat olduğu yönünde. Taraflar da böyle algılanmasından memnun. Çünkü kendi iç kamuoylarına "istediğimizi almazsak kabul etmeyiz" pozu vermek istiyorlar.
Anlaşmanın kalıcılığının en güçlü teminatı, petrol fiyatlarının yükseleceği ve piyasaların türbülansa gireceği yeni bir dönemin yol açacağı maliyeti Trump'ın göze almak istememesi. İran ise, kuyruğu dik tutmuş olsa da, bu süreçte çok yıprandı. Bugün her şey normalleşse bile kendine gelmesi on yıllar alacak. Bu şartlar altında tarafların "geri adım atmadan kendi şartlarımızı kabul ettirdik" şeklindeki söylemleri, anlaşmanın süslü, fiyonklu ambalajı.
İlginç olabilecek nokta şu: İran'ın nükleer programına dair ABD'nin yüksek perdeden atıp tutmaları anlaşma metnine yansımamış. Çözüm sonraya bırakılmış. Bu da İran'ın anlaşma metninde Hürmüz'ü koz olarak kullanmaya devam edebildiğini gösteriyor.
Pek çok muğlak ifade olmakla birlikte belki de en dikkat çekeni 4. maddede yer alan şu cümle:
"The United States of America further undertakes to remove its forces from the proximity of the Islamic Republic of Iran within 30 days after the final deal."
ABD'nin İran'ın yakın çevresinden çekilmesi ne anlama geliyor? Savaş sırasında gönderdiği ek kuvvetler mi kastediliyor, yoksa ABD'nin Körfez de dâhil olmak üzere İran'a yakın ülkelerdeki askerî üslerinden de çekileceği mi söyleniyor? Bu yorumun aşırı olduğunu söyleyenler ağırlıkta olsa da, güvenliklerini büyük ölçüde ABD'ye bağlayan Körfez ülkeleri durumdan tedirgin. Dolayısıyla metindeki muğlaklık, ABD'nin Körfez'deki caydırıcılığının azalacağı şeklinde yorumlanabilir. Tabii ki bu durum, başta İsrail olmak üzere Suudi Arabistan ve BAE gibi aktörleri yeni güvenlik perspektifleri geliştirmek zorunda bırakacaktır.
İran-ABD geriliminin en başından beri birinci maddesi olan nükleer dosyanın sonraya bırakılmış olması, savaştan önce zaten açık olan Hürmüz Boğazı'nın anlaşmanın ekonomik kolaylaştırıcısı olarak İran'ın güçlü kozu olmaya devam etmesi ve ABD'nin bölgeden çekileceğini söylemesi, Washington'ın anlaşma metnine yansıyan somut bir kazanımı olmadığını gösteriyor.
Üstelik İsrail için olmazsa olmaz görülen İran'ın balistik füze kapasitesinin sınırlandırılması ve vekil güçlerle ilgili rahatsızlıkları gündem bile edilmemiş.
Dahası, İsrail'e sorulmadan Lübnan'ın da ateşkese dâhil edilmesi anlaşmanın en dikkat çekici kısımlarından biri. Bunun İsrail'deki yansımaları ve ABD-İsrail ilişkilerini nasıl etkilediği konusu ise bahs-i diğer.
Günün sonunda, anlaşmanın kendisi için bir kazanç olduğuna kendini ikna etmek için Trump'ın elinde kalan tek şey İran'ın dondurulmuş paraları.
Bu yüzden de "ABD tarafından kontrol edilen İran'a ait paralarla ABD çiftçisinden mısır, buğday ve soya fasulyesi satın alacaklarını, bunları da İran'a göndereceklerini" anlatıp duruyor.
Bu bile tek başına bu anlaşmanın kaybedeninin Trump olduğunu gösteriyor.