Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürü Ayşen Gürcan ile aile ve çocuk üzerine röportaj yaptığımda yıl 2011, nüfus artış hızımız 2.1 idi. Nüfus tartışmaları henüz başlamamıştı ama varılan nokta ürkütücü boyuttaydı. Zira Gürcan 2.1'lik artış hızını "yakın ve büyük bir tehlikenin habercisi" olarak nitelemiş, yaptıkları saha araştırmalarının sonuçlarını Başbakan'a rapor halinde sunduklarını ve Başbakan Erdoğan'ın da 2007'den itibaren çiftlere "üç çocuk tavsiyesinde" bulunduğunu açıklamıştı.
ERDOĞAN 2007'DEN BERİ SÖYLÜYOR!
Hakikaten Erdoğan yıllarca bilimsel veriler eşliğinde samimi çağrılarda bulundu. Doğum ve süt izninden başlayarak kadınların annelik haklarını destekledi, hem iş hayatına katılmak hem de anne olmak isteyenler için sistemi kadınlar lehine değiştirmek için etkili politikalar geliştirdi. Bu alanda sessiz bir devrim gerçekleştirdi aslında.
En son 1 Mayıs günü TBMM'den geçen 28 maddelik kanunla memur ve işçilerin doğum izinleri artırıldı mesela, çocuk koruma sistemi en üst seviyeye çıkarıldı.
2003'te doğumdan önce 6, doğumdan sonra 6 hafta olmak üzere toplam üç ay idi doğum izni. Şimdi doğumdan sonra kesintisiz 6 ay. Çocuk sayısına göre aile yardımları, evlenecek gençlere düğün yardımı, bakıma muhtaç aile fertlerine bakanlara maaş bağlama da dahil olmak üzere sayısız kalemde ailelere yapılan destekler var. Ama aileye yönelik tehlikeler azalmadı maalesef, arttı. Daha sinsi, daha incelikli kampanyaların hedefinde toplumumuz.
2026-2035 AİLE ON YILI ÇOK KRİTİK
Bir kere Türkiye 2.1'lik kritik eşiği çoktan aştı. Bugün 1.4 ile uçurumdan aşağı yuvarlanmaktayız. Tekrar 2.1 seviyesine (yani alt sınıra bile) çıkılması için en az 100 yıl lazım. Zorlu geçecek bu bir asırda ise az sayıdaki genç nüfus, yaşlı çoğunluğunun ekonomik yükünü ve bakım hizmetini sırtlanması gerekecek.
Dolayısıyla devlet ve toplum olarak zor ve hassas bir süreçten geçmekteyiz. Bu süreçte aile bağlarının güçlendirilmesi, genç evliliğin ve çocuk sahibi olmanın özendirilip desteklenmesi gerekiyor.
Tam da bu gereklilikler nedeniyle 2025 yılı Aile Yılı idi. 2026-2035 arası da (2 Mayısta Resmi Gazetede duyuruldu) "Aile ve Nüfus On Yılı" olarak ilan edildi.
Cumhurbaşkanlığı genelgesinde vurgulanan noktalar -dijital ortamdaki tehlikeler, küresel cinsiyetsizleştirme kampanyaları gibi- toplumda epeydir tartışılan konular. Genelge kurumlar arası bağlayıcı hükümlerle kamu kurumlarına görev tevdi ediyor ama kim üzerine düşeni ne kadar yapacak, göreceğiz.
AVRUPALI KADINLARA "KÖPEK ANNESİ" DEMEYEN BOSCH
Ama dakika bir, gol bir! Bu kadar hassas bir dönemde devlet politikası haline gelmiş konularda bile saldırıya ne kadar açık olduğumuzu gördünüz mü?
Aile yılı, aile on yılı ilan etmiş, nüfus politikalarını en üst düzeyde sahiplenmiş bir ülkede yabancı bir beyaz eşya markası hazırladığı reklam filmiyle sizin idealize ettiğiniz kavramı hedef alabiliyor. Türkiye'de elektrikli süpürge satmak isteyen Alman Bosch markası, köpek sahibi bir kadını "iki çocuk annesi bir anne" olarak kodlayarak hem topluma/annelere hakaret ediyor, hem de Türkiye'nin varlığını korumak için öncelikli politika ilan ettiği devlet politikasının içinden geçmeyi deniyor. Aynı markanın Avrupa için hazırladığı reklam filminde o kadın iki çocuk annesi iken Türkiye versiyonunda iki köpek annesi!
Bakar mısınız hadsizliğe, terbiyesizliğe, cürete!
Bosch Türkiye Anneler Günü reklamına tüm toplumla beraber Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da haklı olarak itiraz etti; Bakanlığın konuyu yargıya taşıyacağı aktardı. Firma reklamı geri çekti, RTÜK inceleme başlattı ama tepki dinmedi.
TÜRK AİLESİNİN VE GENÇLERİN HEDEF ALINDIĞI ÇOK AÇIK
Burada dikkat kesilmemiz gereken nokta şu. Bir reklam filmi üç günde hazırlanmaz, aylar süren titiz araştırmalar, denemeler sonrasında ortaya çıkar. Bu nedenle Türkiye'de aile kurumunu ve aile değerlerini sarsmaya yönelik Batıdan gelen bir saldırı olduğunu, buna çok önceden karar verildiğini söyleyebiliriz.
Nitekim Türkiye'de yayın yapan -BBC Türkçe dahil- pek çok Batılı yayın kuruluşu ilk günden itibaren bu yönde sistematik yayınlar yapmaktalar. Bu konuya defalarca dikkat çekmiş isimlerden biriyim. Gençleri evlilik fikrinden uzaklaştırmak amacıyla pek çok yayın yapıldı. Evliliğin kişiyi sınırlandıran, sıkan, özgürlüklerinden vazgeçmek zorunda bırakan gereksiz bir şey olduğunu; çocuk sahibi olmanın ise pek çok sıkıntıyı yüklenmek anlamına geldiğini işleyen yayınlar yaptılar. Haber ya da dosya konusu olarak sundukları içeriklerde gençleri kumara, sanal bahse, pornoya, eşcinselliğe, cinsel özgürlüğe telkin ve teşvik ettikleri açıktı.
ÇOCUKLARA SALDIRI "ÖZGÜRLÜK ALANI" OLAMAZ!
Sahipsiz sokak köpeklerinin çocuklarımızı parçalayıp öldürdüğü, eline silah alıp okul basan yahut sokaklarda akran kovalayan cani çocukların serbestçe dolaştığı ürkütücü bir dönemde "köpek annesi" (!) olmanın yüceltildiği, çocuk sahibi olmanın, çocuklara sevgi ve emek vermenin aşağılandığı özgürlük söylemini reddediyorum. Böyle bir fikir özgürlüğü, ifade özgürlüğü, yayın özgürlüğü, reklam özgürlüğü olamaz! Sert yaptırımları, indirimsiz cezaları savunuyorum.
Siyonist-kapitalist sistemin insan nesline yönelik topyekun bir soykırım ve sakatlama girişimiyle karşı karşıyayız. Tedbirimizi buna göre almak zorundayız.