Cengiz ÖZDEMİR

cengiz.ozdemir@star.com.tr

“Külekler Şehri”

Azerbaycan Türklerinin "Küləklər Şəhəri" dediği, bizim kulağımıza "Külekler Şehri" diye çalınan "Rüzgarlar Şehri" Bakü'ye ilk gidişim 1990 yılının Ekim ayındaydı. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ndeki çözülmenin giderek hızlandığı, buna karşın üye ülkelerde sokakların iyice hareketlendiği günlerdi. Moskova'dan Bakü'ye olan uçuşumuz, bizdeki eski köy otobüslerini anımsatıyordu. Moskova'daki yokluğa ve neredeyse açlığa tanık olduktan bir gün sonra, uçaktakilerin yanlarındaki yol azıklarından ısrarla bize ettikleri ikramları asla unutamam.

Şehrin ismine dair en yaygın kabul gören açıklama, Bakü'nün Farsça "Bad-kube" kelimesinden geldiğidir. Bu isim Bakü'nün meşhur sert rüzgarlarına bağlanır. Havaalanına iner inmez yüzümüze çarpan sert rüzgar, "Rüzgarla dövülen şehir" adının hakkını verircesine esiyordu.

Abşeron Oteli'nde, meydana bakan odalarımıza yerleştiğimizde, göz görebildiğine uzanan o koca meydanın çeperlerindeki kontrol noktaları ile kapatıldığını gördük. Meydan cezalıydı. Adım atmak bile yasaktı. Dönemin Cumhurbaşkanı Ayaz Muttalibov, Moskova'daki rejimin Azerbaycan'daki mutemediydi. Avrupa Türk-İslam Birliği Genel Başkanı Musa Serdar Çelebi ile beni kabul eden Başbakan Hasan Hasanov'u ise çok daha farklı hatırlıyorum. Bende, zamanın ruhunu fark etmiş; Sovyet sisteminin artık yürüyemeyeceğini görmüş, buna rağmen devlet ciddiyetini kaybetmeden görevini sürdürmeye çalışan bir devlet adamı izlenimi bırakmıştı.

Sözünü ettiğim meydanın adı, Sovyet Dönemi'nde Lenin Meydanı idi. Bağımsızlık hareketinin yükselmesiyle meydan büyük kitle gösterilerinin merkezi haline gelmiş ve Azadlık Meydanı adını almıştı.

Henüz birkaç ay önce, 19 Ocak'ı 20 Ocak'a bağlayan kara gecede, meydanı dolduran yüzbinlerce insanın adeta orada yaşayarak sürdürdükleri bağımsızlık gösterilerini bastırmak amacıyla Sovyet Ordusu Bakü'ye girmiş ve sivil halkı tanklarla ezmişti. Azerbaycan tarihine 20 Ocak ya da Kara Ocak olarak geçen bu vahşet, Sovyetler Birliği'nin son dönemindeki en kanlı müdahalelerinden biri olarak kabul edilir. Hayatını kaybeden insan sayısı resmi kayıtlara bile yüzlerce olarak girmiştir.

Bu olay, bağımsızlık hareketini daha da hızlandırdı. Kara Ocak çok büyük bir travmaya sebep olmuştu. Buna rağmen, Bakü'deki ilk günümüzde sokaklarda karşılaştığımız insanların yüzlerinde tarifi zor bir heyecan okunuyordu.

Bakü'ye geçmek üzere geldiğimiz ilk durağımız Moskova Havaalanında İngilizce bir açık hava reklamı görmüştüm. Reklamda, kocaman harflerle "SSCB: Bir Başka Dünya" yazıyordu. Her anlamda başka bir dünyadaydık. Neredeyse hiçbir şey bizim için kolay kıyaslanabilir ya da rahat anlaşılabilir değildi. Bakü'nün yaslı, yaralı ve yasaklı günlerine denk düşmüştü ilk ziyaretim.

Hayatın garip cilveleri var. Ziyaretimizden bir müddet önce Roterdam'da tanıştığımız Sahip Elekberov ve Eldar Azizov ile ikinci kez Bakü'de görüştük. Bugün Sahip Elekberov, Azerbaycan Ekonomi Bakan Yardımcısı. Eldar Azizov, bizim yönetim sistemimize göre vali diyebileceğimiz, Bakü Şehir İcra Hakimiyeti Başkanı. Aradan geçen bunca yıla rağmen ikisi de devlet hizmetindeki sorumluluklarını sürdürüyor.

Azerbaycan Müzik Akademisi'nin rektörü Ferhat Bedelbeyli'nin bizim için verdiği hoş geldiniz yemeğine dönemin Kültür Bakanı Polat Bülbüloğlu da katıldı.

Bir sonraki gün Sağlık Bakanı Talat Kasımov'un misafiriydik. El üstünde tutuluyor, "Çörək kəsmədən dostluq olmaz" diyerek bizim için birbiri ardına yemekler veriliyordu.

İlk ziyaretimizin bir başka önemli durağı Kafkasya Müftülüğü oldu. Allahşükür Paşazade, 1980 yılından beri o makamdaydı. Aradan geçen kırk yılı aşkın zamana rağmen aynı makamda bulunuyor.

Bir sonraki gelişimde artık bağımsızlık yoluna girmiş, umutlu ve seçim yapabilen bir ülkedeydim. Bakü sokaklarında yeni bir dönem heyecanı iyice yayılmış durumdaydı. İkinci ziyaretim, Ebulfez Elçibey'in Cumhurbaşkanı seçildiği 1992 seçimleri sırasındaydı. Aynı sokaklar bu defa korkunun değil umudun sesini taşıyordu.

Sonraki ziyaretlerimde ve özellikle son yirmi yılda Bakü, sadece Azerbaycan'ın başkenti değil, aynı zamanda Kafkasya'nın ve Hazar havzasının uluslararası merkezi olarak konumlanmaya başladı. Yıllar içinde her gidişimde şehrin biraz daha değiştiğini gördüm. Önce Hazar kıyısı değişti. Sonra Ateş Kuleleri yükseldi. Dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid'in tasarladığı Haydar Aliyev Merkezi, Bakü'nün yeni simgesi haline geldi. Bunları takip eden yeni metro istasyonları, havaalanı terminali, kongre merkezleri, lüks oteller ve kültür merkezleri ile Bakü adım adım büyük bir dönüşüm yaşadı.

Eurovision, Avrupa Oyunları, Formula 1, UEFA Avrupa Finali ve COP29 gibi uluslararası organizasyonlar da büyük bir başarıyla Bakü'de düzenlendi. Bütün bunlar da Azerbaycan ve Bakü'nün dünya tanıtımında iz bırakan diğer adımlar oldu.

Bakü'ye 1990 yılından başlamak üzere pek çok ziyarette bulundum. Bunlardan, 2014 yılında dönemin Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık'ın başkanlığındaki heyette olduğum bir ziyaret de unutamadıklarım arasındadır. Bu ziyaretin ilk günlerinde, Büyükelçiliğimizde Sayın Bakan onuruna verilen bir yemekteyken, esasen iki gün sonrası için planlanmış Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ziyaretinin o gün yapılması istendi. Merak ve telaşla Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı'nın yolunu tuttuk. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bizi kabul etti. Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın kendisini arayarak bir yıl sonra Antalya'da yapılacak G20 Zirvesi'ne ev sahibi ülkenin kontenjanından davet ettiğini anlattı. Bu müjdeli haber, daha biz Cumhurbaşkanlığı binasından ayrılmadan Bakü'nün gündemine oturmuştu.

İlk gidişimde yaslı, yaralı ve yasaklı gördüğüm "Külekler Şehri" Bakü, yıllar içinde yalnızca bir başkent değil, bölgenin en iddialı metropollerinden birine dönüştü. Ama hiç değişmeyen bir şey var. Abşeron'un sert rüzgarları... O rüzgarlar, dün olduğu gibi bugün de bu şehrin hafızasını diri tutuyor.