Babam, Artvin'in Arhavi ilçesinin Ulukent köyünde doğmuş. Annem, Kocaeli'nin Karamürsel ilçesinin Tepeköy'ünde. Benim doğduğum yer ise Hereke. Arhavi'ye ilkokul beşinci sınıftayken yalnızca bir kez gittim; Karamürsel'e ise çok daha sık. Çocukluğum, ilk gençlik yıllarım Hereke'de geçti.
Bizde sıkça "Memleketiniz neresidir?" diye sorulur. "Doğduğun yer mi, doyduğun yer mi?" Ara Güler bu tartışmaya "İkisi de değil" diyerek son noktayı koyar. "Memleketimiz, çocukluğumuzun geçtiği yerdir." Bunu rüyalarımız doğrular. Rüyalarımız -genellikle- çocukluğumuzu yaşadığımız yerlerde geçer.
Anne tarafım Lozan Antlaşması'yla yapılan mübadele ile Selanik'ten Türkiye'ye göç etmiş. Türk ve Rum nüfusları karşılıklı yer değiştirince, ailenin anne tarafı Yunanistan'da kalan Selanik şehrinden Kocaeli'nin Karamürsel ilçesine yerleşmiş. Ardından yolları, İzmit Körfezi'nin karşı kıyısındaki Hereke'ye düşmüş. Dedem, Sümerbank'ın Hereke Kumaş Fabrikası'nda çalışıp oradan emekli olmuş. Annem de aynı fabrikanın halı dokuma bölümünde çalışmış. Babamla annem Hereke'de evlenmiş; ben de orada dünyaya gelmişim.
Çocukluğumun Hereke'si rengârenkti. Bunu saf bir çocukluk romantizmine bağlamayın; o günlerin Hereke'si gerçekten öyleydi. Bugün geriye dönüp bakınca "Hiç de iyi gitmiyor" diyorum. Kimileri bazı istatistiklerle "Yanılıyorsun" diyebilir; fakat bu her türlü rakamdan arındırılmış kişisel kanaatim.
Hereke'nin yazlık ve kışlık sinemalarının olduğu günlerdi. Rıfat Ilgaz'ın "Hababam Sınıfı" adlı eserini, Hereke'de, sahnede, tiyatro oyunu olarak seyrettim. Bir kadınlar plajı ve bir de herkese açık plaj bulunuyordu. Dahası, Hereke yalnız Türkiye'de değil, dünyada da bilinen bir "markaydı."
Sümer Spor, mavi-beyaz forma renkleriyle su sporlarında adeta rüzgâr estirirdi. Yıldız Spor futbolda Kocaeli'nin önde gelen amatör kulüplerindendi; oyuncuları kırmızı-yeşil formalarıyla toprak sahalara renk katardı. Hem kendi sahamızda hem de deplasmanda oynayacağımız maçları iple çekerdik. Üstelik bu takımdan çıkıp Türkiye'nin en üst liginde profesyonel olarak top koşturan futbolcular bile vardı. Kocaelispor'da oynayan İsmail ve Giresunspor'da kaptanlık da yapan Oğuz, aklıma gelen ilk isimler arasında.
Hereke Sümerbank Fabrikası, yalnızca ekonomiye değil, sosyal hayata da önemli katkılar sağlıyordu. Her yaz, deniz kenarındaki nizami sahada Sümerbank'ın farklı bölümlerinin takımları arasında voleybol turnuvaları düzenlenirdi. O zamanlar voleybolun oyun kurallarını bugünkünden çok daha iyi biliyordum. Benim yelkene başladığım Sümer Spor da, aslında Sümerbank'ın sosyal hayata dair önemli girişimlerinden biriydi.
Hereke'de Sümerbank'a ve özel sektöre ait dokuma tesisleri vardı. Nadide Hereke ipek halıları, bu tesislerde ve neredeyse her evdeki tezgâhlarda dokunurdu. Bizim evimizde de halı tezgâhı eksik olmazdı. Örnek boyamayı, ilmek atmayı, "kirkit" denilen -dokunan her bir sırayı sıkılaştırmaya yarayan- ağırca bir demir tarak benzeri aletle her dokuma sırasını sıkıştırmayı ve makasla kırpmayı bile öğrenmiştim. Hafta sonları, yerli ve yabancı alıcıların doldurduğu bir halı pazarı kurulurdu.
İl çapında ilkokullar arası bilgi yarışmaları yapılırdı. Beşinci sınıftayken ben de Kocaeli'nin yerel gazetelerinde haber olmuş ve o kupürleri yıllarca saklamıştım. Hereke'de büyük bir bağımız yoktu ama evimizin bahçesinde yedi çeşit meyve ağacı vardı: Dut, kiraz, şeftali, nar, ayva ve iki farklı cins erik. Yılda bir kez kros düzenlenir, kasabanın tamamına bir atletizm coşkusu sarardı. 1976 yılında İzmit Körfezi'nde Dünya Optimist Yelken Şampiyonası yapıldı. "Bu kadar da olmaz" diyebilirsiniz ama oldu.
Yurt dışına ilk çıkışıma da yelken vesile oldu. 1978'de Türkiye Pirat Şampiyonası'nda millî takıma seçildim ve Bulgaristan'ın Varna şehrinde yapılan yarışlarda ülkemizi temsil ettim.
Böylesine renkli bir Hereke'de büyüdüm. Siz de benzer bir kasabada yetiştiyseniz beni anlayabilirsiniz. Yeşilçam'ın çocuk yıldızları Ayşecik (Zeynep Değirmencioğlu) ve Ömercik (Ömer Dönmez) komşularımızın akrabasıydı. Ziyarete geldiklerinde, onların çok daha renkli dünyalarını tanımaya çalışırdık.
Bugün o Sümer Spor ile Yıldız Spor'dan eser yok. Mavi-beyaz ve kırmızı-yeşil formalar, başka pek çok renk gibi soldu gitti. Artık Hereke Belediyesi de yok; nüfus gerekçesiyle "Körfez" adıyla sonradan oluşturulan bir ilçenin mahallesi haline dönüştürüldü. Belde belediyeleri sadece nüfusa dayalı bir kriterle ortadan kaldırılırken Hereke de bundan payını aldı. Bir dünya markası zarar gördü. Keşke Hereke bir istisna olabilseydi. Bugünkü halin sorumluluğunu, sadece mevcut hükümete yüklemek doğru olmaz; son elli yılın bütün iktidarları bu tablonun vebaline ortaktır.
Sonuç mu? "Dost acı söyler" deriz. Ümitsiz olmak elbette bize yakışmaz ama bütün bunlara rağmen, "memleketim" gördüğüm Hereke'nin dününe ve bugününe baktığımda, yarınlar adına içimi ısıtacak bir tablo ne yazık ki göremiyorum. Yine de bir gün, o eski renklerinin yeniden canlandırılabileceğine dair bir umudu içimde hâlâ saklı tutuyorum.