Cengiz ÖZDEMİR

cengiz.ozdemir@star.com.tr

“Muhsin Başkan”

Türkiye, 70'li yılların ikinci yarısında öğrenci olayları ile başlayıp toplumun tamamına yayılan kesif bir kavga iklimini yaşıyordu. Biz lise öğrencisiydik. Tarafsız olmayı kendimize yakıştıramıyor, tarafımızı seçmeye çalışıyorduk. Böylesi bir durumda, aileniz, çevreniz, okulunuz, değerleriniz sizin için belirleyici oluyor. Ağabey olarak gördüklerinizi rol model alıyorsunuz. Ağırlıklı olarak bu ve benzeri sebeplerle Ülkü Ocakları'nı kendimize yakın hissediyorduk. Ülkü Ocakları Derneği Hereke Şubesi Başkanı Tuğrul Özel yelken yaptığımız Sümer Spor'da ağabeyimizdi. Bir gün kendi balıkçı motorlarına "Kürşad" ismini yazdığını gördük. O güne dek duymamıştık. Sonradan Nihal Atsız'ın Bozkurtların Ölümü romanında okuyacağımız Kürşad İhtilali'ni o gün ondan dinledik. İlk gençlik yıllarımızda tek bir odadan ibaret olan Hereke Ülkü Ocakları'na gitmek, oranın mensubu olmak hayatımıza anlam katıyordu. Bir sonraki başkan Erdoğan Çatalyürek, Ocak'ın kütüphane sorumluluğunu da bana yükleyince mensubiyetim iyice pekişti. Sitayişle bahsettikleri "Muhsin Başkan" ismini ilk olarak onlardan duydum.

Lisenin son sınıfında Üniversite Seçme ve Yerleştirme Sınavları'na hazırlanıyorduk. Muhsin Başkan bütün şubelere bir tamim göndermiş, seçilmesi gereken okulları sıralamıştı. Hollanda'ya işçi olarak gitmeden önce Yığılca Belediyesi'nde fen memuru olarak çalışan babamın gerçekleştiremediği hayali, mühendis olmaktı. Teşkilat'ın belirlediği listeden Yıldız Mühendislik'i seçtim ve sınavda da kazandım. Üniversite seçimimde babam da Muhsin Başkan da etkili oldu.

1978 yılında Türkiye'nin her yerindeki Ülkü Ocakları Derneği Şubeleri, bir gecede Ülkücü Gençlik Derneği Şubelerine dönüştürüldü. Bu, kapatma kararına karşı alınan bir tedbirdi. Ülkü Ocakları Derneği Genel Başkanı Muhsin Başkan, Ülkücü Gençlik Derneği'nin de Genel Başkanı oldu. Ocağımızı dünyanın en büyük teşkilatı, mensuplarını dünyanın en büyük teşkilatçıları görüyorduk.

Nitekim, 15 Nisan 1978'de yapılan, bir milyon kişinin katıldığı Ankara Büyük Yürüyüşü ve Tandoğan Mitingi, 1970'lerin en büyük siyasi gösterisi oldu. Başbuğ Alparslan Türkeş'in en önde pankart taşıdığı bu tarihi yürüyüş ve mitinge ben de katıldım.

Ve 12 Eylül geldi. O gün Hollanda'da ailemin yanındaydım. MHP ve ülkücü kuruluşlar kapatılmış, yönetici kadrolarının neredeyse tamamı gözaltına alınmıştı. Türkiye'deki gidişatı görünce, Hollanda'da kalmaya karar verdim. Zaten hareketimizin tek bir çatısı kalmıştı: Avrupa Türk Federasyonu. Genel Başkan Musa Serdar Çelebi, Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı Ali Batman onun yardımcısıydı. Ramiz Ongun ile Türkmen Onur ağabeylik yapıyor, Ozan Arif kültür şölenleri düzenliyordu.

1981 yılının ilk ayında Muhsin Başkan da yakalandı, gözaltına alındı ve tutuklandı. Altı yıl süren hapishane hayatından sonraki ilk görüşmemizi tahliyesinin hemen ardından Ankara'da, Ocak Petrol AŞ'de yaptık. Benim payıma düşen de altı yıl boyunca vatanımda yaşayamamak olmuştu. O gün çay içerken saatinin metal kordonunu sarkıtarak hapishanede verilmeyen çay kaşığı yerine nasıl kullandığını göstermesi hep gözümün önündedir.

Muhsin Başkan'ı bir sonraki sefer evinde ziyaret ettim. Uzun uzadıya hareketi, memleketi tekrar konuşma, kendisinden dinleme fırsatı buldum.

Bir müddet sonra Avrupa Türk İslam Birliği kuruldu. O günlerde Muhsin Başkan ve arkadaşları da benzer bir yola girmek üzereydiler. Musa Serdar Çelebi ve Ali Batman için Türkiye'de aranma kararları bulunduğundan Muhsin Başkan özel bir görüşme için Frankfurt Havaalanı'na geldi. O görüşmeye ben de katıldım. Üçü de hareketin önde gelen isimleriydi. Saatler süren bir müşavereydi. Havaalanında mütevazı bir oturma grubunda oturuyorduk. Unutamadığım, havaalanında çalışan bir temizlik işçisi arada elindeki süpürge ile yakınlaşıyor, çalışırken dikkatle bizi izliyordu. Önemli ve ilgi çekici ama özel bir görüşmeydi. En çok da, o temizlik görevlisinin, görüşmenin önemini sezmiş gibi yanımıza gelerek "Hayırlı olsun" demesini unutamıyorum.

Siyaset, hele Türkiye gibi ülkelerde insan hayatını bir uçtan diğerine sürükleyebiliyor. Demek istediğim şudur: Hapishaneden çıktıktan dört yıl sonra Muhsin Başkan milletvekili olarak TBMM'deydi. O tarihlerde Türkiye'de olduğum için bir başka görüşmemizi de orada yaptığımızı hatırlıyorum. Gerçekten nereden nereye sorusunu o gün de düşündüğümü hatırlıyorum. Hatta şu küçük detay bile hafızama kazınmış. Şahsına ait mütevazı aracını emanet almış, Ankara'da diğer ziyaretlerimi onun aracı ile yapmıştım.

Bir yılı biraz aşan bir süre sonrasında artık Büyük Birlik Partisi Genel Başkanıydı. Ama onun gençlik liderliğinden beri üzerindeki misyonu temsil ve ifade eden Muhsin Başkan hitabı hiç değişmedi. O BBP'de siyaset yapmayan ülkücüler tarafından da her zaman Muhsin Başkan olarak anıldı.

BBP Genel Başkanı olduktan bir müddet sonra, 1978 yılında Ülkü Ocakları Genel Merkezi'nde birlikte çalıştığı Prof. Dr. Azmi Özcan ile bir sahur yemeğinde bir araya gelmelerine vesile olduğumu hatırlıyorum. Azmi Özcan benim sık görüştüğüm onların ise epey bir zamandır görüşmedikleri eski bir dostuydu. Dost ve arkadaşları farklı sorumluluklar aldıklarında onlara destek olabilmeyi çok arzu ederdi. O tarihlerde Azmi Özcan İslam Araştırmaları Merkezi Başkanlığını yürütüyordu.

Benim Kültür AŞ Genel Müdürü olduğum günlerde sık olmasa da görüşüyorduk. Star Medya Grup Başkanlığı görevini üstlendiğim dönemde de hayırlı olsun ziyaretime gelmesi, asla unutamayacağım bir başka hatırşinaslıktı.

Vefat ettiğinde 54 yaşındaydı. Kısa ömrüne çok şey sığdırmıştı. O gün hayatını kaybettiği, düşen ya da düşürülen helikoptere biniş sebebi bile Kahramanmaraş'ın Çağlayancerit ilçesindeki mitingden Yozgat'ta düzenlenen mitinge gitmekti.

Cennet mekân Muhsin Başkan'ın adının önüne gelen sıfatların değiştiği oldu. Fakat biz onu her zaman "Muhsin Başkan" olarak andık.