CHP'de uzun süredir devam eden kurultay tartışmaları, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin verdiği "mutlak butlan" kararıyla birlikte yeni ve kritik bir aşamaya taşındı. Mahkeme, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen CHP 38. Olağan Kurultayı'nın baştan itibaren hukuken sakat olduğuna hükmederek, kurultayın yapıldığı tarihten itibaren geçersiz sayılmasına karar verdi. Böylece yalnızca kurultay değil, bu kurultaya dayanılarak oluşturulan tüm parti yönetimi ve alınan kararlar da ciddi bir hukuki tartışmanın merkezine yerleşmiş oldu.
Süreç, CHP kurultayında usulsüzlük ve hukuka aykırılık iddialarıyla açılan davalar üzerinden ilerledi. İlk derece mahkemesi olan Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi, davanın "konusuz kaldığı" gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığı yönünde hüküm kurmuştu. Ancak bu karar istinafa taşındı ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi dosyayı yeniden değerlendirerek farklı bir sonuca ulaştı.
Mahkeme, Türk Medeni Kanunu'nun 83. maddesinde düzenlenen "mutlak butlan" kavramına dayanarak, kurultayın ağır hukuki sakatlık taşıdığı kanaatine vardı. Bilindiği üzere mutlak butlan, bir hukuki işlemin en başından itibaren kesin hükümsüz sayılması anlamına geliyor. Bu durumda işlem, yalnızca itiraz edildiğinde değil; kamu düzenine ilişkin görülmesi nedeniyle mahkeme tarafından resen de geçersiz kabul edilebiliyor. Dolayısıyla bu işleme dayanılarak yapılan sonraki tasarruflar da hukuki dayanağını kaybetmiş sayılıyor.
Daire, bu gerekçeyle yalnızca 38. Olağan Kurultay'ın değil, sonrasında gerçekleştirilen olağan ve olağanüstü kurultayların da hükümsüz olduğuna karar verdi. Ayrıca Özgür Özel ve mevcut parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına, Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki parti organlarının ise karar kesinleşinceye kadar göreve iadesine hükmedildi. İstanbul İl Kongresi'nin iptal edilmesi de kararın dikkat çeken diğer başlıkları arasında yer aldı.
TÜRKİYE YENİ YÜZYILI KONUŞURKEN CHP GEÇMİŞE DÖNDÜ
Şüphesiz ki bu karar yalnızca CHP'nin iç meselesi olarak değerlendirilemez. Ana muhalefet partisinde yaşanan böylesine derin bir hukuki ve siyasi kriz, doğrudan Türkiye siyasetinin genel işleyişini ve demokratik atmosferini de etkileyen bir boyut taşımaktadır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel husus, siyasi rekabetin ve parti içi mücadelenin demokratik zemine zarar vermemesidir.
Türkiye, ekonomik dalgalanmalardan bölgesel güvenlik risklerine, yeni anayasa tartışmalarından küresel jeopolitik kırılmalara kadar son derece kritik bir dönemden geçmektedir. Böylesine hassas bir süreçte, ülkenin ana muhalefet partisinin uzun süreli bir iç kriz girdabına sürüklenmesi, yalnızca partiye değil demokratik sisteme de zarar verebilir.
DEMOKRASİ EN ÇOK İÇERİDEN YARALANIR
Bu nedenle hem Kemal Kılıçdaroğlu'nun hem de Özgür Özel'in süreci kişisel rekabet alanına dönüştürmeden, hukuk zemininde ve demokratik olgunluk içerisinde yönetmeleri büyük önem taşımaktadır. Yargı süreci elbette işletilecektir; kararın Yargıtay aşaması bulunmaktadır. Ancak siyaset kurumunun asli sorumluluğu, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek değil, kurumsal istikrarı koruyabilmektir.
CHP içerisindeki bu gerilim ne kadar kısa sürede sağduyulu bir uzlaşıyla çözülebilirse, Türkiye siyaseti de o ölçüde nefes alacaktır. Çünkü Türkiye'nin artık iç kavgalarla, bitmeyen hizip mücadeleleriyle ve siyasi belirsizliklerle kaybedecek zamanı yoktur.