İbrahim Güneş

Neymiş, neymiş!

- İbrahim Güneş tüm yazıları

Önce cümleyi birebir buraya yazıyorum...

"Her şeyin en güzelini, en dürüstünü ve en kalitelisini hak ettiğime dair içimdeki o sarsılmaz, muazzam inanç...

Bu bir şımarıklık veya 'Prenses Sendromu' değil; bu kendi potansiyelimi ve ışığımı tam olarak idrak etmiş olmanın getirdiği o ağırbaşlı asalet."

Neymiş, neymiş!!!

"Kendi potansiyelimi ve ışığımı tam olarak idrak etmiş olmanın getirdiği o ağırbaşlı asalet."

Bak bak bak...

Sanırsın İngiliz Kraliyet ailesinin son varisi,

İmparatorun sürgündeki evladı, torunu...

"Her şeyin en güzelini, en kalitelisini hak ediyorum" ifadesiyle de doğuştan gelen haklarına işaret ediyor...

Yoksa hani uzaya füze göndermişliği, yolcu uçağı uçurmuşluğu ya da kansere çare bulmuşluğu filan yok...

İşin daha acı yanıysa sosyal medya hesabından paylaşılan bu ifadeler dahi kendisine ait değil, "Mental Simya" diye bir hesaptan alıntı...

Cem Yılmaz bu duruma dair tespitlerini paylaşırken sürekli bir "Beni anla kriziyle karşı karşıyayız" diye yakınıyordu.

Sonra boşandı...

Peki tüm bunları niye yazdım...

Bilmiyorum sizin çevrenizde de var mı ama benim çevremde boşanmanın eşiğinde, kıyısında köşesinde dolaşan çok sayıda çift var...

Üstelik de çok çabuk birbirlerinden vazgeçebiliyorlar...

Zaten istatistikler de genelde ilk beş yılın çok tehlikeli olduğunu söylüyor.

Ve taşlanmayı göze alarak yazıyorum...

Ortak payda kadınların mutsuzluğu...

Sürekli olarak talepkar davranan, mutlu edilmesi, motive edilmesi, teşvik edilmesi, övülmesi gereken bir profil oluştu...

Hayatlarının hep Instagram paylaşımı gibi olmasını istiyorlar. Çiçekler alınacak, beş taşlarla sürpriz yapılacak, akıllı telefonun son modeli çıkınca değiştirilecek vs vs...

Üstelik tüm tartışmalarda kocalar suçlu, hatalı, duyarsız çıkıyor.

Ya da en azından ben kocalar tarafından meseleyi dinlediğim için bende öyle bir izlenim bırakıyor... "Genelde kaç para kazanırsam kazanayım ona yetmiyor" sitemi gündeme geliyor...

Lüks bir hayat süremediği için, akıllı telefonun son modelini alamadığı için eşine değersizmiş gibi davranan insanlar türedi...

Bilmiyorum bu mesele helikopter aile krizinin bir yansıması mı ama sürekli olarak prens, prenses muamelesi görmek isteyenler hayatı kendine de çevresine de dar ediyor...

Üstelik de hep bir mutsuzluk sarmalının içine düşüyorlar.

Yani şikayet ettikleri hayattan, adamdan kurtulmak da onları mutlu etmiyor. Yalnızlıklarında da mutsuzluk üretiyorlar...

Ve bu örnekler evliliğe adım atmak isteyen gençleri de korkutuyor...

Oysa hayat böyle bir şey değil...

Mutsuzluklar da, acılar da, can sıkıntıları da hayata dair...

Bu insanlara tavsiyem "Beklentileri küçük tutup, sevinçleri büyük yaşamak" esas olmalı...

Ve son bir not;

Sosyal medyadaki viral olan kliplerde sürekli küçümsenen, hor görülen koca profilleri bana göre bir çürümenin işareti...

Zira siz eşinize saygı duymadığınızda çocuklarınız da duymuyor ve o çocuklar büyüdüğünde kurdukları ilişkiler, yuva da epey sancılı oluyor... Bu yüzden kocalara da buradan bir tavsiyede bulunmak istiyorum, görmeniz gereken saygıyı size göstermeyen bir ailede yaşıyorsanız işiniz gerçekten çok zor.

Rabbim sabır versin...

DR. FRANKEŞTAYN

CHP'li Mehmet Sevigen, Özgür Özel'e seslenip, "Parti kurmak, turşu kurmaya benzemez Özgür bey" diyor...

Üstelik de bu parti kurma sürecinde hançerlemeler de devam ediyor... Özel, CHP Grup Kürsüsü'nü illegal bir şekilde işgal etti, Kılıçdaroğlu'nu Meclis'e sokmuyor.

Meydanlarda yuhalatıyor, Garip Dede Cemevi'nde "Hain Kemal" sloganları attırıyor... Ama farkında değil galiba izlediği yol yol değil ve CHP'lilerin içinde de "Gidişat nereye?" sorusu daha çok soruluyor. Zaten bu yüzden de Özel-İmamoğlu ikilisi partiyi karpuz gibi ortadan yarıp mı gidecek yoksa onlara bir dilim mi düşecek?

Kılıçdaroğlu, YDK'yı çalıştırmaya devam ediyor... Arınma süreci dalga dalga büyüyor... Kavgalara, kapı kilitlemelere, eylemlere rağmen de hukuki zeminde işler yürümeye devam ediyor.

Özel bir yandan Kılıçdaroğlu'nu hedef alıyor, diğer yandan da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı mindere çekmeye çalışıyor.

Özel, "Paralel grup toplantısı"nda Erdoğan'ı Dr. Frankeştayn'a benzetti... Şöyle söyledi: "Eğer butlan bir canavarsa canavarı üreten de Frankeştayn'sa, Frankeştayn Recep Tayyip Erdoğan'ın ta kendisidir."

Peki Erdoğan ne söyledi de bu tartışma başladı...

Onu da bire bir paylaşayım.

"Birbirlerine tuzak kurdular, birbirlerini şikayet ettiler ve bizim değil, yargının değil, bizzat kendi eylemleriyle bu noktaya geldiler. Bir Frankenştayn ürettiler şimdi de ceremesini çekiyorlar."

Şimdi herkes kendi penceresinden meseleyi okuyup karar verebilir...

Frankeştayn CHP'nin şu an içine düştüğü durumsa ortada bir ucubelik olduğunu bizzat Kılıçdaroğlu söylüyor.

Yok eğer Dr. Frankeştayn, CHP'yi bu hale getirenlerse İmamoğlu'nun partiyi nasıl dizayn ettiğini, Özgür Özel'i neden seçtiğini iyi düşünmek gerekiyor.

Takdir milletin elbette...

KIRMIZI BÜLTEN NE SÖYLÜYOR?

Şii Hilali projesiyle coğrafyayı kan gölüne çevirdiler.

İranlıların refahından kısıp uzak diyarlarda ülkeleri dizayn etmeye çalıştılar. Terör örgütleriyle dirsek temasında kalıp, vesayet, vekalet unsuru olarak kullandılar...

Tüm stratejileri iflas etti...

ABD-İsrail saldırıları sonrasında "Acaba Tahran zihniyeti değişir mi?" sorusu soruluyor? Türkiye'nin izlediği yol örnek gösteriliyor.

İran'ın eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin danışmanlarından siyaset bilimci akademisyen Mahmud Sariul Kalem'in sözleri bu açıdan dikkat çekici...

"Kiminle oturup kalktığınız önemlidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, makamında Elon Musk ve Bill Gates gibi küresel teknoloji ve inovasyon dünyasının önde gelen isimlerini ağırlarken; biz ise enerjimizi Husiler ve Haşdi Şabi gibi silahlı gruplarla iç içe olmaya harcıyoruz."

Bu tespit önemli zira bu süreçte Tahran yönetiminin "Terör paradigmaları değişiyor mu?" sorusunu sordurtan bir hamle yapıldı.

İran, terör örgütü PKK'nın İran kanadı PJAK'ın elebaşları Emir Kerimi ve Siyamend Muini hakkında Interpol'den kırmızı bülten çıkarıldığını açıkladı. Oysa düne kadar teröristlerin varlığını dahi inkar ediyorlardı... Hatırlayın iki yıl önce Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler hem de televizyon ekranından "PKK'lılar Kandil tarafından İran'a kaçıyor. İranlılara teröristler sizin orada diyoruz. Onlar bize yok diyorlar. SİHA görüntüsü veriyoruz. İnkar ediyorlar" diye sitem ediyordu...

İşte o inkar ettikleri teröristleri kullanmak için İsrail, ABD'yi de peşine takarak bir hamle yaptı... Savaş ortamında İran'da iç karışıklık çıkarmak için terör örgütüne silahlar verildi. Ancak o teröristler bu silahları İran'da kullanmaya cesaret edemedi... Nedenini hepimiz biliyoruz. Benim burada bir hatırlatma yapmam gerekiyor ne demişti Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Terör bumerang gibidir. Bir gün döner sizi de vurur" Bu yüzden İran'ın "Kardeşlik Kuşağı" projesine destek vermesi kaostan, krizden değil istikrardan yana tavır koyması önemli olacaktır. Tabii bunu yapmak da çok kolay değil... Hatırlayın İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Azerbaycan'a bir ziyaret yapmış.

"İlişkilerimizi düzeltmemize karşı olanlar var ama biz onlara rağmen buradayız" diye konuşmuş dönüş yolunda helikopteri şaibeli bir kazaya uğramış, hayatını kaybetmişti...

KRİPTODA KAZANANLAR KAYBEDENLER

Kısa tutacağım...

Kripto para işine ilk günden bu yana hep mesafeli yaklaştım.

Büyük hayaller kurup, derin hayal kırıklıkları yaşayan, yuvası ocağı dağılanlar oldu. Tabii bu işten büyük paralar kazananlar da var...

ABD Başkanı Donald Trump'ın, geçen yıl kripto para işletmelerinden yaklaşık 1,2 milyar dolar gelir elde ettiği duyuruldu.

Ancak Trump kazanırken birileri de kaybetti zira bu işe para yatıranlar büyük hüsran yaşadı. Şöyle bir örnek vereyim bitireyim...

Trump'ın Ocak 2025'te piyasaya sürdüğü meme coinler 74 dolardan 1,68 dolara kadar geriledi. Yani bu işe para yatıranlar iflas etti...