Son yazımın başlığı "AB dayatmalarına geçit vermemeliyiz!" şeklindeydi.
Türkiye'ye karşı çifte standardını sürdüren ve kibirli bir dil kullanan AB'ye son uyarı Başkan Erdoğan'dan geldi!
AB buna fazlasıyla müstahak.
Çünkü ne kadar insan hakları demokrasi deseler de kolektif bir bilinçaltı yakalarını bir türlü bırakmıyor.
Alman bir siyasetçi olan Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula Gertrud von der Leyen'in Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı safa koyup tehdit unsuru olarak gösteren açıklaması ve Fransa Cumhurbaşkanının yaptığı açıklama öyle sıradan kişisel görüşler olmaktan ziyade batının Türkiye hakkındaki kanaatlerinin tezahürüdür.
Türkiye'yi çizecekleri zaman hâlâ fes ile çizen bir kolektif bilinçaltı var batıda.
Bunu AB'ye üyelik konusunda öyle fazla açık ettiler ki dün Başkan Erdoğan, "Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç Türkiye'nin Avrupa'ya duyduğu ihtiyaçtan daha fazladır.." demek zorunda kaldı.
1975 yılında müracaat eden Yunanistan 1981 yılında AB'ye üye kabul edildi.
Türkiye'nin 30 yıl gerisinden gelen 10 demir perde ülkesi toptan üyeliğe kabul edildi.
Dahası kendi kurallarına aykırı olarak Kıbrıs Rum Yönetimi'ne üyelik verdiler.
Ama AB'ye 1959 yılında müracaat eden Türkiye'nin üyeliği aradan 67 sene geçmesine rağmen kabul edilmedi!
Hele AK Parti döneminde tüm kriterleri tamamlamış olmasına rağmen üyelik sürekli sürüncemede bırakıldı.
Türkiye aynı zamanda bir Avrupa ülkesi olduğu için AB üyeliğini önemsiyor.
Lakin AB kendisini kelimenin tam anlamıyla bir Hristiyan kulübü olarak gördüğü için Türkiye'yi aralarına almak istemiyor!
Ne kadar yasal değişiklik yapılırsa yapılsın adamların tavrı değişmiyor.
Bu gerçek gün gibi açık ve net.
O yüzden Başkan Erdoğan 'Ankara kriterleriyle yola devam ederiz' diyerek batıyı sürekli uyardı.
Dünkü uyarıları da fevkalade önemliydi.
'Yeter artık!'der gibiydi.
AB'nin 15 Temmuz darbe girişimi konusunda da Türkiye'ye beklenen desteği vermediğini hatırlatan Başkan Erdoğan dedi ki: "İlk başvuru tarihimiz olan 1959'dan beri Avrupa içerisinde özellikle belli kesimlerde Türkiye'ye karşı kökleşmiş olan önyargıları bir türlü aşamadık. Kimi zaman demokrasimizi, kimi zaman ekonomimizi, kimi zaman nüfusumuz üzerinde, kimi zaman inancımızı bahane ederek bizi ötekileştirerek. Her seferinde Türkiye'nin tam üyelik sürecini yavaşlatacak bir bahane mutlaka buldular."
Birlikteki stratejik şaşılığa da vurgu yapan Başkan Erdoğan AB'ye şu ifadelerle resti çekti: " Dün olduğu gibi bugün de mesele Ankara'nın nerede durduğu değil Brüksel'in geleceğin dünyasında nerede olmak istediğidir. Türkiye'nin tam üye olarak yer almadığı AB'nin küresel aktör ve çekim merkezi olmayacağı anlaşılmalıdır. Biz varlığı hatırlanacak, ihtiyaç duyulunca kapısı çalınacak bir ülke değiliz.
AB, Türkiye'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalıdır. Unutulmasın ki ne Türkiye eski Türkiye'dir ne de dünya eskisi gibi Batılı devletlerin nüfuz alanına sıkışmış haldedir. Yeni aktörlerin boy verdiği küresel sistemin çok kutupluluğa evrildiği yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye yeni sistemin kutup başlarından biri olmaya namzet en güçlü ülkeler arasında yer alıyor. Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç Türkiye'nin Avrupa'ya duyduğu ihtiyaçtan daha fazladır. Avrupa yol ayrımındadır. Ya Türkiye'nin küresel ağırlığını birlik için fırsat olarak görecekler ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa'nın geleceğini karartmasına müsaade edecekler."
Evet Türkiye Yüzyılı'nın doğum sancıları bunlar!