Sibel ERASLAN

sibeleraslan@star.com.tr

“Salkım Söğüt”…

Allah, bizleri küçük bir suyun içine yazdı.

Sonra o su parçası, annesinin karnında günden güne büyüyerek, ete, kemiğe büründü. Karanlık, loş, ılık ama güvenli ve kuşatıcı bir yerde dokuz aylık bir bekleyişten sonra dünyaya geldik...

Önce annem ve hemen ardından sevdiğim akrabalarımdan, arkadaşlarımdan vefat edenler oldu, yani benim yolum, pek çok kişinin benden evvel geçtiği çok zor bir şehre düştü. O şehrin adı ölümdü... Nasıl anlatsam? Ölüm çok büyük bir şey. Böyle dağ gibi desem, yeryüzünün bütün dağlarını gördüm, deniz desem, bütün uzun denizlerini defalarca aştım. Haritalardaki hiçbir uzunluk, hiçbir büyüklük, hiçbir yükseklik, ölümle boy ölçüşecek nispette değil...

Peki, geride kalışın yani hayatın anlamı nedir, diye bir soru... Yaşadığımız her sorun, dert, tasa, merak, heyecan, paylaşamama, kıskançlık, sevmek, bağışlamak, bağışlayamamak, hepsi bu geride kalışın yüzünden aslında biliyor musunuz? İşte sanat dediğimiz o görkemli rüzgarın varlık sebebi de bu geride kalışla bağlantılı. Çünkü o yerçekimi gibi bir şeydir zannımca, bizi yeryüzüne bağlar.

Sanata büyük görevler yüklemek taraftarı da değilim öte yandan, çünkü kul yapısıdır, ama varoluşa dair çekilen sızılarla yakından ilgisi olduğunu düşünüyorum. Teselliyle ilgili olduğunu da. Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum gibi daha çocukluğumuzda sormaya başladığımız soruların ateşiyle yol alan tutkulu bir trendedir sanatçı. Arayışı, yolculuğu hiç bitmez, bekleyendir o çünkü.

Sinema ise; edebiyat, tiyatro, mim, fotoğraf, müzik, mimari, ışık ve efektler gibi neredeyse tüm sanat dallarından mürekkep bir ahenkler harmonisidir. Kurgu gibi fevkalade bir imkanla, adeta zamanı mühürler. Böylece algı evreninin tüm boyutlarını ele geçiren bir uzama sahip olur. Evrenin adeta kısıtlı bir simülasyonu gibidir.

Sinemada, alem gizlidir.

Gençler için seyir önerisi; usta yönetmen Mecid Mecidi'den gelsin öyleyse. 'Söğüt Ağacı' adlı filmini öncelikle öneririm. Orijinal isimi "Salkım Söğüt", yazının başlığına çektim. Dünyanın nasıl bir yer olduğunu seyredebilmek niyetiyle...

Göze ve görmeye odaklı bir sanat dalı olarak sinemanın, kendine baktıran, çeldiren, ayartan, ikna eden imgeler üzerinden akıyor oluşunu hep hesaba katarak, hep hesaba kattığı halde her seferinde de aldanarak geçmiş bir ömrüm var benim. Kendimi bildim bileli Yeşilçam filmlerinde hep ağlarım mesela ve her seferinde Babam; "Kızım bunlar gerçek değil, niçin ağlıyorsun." diyerek beni teselli etmeye çalışır. Peki gerçek olmadığını en başından beri bildiğimiz bir hikayeyi niçin gerçekmiş gibi pür dikkat seyrederiz.

Çünkü aradığımız aslında bir hayat aynasıdır. Başımızdan geçen hayatı durdurup da seyretme imkanımız olmadığı halde, sinema önümüzden geçen, akan bir hayattır. Bir ibretler aynasıdır. Karşımızdadır.

İranlı yönetmen Mecidi'yi izlerken, hayatı ve insanı anlamaya dair çok saygılı, zarif, içtenlikli, nezaketli bir çaba görüyorum mesela. Seyirciye müdahale etmeyen bir sinemacı o. Türk sanat çevrelerine hakim, kült halindeki Tarkovski saygısıyla kıyasladığımda, şu ciddi şu farkı görüyorum; Tarkovski, filmlerini adeta kendisi için çekiyor ve dehası o kadar görkemli ki filmlerinde görünmediği halde bile görünüyor. Mecidi'deki deha ise işi başından aşkın bir anneye benziyor, sürekli mutfakta yemek yapıp sofralar kuruyor, gelen giden- yiyen içen misafir çok, ama kimse mutfaktakinin kim olduğunu bilmiyor, sormuyor da. Mecidi de o anne kadar bonkör, ikramkar. Epifanik bir şekilde göründüğü halde bile görünmeyecek şekilde, sanki her karede geri çekiliyor.

Öyle zannediyorum ki bunu mahsusen yapıyor. Filmlerinde hiç bir mutluluğu, hiç bir neşeyi ebedileştirmiyor mesela. Çünkü ebedi yurdumuzda değiliz. Burası dünya. Dünyadaki eğretiliğimizin bir aynası olarak da hüznün sinematografik bir bilince dönüştüğünü düşünüyorum onun karelerinde.

Yaz tatilinde seyirlik bir öneri; "Söğüt Ağacı"...

Son söz; Molla Cami'den, Baharistan adlı eserinde talebelerine sorar; 'En güzel gönül hangisidir' diye. Talebeler cevap veremeyince kendisi cevaplar; "En güzel kalp, sevdiğinin hatırasını hep taşıyan kalptir" der. İnsanı, Allah'ı hatırlattığı için seviyoruz.