Selahaddin E. ÇAKIRGİL

selahaddincakirgil@gmail.com

Siyaseti, sadece bir ‘entrika yumağı' değil; İslamî mânasıyla da öğrenip hâkim kılmak mücadelesi vermek zorundayız

Dün sabah, KK ve 'ÖÖ' tarafdarlarının, Ana Muhalefet Hareketi'nin fiilî liderliğini üstlenmek kavgasını yansıtan boğuşma sahnelerini ekranlardan sizler de 1 saati aşkın bir süre boyunca temaşa ettiniz mi bilmem..

İki taraf da, aynı geçmişten ve aynı partilerden ve aynı resmî ideoloji çizgisine bağlı olan kesimlerdendiler. Ama, sanırsınız ki, bunlardan bir taife, iktidara gelince, diğerinin dünyası kararacak..

Bunlar, yarınlarda, iktidara gelmek veya iktidarın en büyük ortağı durumuna gelirlerse, bugün, nasıl bir iktidar açlığı içinde olan odakların, nasıl bir paylaşım boğuşmasına giriftar olacaklarını hayal ve tasavvur etmekten kendimi alamadım; 1960'lardan beri nice çetin siyasî mücadelelerin hemen tamamını dışardan olsa da, anlamaya çalışmak dikkatini yitirmeden tasavvur ve tahayyül etmek süzgecinden geçirmeyi unutmadan..

*

Siyaset, insan toplumlarını idare etme san'atı olarak tarif edilir, kısaca.. Hattâ, 'at'ları terbiye ve idare edenler için kullanılan 'seyis' kelimesinin de, Arapçada, siyasetle aynı kökten geldiği söylenir..

Siyaset üzerine çok çeşitli tarifler yapılmıştır, daha da yapılabilir..

Hz. Ali'ye, 'Siz rakipleriniz kadar siyaset bilmiyorsunuz' kabilinden bir eleştiri ifade olununca, ol mübarek'in de, 'Siyasetten anladığınız, entrika çevirmek ise, eğer Allah'tan korkum olmasaydı, siyaset yapmakta benimle kimse yarışamazdı' dediği rivayeti vardır..

(1950, 1954 ve 1957 genel seçimlerinde millet tarafından kesin bir ekseriyetle seçilen merhûm Adnan Menderes'in de (1950-60 arasında) 10 yıl başbakanlıktan sonra, bir askerî darbe ile devrilip, Marmara'nın ortasında, Yassıada'da düzmece bir mahkemede yargılanıp, darbecilerin cinayet çapındaki bir siyasî yargılama kararıyla, 17 Eylûl 1961'de idâm sehpasına gönderilişi sırasında, 'siyaset yolunda ilerledikçe gördüm ki, siyaset meğer âteşten bir gömlekmiş..' deyişi düşündürücüdür. (Bu vesileyle hatırlayalım ki, Başbakan Adnan Menderes'in idâmı yönünde oy kullanmış askerî darbecilerden bir generale, emekli oluşundan sonra, 'Sahi, Adnan Menderes'in idâm edilmesi için kanunî gerekçeniz neydi?' şeklinde sorulduğunda; o darbeci emekli asker, aradan 60 yıl geçtikten sonra bile hıncını terk edememiş olarak, 'Eğer, Adnan Menderes'in hiç bir yanlışı olmasaydı bile, onun, ezanı yeniden Arabça okutması bile, idamı için yeterli sebepti..' demekten kendisini alamamıştı.. (Evet, 1935'lerden beri, dönemin şefleri tarafından 'Ezân-ı Muhammedî'yi bütün dünya Müslümanlarının okuduğu şekilden çıkarılıp, Türkçe bir metne dönüştürülmesi ve o Türkçe metnin 1951'e kadar okutturulmasına; Adnan Menderes'in iktidara gelir- gelmez, son vermiş ve Ezân-ı Muhammedî'nin bütün Müslümanların okuduğu aslî şekline döndürmesine karar vermişti..

Evet, ülkemiz böylesine İslam düşmanı kişilerin nice en üst karar mercilerine yükseldiği bir dönem yaşamıştı..)

Şimdi, yeni nesiller bu anlatılanları dinlerken, inanmakta bile zorlanıyorlar ve 'O zamanlar nasılsa olmuş, ama, bu günkü dünyada öyle baskılar olmaz sanıyorlar..'

Halbuki, daha 10 yıl öncelerde, 15 Temmuz 2016 gecesi tekrar sahnelenmek istenen askerî darbe başarılı olsaydı, geçmiş nesillerin nice acı tecrübelerini yeni nesiller de tadacaklardı..

1945-50'lerde doğmuş olanlar 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi'ni ve Başbakan Adnan Menderes'le Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın düzmece bir mahkemede idam cezasına çarptırılmaları hâlâ da bir hukuk cinayeti olarak itiraf olunmamıştır.. (Ki, Demokrat Parti'nin 400 kadar m. vekili ve avukatları, Yüksek Adalet Divanı adıyla oluşturulan düzmece mahkemenin kanunî gereklere riayet etmediğini hatırlattıklarında, bu itirazcılara mahkeme başkanı Salim Başol, gayet açık bir şekilde, 'Ne yapalım, sizi buraya tıkan kuvvet, böyle istiyor!' diyecek kadar 'tarafsız' ve âdil bir mahkeme olduklarını göstermiş oluyordu.) Bugünün yeni nesilleri, askerî darbelerin ne olduğunu, bu yakın geçmişi zihinlerinde tahayyül ve tasavvur edemediklerinden anlayamazlar elbette..

*

Bizim neslimiz, Harbokulu kom. Kur. Alb. Talât Aydemir ve yardımcılarının 27 Mayıs 1960'daki Askerî Darbe başta olmak üzere, 1962-63'lerde iki askeri darbe teşebbüsü de başarısızlıkla sonuçlanınca, Aydemir ve yakın çevresi ikinci darbe teşebbüsünden sonra, yargılanıp kurşuna dizilerek idam olundular. Ama, darbecilik şeklindeki yeniçeri hastalığı' coğrafyamızı iyice kuşatmıştı..

12 Mart 1971'deki yarım askerî darbe ve hükümetin devrilmesi.. Sonra 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi.. ve 28 Şubat 1997'de, Başbakan Erbakan'ın ve hükümetinin devlet yönetiminden uzaklaştırılması.. Ve, sonra, 15 Temmuz 2016'daki darbe teşebbüsü..

Bırakalım, yıl öncelerdeki ve 8-10 yıl ara ile yenilerinin de tezgahlandığı önceki darbeleri; şimdi üniversite sıralarında okuyan nesillerin büyük kesimi, 10 yıl öncelerde 15 Temmuz 2016'daki askerî darbe teşebbüsü hakkında bile derinlikli bilgilere sahip değiller..