Cumhurbaşkanı Erdoğan epeydir bir tehditten bahsediyor.
Nüfus oranlarındaki azalma...
Bu konu gerçekten bütün kesimlerin üzerinde düşünmesi, üzerinde hassasiyetle durması gereken çok hassas bir konu.
Zira, bir ülkenin gücünü ortaya koyan en etkili kalemlerden biri o ülkenin sahip olduğu insan sayısıdır.
Yakın zamana kadar sağda solda caka sattığımız bu konu bugün ülkede bir numaralı tehdit olarak konuşulmaya başlanmıştır.
NERDE O ESKİ GÜNLER...
Dünyanın en genç nüfusuna sahip ülkesiyiz diye böbürlenir, hava atardık.
Avrupa yaşlılar ordusu, kıta bastonlular kıtası biz ise gençlerden oluşma bir ülkeyiz diye orada burada övünürdük.
Avrupa'da birçok ülkenin nüfusu kadar bizde öğrenci vardı.
Bu cümleleri hep geçmiş zamanda kurdum zira bunların hepsi mazide kaldı.
Biz artık üreyemeyen, çoğalamayan bir ülkeyiz ve böyle gittiği takdirde de yakın bir gelecekte ihtiyarlardan oluşma dünyanın en büyük huzur evi olacağız.
PEKİ NEDEN...
Evet bu konunun en kritik ve en hayati sorusu bu.
Bu konunun sorulması gereken tek sorusu bu.
Neden?
Neden ülkemiz bu konuda bir çöküşte?
Neden ülkemizde kısırlık diz boyu?
Neden ülkemizde sezaryen doğumların önü alınmıyor?
Neden ülkemizde tüp bebek kuyrukları arttı?
Neden ülkemizde gençler evliliğe, aile hayatına, doğurmaya soğuk bakıyorlar?
Kimler Türkiye'de nüfus artışının önünü kesmeye çalışıyor?
Şimdi önem sırasına göre bu soruların cevaplarına geçelim...
BİYOLOJİK SAVAŞ...
Türkiye'de doğum oranlarının düşmesinin en temel sebeplerinden biri gıdalardan aldığımız hormonlardır.
Bugün çok sayıda gencimiz tüp bebek kuyruğunda tedavi olmayı bekliyor.
Çünkü kısırlaştılar...
Ülkede kısırlık ciddi tehdit boyutlarında.
Çiftliklerde 40 günlük sürede pinpon topundan futbol topuna evrilen tavuklar, dört ayda yumruk büyüklüğünden insan boyutuna getirilen hindiler, hormonlu mısırlar....
Tüm bunlar bu süreçte etken mi?
Bu sorunun cevabını bir hatıratla vereyim.
OKTAY SİNANOĞLU...
Dünyanın en genç profesörü kimyager bir Türk evladıydı.
Yıl 2000...
TRT-2 de yayınlanan bir televizyon programında şans eseri Oktay Sinanoğlu'nu yakaladım.
Kanalı açtığımda programın bitmesine beş dakika kalmıştı.
Derin bir sohbetin sonuna gelinmişti.
Sunucu Oktay hocaya hararetle sordu;
"Hocam biyolojik savaş diyorsunuz, bu nasıl bir savaş..."
Oktay hoca bilinen sert tavrıyla cevap verdi;
"Bu savaş şu an kimsenin bilmediği en tehlikeli savaş. Bana bir laboratuvar ver, yarım saat sonra sana kısırlık yaratan virüsü getireyim."
Sunucu daha da çok heyecanlandı;
"Hocam vaktim kalmadı son iki dakika. Şu sorunun cevabını alayım. Peki bu virüsü getirdiniz, insanlara nasıl vereceğiz?"
Oktay hoca insanlara mesaj veren tarihi cevabı yapıştırdı;
"Çok basit! Gıdalarla. Gıdalar içinde en iyi virüsü mısır taşır. Mısırın tohumuna virüsü yerleştirdiğiniz an mısır ve onunla üretilen bütün gıdalar inanları kısırlaştırır. Bu kadar basit bir iştir bu."
ARİFE TARİF GEREKMEZ...
Oktay hocanın dediğinden hareketle şunu mu anlamalıyız?
Marketlerde çocuklarımız için satılan janjanlı paketlerde sunulan mısır ve türevleri cipslerden, çiftliklerde sadece mısırla beslenerek 40 günde büyütülen tavuklardan, yaratık hindilerden uzak mı duracağız.
Ben bilmem takdir okurun...
SEZARYEN BELASI...
Adı üstünde doğumun normali halk arasında adı "normal doğum" olarak anılan hadise.
Bunun yerine annenin karnında yedi kat gömleği keserek çocuk almakta neyin nesi anlamış değilim.
Hayran olduğumuz batıda sezaryen doğum için en az üç tam teşekkülü hastanenin olur vermesi gerekiyor.
Bir doktor kafasına göre sezaryen doğum yaptıramıyor.
Biz de ise evlere şenlik bir düzen var.
Sezaryen doğumun zararlarını önümüzdeki günlerde mutlaka yazacağım.
Ancak fırsatı bulmuşken burada kabaca bir iki başlık vermek istiyorum.
Sezaryen doğum yapan annenin tekrar gebe kalma ihtimali düşüyor, kalsa da en fazla iki çocuk sahibi olabiliyor.
Bu nedenle acilen şunu söyleyeyim...
Sezaryen doğum acilen yasaklanmalı, bir hekim kafasına göre bu doğum şekline karar verememeli.
ELİN İNGİLİZİ....
İngiltere doğumda "evde doğum" uygulamasına geçti.
Alo 155 türü oluşturulan özel bir hattı aradığınız an içinde ebesi olan bir sağlık ekibi anında kapınızda bitiyor.
Eski usul doğumu yapıp bebeği annenin kucağına verip ayrılıyorlar.
Aile yapısının çökmesi, gündelik ilişkiler, tekil yaşam tarzı gibi etkenler elbette nüfusun azalışındaki diğer faktörler.
Ancak tüm bunlar içinde öncelikli olan sebepler, önü bir an önce alınması gereken hususlar, kısırlaşmanın önüne geçecek gıda denetimleri, tarım politikaları ve sezaryen doğumlar.
İşe buradan başlayabiliriz...