Ne demiştik...
Trump'ın İran krizinde yaptığı şey, savaşı bitirmekten çok savaşın piyasalarda nasıl görüneceğini ayarlamak. Bir taraftan talepleri artırıyor, diğer taraftan anlaşma beklentisini canlı tutuyor. Petrol fiyatı kâğıt üzerinde dizginleniyor, borsalara "kontrol kaybedilmedi" mesajı veriliyor.
Ne var ki sahada aynı saatlerde başka bir tablo var. ABD askerî baskıyı sürdürüyor. İsrail Lübnan hattını sıcak tutuyor. İran ise nükleer başlığı görüşmelerin merkezinden çıkarıp savaşı durdurma, ablukayı kaldırma, tazminat ve güvence başlıklarını öne alıyor. İran Dışişleri Bakanlığı ve Dini Liderlik makamından yapılan son açıklamalar da bu çizgiyi gösteriyor.
Washington meseleyi hâlâ İran'ın geri adım atacağı bir pazarlık gibi sunmak istiyor. Tahran ise önce ABD'nin somut adım atmasını istiyor. Dondurulmuş varlıklar, deniz ablukası, bölgedeki Amerikan askerî varlığı ve İsrail'in saldırıları devam ederken İran'ın tek taraflı taviz vermeyeceği anlaşılıyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı ise ateşkes görüntüsüne rağmen İran'a ait bazı radar ve insansız hava aracı merkezlerini hedef aldığını duyurdu. Devrim Muhafızları ise buna karşılık Amerikan üslerinin bulunduğu bölgelere misilleme yaptığını açıkladı. Körfez'de bazı gemilerin İran'la koordinasyon kurarak geçiş yaptığı, İran'ın izinsiz hareket eden gemileri güvenlik tehdidi sayacağı bildiriliyor. Hürmüz'de gemilerin kiminle konuşarak geçtiği, sözde ateşkeste masadaki cümlelerden çok sahadaki dengenin hüküm sürdüğünü gösteriyor.
Öte yandan İsrail, Güney Lübnan'daki saldırılarını sürdürüyor. Dahiye bölgesine yönelik yeni saldırı emirleri, İran dosyasının yalnızca Tahran-Washington hattında ilerlemediğini gösteriyor. İsrail, işin açığı, bölgesel gerilimi canlı tutmaya devam ediyor.
Trump anlaşmaya varmak istese İran'a bazı somut tavizler vermesi gerekecek. Bunu yaparsa kendi tabanına ve siyonist çevrelere karşı zayıf görünecek. Geri çekilirse yenilgi görüntüsü oluşacak. Askerî gerilimi artırırsa bu kez enerji altyapısının hedef haline gelmesi, petrol fiyatlarının sıçraması ve dünya ekonomisinin daha ağır bir sarsıntıya girmesi ihtimali büyüyecek.
Asıl mesele şu... Bugün ne bölgede ne de küresel ölçekte yeni bir düzen kurabilecek, tarafları ortak bir zeminde buluşturabilecek bir güç görünmüyor. Düzen kurma kapasitesi zayıfladıkça krizler çözülmüyor, kaos tek politik argüman oluyor.
Bu çekişmenin ekonomik boyutuna gelince... Malum, Petrol fiyatı yükseldiğinde taşımacılık, gübre, gıda, kimya sanayisi, sigorta maliyetleri ve üretim zincirleri de etkilenir. Batı ülkeleri petrol rezervleriyle bir süre idare etmeye çalışabilir. Fakat rezerv satışı kalıcı çözüm değildir. Kriz uzarsa enerji faturası doğrudan sanayiye, hane halkına ve borç piyasalarına yansır.
Bir başka kırılgan alan da yapay zekâ yatırımlarıdır. Devasa veri merkezleri, elektrik, soğutma altyapısı, çip, maden ve büyük sermaye gerektiriyor. Körfez sermayesi bu alanda önemli rol oynuyordu. Bölge ülkeleri kendi güvenliklerini ve enerji altyapılarını korumaya öncelik vermek zorunda kalırsa, yapay zekâ balonunu besleyen para akışı da zorlanacak.
Dolayısıyla, Trump'ın piyasa yönetimi bir süre daha işe yarayabilir. Anlaşma haberleri dolaşıma sokulabilir, petrol fiyatı kâğıt üzerinde tutulabilir, borsalara rahatlama görüntüsü verilebilir. Fakat sahadaki her yeni saldırı bu görüntünün altındaki gerçeği biraz daha açığa çıkarıyor.
Günün sonunda hikaye şu aslında...
Dünya sözde ateşkes söylemleriyle avunmaya devam ediyor.
Ama böyle giderse sistemin aortu patladı patlayacak!