Halime KÖKCE

hkokce@star.com.tr

Süreci bıraksak kendi hâline, yine de ilerler mi?

- Halime KÖKCE tüm yazıları

2024'te TBMM'nin açılışındaki tokalaşma jestiyle başlayan sürecin bugün geldiği nokta, kimilerine göre "hayatta olmaz"dı.

Henüz kemale ermiş, hedefine ulaşmış olmasa da "galiba bu sefer olacak" dedirtecek şekilde kazasız belasız bugüne gelindi.

Devlet Bahçeli'nin, o ilk zaman kimsenin anlam veremediği, hatta inanamadığı "umut hakkı" çıkışının üzerinden yaklaşık 1,5 sene geçti.

Bu zaman zarfında bölgemizde yaşananlar ise Ekim 2024'te Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın peşi sıra sarf ettikleri "Yeni bir döneme giriyoruz. Dünyada barış isterken kendi ülkemizde barışı sağlamak lazım", "Şunun artık idrak edilmesi ihtiyaçtan öte bir zarurettir; bugün, İsrail saldırganlığı karşısında, içeride ve dışarıda çatışma alanlarının değil, uzlaşma alanlarının öne çıkması gerekiyor" sözlerinin anlam ve ehemmiyetini teyit eder nitelikteydi.

***

O günlerden bugünlere zaman su gibi akıp gitmedi; bölgemizdeki savaşların acı faturası her gün canla, kanla ödendi. İsrail ve ABD ittifakı savaşı İran'a taşıdığında, 1,5 yıl önce başlayan sürecin ehemmiyeti bir kez daha anlaşılmış oldu.

Suriye iç savaşının Türkiye'nin öncülük ettiği çerçevede sona ermesi ve Ahmet el-Şara öncülüğündeki geçiş hükümetinin kurulması da elbette "Terörsüz Türkiye" projesinden bağımsız değildi.

Tıpkı sözde KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat'ın, Cumhur İttifakı'nın "yeni bir oyun" peşinde olduğunu belirttikten kısa süre sonra, Abdullah Öcalan'ın talimatıyla PKK'nın silah yakma törenini bizzat yönetmek zorunda kalması gibi; PYD ve el-Şara hükümeti arasındaki 10 Mart mutabakatının gereğini yerine getirmeyenler de Suriye ordusunun Halep, Rakka ve Deyrizor bölgelerine yaptığı operasyondan sonra 10 Mart mutabakatının gerisinde şartlara rıza göstermek zorunda kaldı.

***

Sürecin enfekte olması için çabalayanların yanında bir de "bu iş olmazcılar", olana kulp takanlar, devamlı bardağın boş tarafını görenler vardı. Onların işi de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli'nin bu konuda hemfikir olmadıklarını tekrar edip durmaktı. Bahçeli'nin "cesur" çıkışları ile Erdoğan'ın "ihtiyatlı" tavrı arasındaki taktik farkın mahiyetini, ne anlama geldiğini ya anlamayacak kadar tez akıllı ya da süreci sabote etmeye yeminli bu tiplerin de şükür ki elleri bağırlarında kaldı.

Trump ve Netanyahu'nun İran'daki Kürtleri lejyonlaştırma projesinin tutmaması bile Türkiye'deki sürecin sıhhati sayesinde mümkün oldu.

Geçmiş olumsuz tecrübelerin yol açtığı yoğurdu üfleyerek yeme tavrımız baki ama bugün gelinen nokta itibarıyla daha iyimseriz.

***

Bahçeli'nin son grup toplantısındaki "Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun, özü açık olmalıdır: Bu mekanizma; toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, millî güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir. Bu tartışmalara son vermek için bunun adının 'Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü' olmasını öneriyorum." şeklindeki sözlerinin infial yaratmaması bile kayda değer bir yol alındığının göstergesidir.

Cumhur İttifakı ortağının bu sözleri ettiği bir vasatta Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın durduğu yer, tabii ki yine ihtiyatlı; "Terörsüz Türkiye" sürecinin ne kadar isabetli olduğunu teyit eder niteliktedir.