Resul TOSUN

rtosun@star.com.tr

Tam bir 'Öz yurdunda garipsin' hikayesi!

- Resul TOSUN tüm yazıları

Hep yazıyorum ve söylüyorum, bu ülkede kültür emperyalizminin esiri olmuş ve zihni işgal altında batıcı bir zihniyet var.

Kimin neye inanıp nasıl düşüneceği kişinin kendi bileceği bir iştir. Kimse, kimsenin düşüncesine ve inancına müdahale etme hakkına sahip değildir.

Fakat bu seküler batıcı zihniyet mensupları, ötekine saygı duymak yerine kendi ideolojisini ötekine dayatma, ötekini düşman görme ve yok etme mücadelesi vermeyi kendilerine vazife bildikleri için toplumdan kopuk bir azınlık konumundalar.

Bunların siyasetteki en güçlü temsilcileri CHP'dir. Medyada, akademide sivil toplum örgütlerinde de temsilcileri var.

Bunlar kendileri gibi düşünmeyen yönetimleri halkın iradesiyle yani seçimle de gelseler meşru görmezler.

CHP, 1950 yılından beri halkın iradesini hep küçümsemiştir, seçilenlerin yönettiği devlet kurumlarını itibarsızlaştırmayı ilke edinmiştir.

Mesela Kılıçdaroğlu dönemindeki CHP'nin en bariz özelliği seçilmiş cumhurbaşkanını ve yönettiği kurumların meşruiyetini sorgulamak olmuştur.

Şimdi onun çırağı aynı tutumu sürdürüyor!

Mesela bütün üniversiteler atanan rektörleri meşru görürken, Boğaziçi Üniversitesi'nde protesto eylemlerini sürdüren akademisyenler cumhurbaşkanının atadığı rektörü meşru kabul etmiyorlar.

Direniyorlar.

Dirensinler elbette bir mani yok ama zihniyet sorunlu bir zihniyet.

Benzer bir direnmeyi adı İstanbul Lisesi olarak da bilinen İstanbul Erkek Lisesi'nde görüyoruz.

Geçen hafta mezuniyet töreninde kimi sendikaların da desteklediği aynı batıcı seküler zihniyet bir kez daha kendini gösterdi.

Okul müdürü konuşurken törene katılan öğrenciler arkalarını dönerek okul marşını söylediler, kimi veliler ıslık çalarak slogan attılar ve müdürü konuşturmadılar. Törene katılan yöneticilere de saygısızlık ettiler. İl Milli Eğitim Müdürü de töreni iptal etti.

Eğitim Bir-sen 2. Nolu Şube Başkanı Mahmut Akay olayın ertesi günü o zihniyetin maskelerini indiren bir açıklama yaptı.

'Dün yaşananlar, okulda ilk defa yaşanan istisnai olaylar değil.' diyen Akay 2016'daki mezuniyet töreninde de benzer olayların yaşandığını hatırlatarak diyor ki:' Okulda yaşananlar müdüre sırt dönmekle sınırlı değil. Yönetmelik ve kanunların etrafından "Geleneklerimiz var." diye dolaşmak, kendilerini öğretmen ve idarenin yerinde hatta üzerinde konumlandırmak, okul disiplinini yetkililere bırakmadan kendi devrecilik hiyerarşileri üzerinden sağlamak, okula çağrılan bir misafire sunulacak plaket takdimini bile müdüre bırakmama mücadelesine girmek, bunlara boyun eğmeyen idarecileri, mezun derneklerini de arkalarına alarak baskılamak gibi başka herhangi bir okulda akla bile gelmeyecek olaylar ve nicesi yaşandı geçmişte.'

Akay olayı mezun derneklerinin eylemi olarak değerlendirerek diyor ki: 'Mezun derneklerinin öğrencileri koç başı gibi kullanarak okulu yönetmek istemeleri. Karşılarına öğretmen, idare, yönetmelik ve kanun çıkınca da öğrencileri öne sürüp gelenekleri bahane ederek istediklerini dayatmaya çalışmaları.'

Yani batıcı seküler zihniyetin bir sivil toplum örgütü üzerinden muhafazakar iktidarı/yönetimi protesto versiyonu.

'Mezun derneklerinin ve onların dümen suyundaki öğrenci ve veliler bu gücü ve cüreti nereden buluyorlar ?' sorusuna Akay'ın verdiği cevabın ilginizi çekeceğinden eminim. Diyor ki:

'1- Okulda Abitur adlı bir sistem uygulanıyor. Çocuklar bu sistemle Alman üniversitelerine sınavsız gidebiliyor. Zaten okuldaki yabancı dil ve sayısal derslerin tamamına maaşını Alman hükümetinden alan Alman öğretmenler giriyor. Yani okuldaki öğretmenlerin yarısı Alman vatandaşı. Alman hükümeti yıllık ortalama 5 Milyon Euro harcıyor buraya. Bunun üzerinden de kendi insan kaynağını bizim okullarımızda, bizim çocuklarımızdan ama kendi öğretmenleri ile sağlıyor. Başka ülkelerde de aynı sistemle çalışıyorlar, bize mahsus değil yani. Mezunların neredeyse tamamı lisans eğitimi için Almanya'ya gidiyor.

2- Türkiye'de kalmak isteyenlerin okulda YKS'ye hazırlanma gibi bir şansı yok. Çünkü bütün sayısalcı öğretmenler Alman, hiç Türk sayısalcı yok. Dışarıdan kurslara gitmek ya da özel ders almak zorundalar. Geçmişte Türk öğretmenlerden sayısalcı öğretmenler görevlendirildi ancak bu öğretmenler ve idare, mezunlar ve derneklerin lincine uğradı.

3- Odak Abitur olup Türkçe kültür ve yetenek derslerinin Abitur'a bir katkısı olmayınca öğrenci ne Türk öğretmenin dersine giriyor ne de (hafifleterek yazıyorum) ona gerekli saygıyı gösteriyor. Tehdit ve baskı ile Türk öğretmenleri yönlendirmeye çalışıyor. Okulda değersizleştirilerek, baskılanarak vesayet altına alınmaya çalışılan Türk öğretmenler de zaten Abitur ile pasifize olduğundan gerekli iradeyi koymaya imtina ediyor, kenara çekiliyor. Pansiyon ve okul nöbetlerini Türk öğretmenler tutuyor, Almanlar bu görevlerden muaf. Sair angaryalar da Türk öğretmenlerde.

4- Abitur'a gitmek için Alman öğretmenlerin uygun görüşü gerekli olduğundan Türk öğretmenden esirgenen saygı ve değer Alman öğretmene cömertçe sunuluyor. Tam bir 'Öz yurdunda garipsin' hikayesi.

5- Mezunlar derneği para, kariyer yardımı vb. araçlarla öğrencileri kontrol ediyor. Müdürler derneğin istediklerini yapmadığında öğrenciler provoke edilerek idarenin üzerine salınıyor. Sürekli bu yöntem kullanılarak idare baskı altına alınmaya ve bunun üzerinden okul idare edilmeye çalışılıyor.

6- Mevcut haliyle İstanbul Lisesi Türk milletine ve devletine değil Alman devletine hizmet ediyor. Almanların milyonlarca Euroyu esirgememesi bize duydukları muhabbetten değil tabii ki. Okula derhal sayısalcı Türk öğretmenler atanarak Alman öğretmenler gönderilmeli, Abitur sınıfları kapatılmalı. Uluslararası sözleşmeler gereği kapatılamıyorsa göstermelik seviyede tutularak azaltılmalıdır.'

Daha sonra Eğitim Bir-Sen İstanbul Şubeleri toplu bir açıklama yaparak, hocasını sırtını dönen zihniyeti ve kirli hesapları kınadılar, il ve okul müdürünün yanında olduklarını açıkladılar.

İşte Milli Eğitim Bakanı, hocasına sırtını dönen zihniyete son vermeye çalıştığı için kendisi de atadığı personel de seküler kesimin hedef tahtası haline geliyor!

Şükür ki ahali sağlam da 75 yıldır onlara bu ülkeyi yönetme fırsatı vermiyor.

Şükür ki artık milli sendikalar ve STK'lar var da gereken cevap veriliyor.

Ama yerli ve milli bir anayasa yazılmadan sorunun temelden çözülmesini beklemeyelim.

Ve bu kesimin sahip olduğu ideolojinin mevcut anayasanın himayesinde olduğunu da aklımızdan çıkarmayalım!

Yeni anayasa bir zarurettir!