Sibel ERASLAN

sibeleraslan@star.com.tr

Tenzile Erdoğan'ın duası; TÜRGEV'in 30.yılı…

- Sibel ERASLAN tüm yazıları

80'lerin ikinci yarısı, Türkiye'nin geleceğine hazırlanan bir siyasetçiyi adım adım büyütüyordu: Recep Tayyip Erdoğan. Onu tanıdığımda Hukuk'ta öğrenciydim, Teklif Dergisini çıkartıyorduk. Teklif, Tayyip Erdoğan Beyefendi'nin siyasi hareketliliğini de takip eden ve yanında duran bir dergiydi. Ama evlerine girip, sofralarına diz çöküp, çorbalarını içmem 4. sınıf Ramazan'ına denk gelir. Emine Erdoğan Hanım, üniversite öğrencilerini evinde açtığı sofralarla misafir ediyordu, o vakitler. Bizler de iftara katılan kızlardandık...

Tabii akşam ezanı, dar vakit, oruçlar açılırken hava lacivertten siyaha akıverir. Namazlar kılınıp çaylar içilirken, çaydanlık sobanın üzerinde fokurduyordu, vakit de epey kararmıştı. Kasımpaşa'daki evde Babaanne Tenzile Hanım ile de tanışmıştık, geliniyle birlikte yaşadı hep. Bizlere tedirgin gözlerle bakmış, şimdi evlerimize nasıl gideceğimizi sormuştu. Bir arkadaşımız yurtlarda yer bulamadıkları için öğrenci evinde kaldıklarını ama onun da imkanlarının çok kısıtlı olduğundan söz etmişti. O zamanlar sular kesilir günlerce gelmezdi İstanbul'da, abdest için marketten hazır su alıyoruz diye anlatırken, Tenzile Hanım Teyze, 'İnşallah öyle günler gelir ki hiçbiriniz dışarıda kalmazsınız, öyle günler gelsin ki hepinizin üstüne güvenli çatılar çatılsın inşallah' demişti...

Duaların kısa sürede hayatta boy attığını söyleyebilecek yaşa geldim ben de artık. Hamdolsun Allah bizlere çok güzel yollar nasip eyledi, yasaklar kalktı, kapılar açıldı, önce şehrimiz ardından ülkemiz hizmetlerle donandı, sıradan Anadolu çocuklarının bir umudu doğdu, yüzlerimiz güldü. Yıllarca çalıştık sonra 1994 seçimlerini kazandık. Ve 1996'da İsegev adı altında, İstanbul gençlerinin eğitimine ve barınmasına destek olacak bir vakıf kuruldu. Kız yurtlarının ilk basamağıydı bu... Hasanpaşa'daki ilk yurdu, orada yaptığımız buluşmaları, konferansları, moral gün ve gecelerini hiç unutamam. Bunlar küçük ama değerli adımlardı. 2012'de, İsegev'den TÜRGEV doğdu. Türkiye gençliğine ve eğitimine hizmet edecek gönüllülük esasıyla çalışacak bir vakıftı...

Tabii kısa zamanda göze dokunmuş, gözlere batar olmuştu TÜRGEV. Öğrencileri, yurt ve barınma imkanı sunarak adeta avlayan, mihnet altında bırakarak hazır kıtalar kuran bazı kesimler, özellikle FETÖ, TÜRGEV'den çok rahatsızdı. Olmadık iftiralara, yalanlara maruz kaldı TÜRGEV, ama yolunda dirençle, inançla durmaya devam etti.

2015'te Bursa TÜRGEV'e ziyaret ve teftişe gittiğimizde acayip bir manzarayla karşı karşıya kalmıştık. FETÖ öğrenci evlerinden sadakatsiz olmakla suçlanarak gecenin ortasında sokağa atılan bir sürü kız öğrenci ellerinde bavullarla girişin önüne yığılmıştı. Bir baba; kızını kolundan tutarak içeri sokmaya çalışıyor, hocalarımız istiab haddi dolduğundan bahsediyordu, yer kalmamıştı, yatak kalmamıştı, onlar böyle konuşurken, adamcağız kızının yatağını içeri doğru atmıştı, yerde yatsın yeter ki kurda kuşa yem olmasın, gecenin ortasında atmışlar bu çocukları diye bağırıyordu. O gece, yurdun sağlık odasında sedye benzeri bir yerde uyuklamaya çalıştığımı, seslerin sabaha kadar kesilmediğini, gece kalktığımda yerlere yatak sermiş yatan öğrencileri gördüğümü de asla unutmayacağım...

Sonra 2018-2020 ders yıllarında Ankara Hümeyra Ökten Kız Yurdu'nda, gönüllü öğretmenlik yaptım, öğrencilerle yatıp kalktım, birlikte top oynadık, sinema geceleri, çekirdek yeme geceleri, tiyatro, resim, edebiyat, hikaye atölyeleri yaptık. Mescidimizdeki maneviyatı ise sonrasında hiçbir yerde bulamadım. Müdiremiz Birsen Sümer bir enerji süpernovası gibi hepimizi sürüklüyordu peşinde. Hayatımın en renkli ve en genç iki yılını TÜRGEV Ankara'larda geçirdim. Öğrencilerle iletişimimiz halen devam ediyor. Hekimler, öğretmenler, eczacılar, ilahiyatçılar, fizyoterapistler, idareciler, hakimler, kaymakamlarla dolu bir albümüm oldu. Filistinli, Afrikalı öğrencilerimiz de vardı, Kenyalı bir kız Aişe'ydi ismi, beni annesine çok benzettiği için yerel bir kıyafet hediye etmişti bana... Hepsini şefkatle destekliyordu TÜRGEV. Ve şerefle.

Evvelki gün TÜRGEV'in 30. yılını idrak ettik. Başkanımız Hatice Akıncı Yılmaz da bir hukukçu. Parlak zekası, idealizmi, müeddep tavırlarıyla gençliğe örnek bir hanımefendi. Programda TÜRGEV'in genç nesillerini, dünya çapında başarılara imza atarken görmek göğsümüzü kabarttı. Sanattan, spordan, teknolojiden, tıp ve etiğe kadar pek çok dallarda dünya çapında yıldızları vardı artık TÜRGEV'in...

Evimizi derinden etkileyen hastalıklarla mücadele ettiğimiz için, 30. yılı, sosyal medyadaki canlı yayından takip ettim... Yaşlı bir ağaç gibi hala heyecanını yitirmemiş yapraklarım kıpırdaşarak seyrettim programı. Programda eski emektar yoldaşımız Ahmet Ergün ağabeyimize acil şifalar dilediler.

Ben de bizim evin dört bir yanındaki, masadaki, sehpalardaki serum, enjektör, haplar, ilaçlara bakıp, ''Şifa Allah'tandır!' dedim.

Zaman ne çabuk geçiyor, rüzgardan hızlı akıp gidiyor. Anlamın hareketle ilgili olduğunu düşünür pek çok kişi. Bense anlamın, hareketten çok duruşla ilgili olduğunu düşünüyorum. Şu kısacık hayatın anlamı, inancın verdiği dirençle sağlamca durmak... Son nefese kadar.