M. Yalçın YILMAZ

yalcin.yilmaz@star.com.tr

Trump Netanyahu'ya set çekiyor

- M. Yalçın YILMAZ tüm yazıları

The Guardian'ın dış politika analisti Simon Tisdall, "Trump'ın İran anlaşmasıyla yaşadığı aşağılanmayı atlatabileceğini ancak Netanyahu'nun atlatamayacağı" tespitini makalesinin başlığına taşıdı.

Hürmüz Boğazı üzerinde yaşanan gerilim İran-ABD görüşmelerindeki kırılganlığın ABD-İran ilişkilerinin mahiyetini değiştirdiğini de gösteriyor. Uzun zamandır İsrail'in bölgesel saldırganlığını askeri, diplomatik ve mali olarak sırtlayan Amerikan liderliği, ilk kez bu yükü taşımak istemeyen bir görüntü veriyor. Bu, bir kopuş değil belki ancak açık biçimde bir mesafe koyma, daha doğrusu İsrail'in bölgesel risklerini sınırsız kabulden uzaklaşma göstergesi.

Trump'ın barış anlaşması diye duyurduğu metin savaşın daha büyük bir felakete dönüşmesini önlemeye çalışan bir mutabakat zaptı. Çünkü mutabakat zaptının asıl anlamı nükleer dosyada değil, Lübnan ve Hürmüz başlığında ortaya çıkıyor. Çünkü Trump, Lübnan dahil bütün sahada ateşkes istiyor. İsrail ise tam tersine, Lübnan'ı operasyon sahası olarak tutmakta ısrar ediyor. Şimdi Trump'ın ihtiyacı savaşı dondurmak ve yakındaki seçimi atlatmak, Netanyahu'nun ihtiyacı ise savaşı uzatmak ve iktidarda kalmak.

Son günlerdeki gerilim, yalnız İran ile İsrail arasındaki çatışmanın uzantısı gibi değerlendirilmemeli. Daha derinde, ABD ile İsrail arasında hedef farklılığının neticesi. Trump yönetimi açısından savaşın uzaması petrol fiyatları, seçim baskısı, uluslararası maliyet ve müttefikliğin yıpranması demek. Netanyahu açısından ise savaşın durması, içeride siyasi zeminin daralması ve dışarıda hareket alanının küçülmesi demek. Aynı savaş, iki başkentte de iki farklı sonuç üretti.

Kim ne derse desin İsrail'in yalnızlaşması daha görünür hale geldi. İran yönetimi sarsıntıyı kısmen atlattı ve nükleer program tümüyle sökülmüş değil. Füze kapasitesinin ortadan kaldırıldığı söylenemez. En önemlisi de Lübnan dosyası, İsrail'in istediği gibi Hizbullah sistem dışına dışarıda çıkarılamıyor. Gelişmeler Tel Aviv açısından stratejik daralmayı kanıtlıyor.

İsrail'in yaşadığı sıkışma söylem düzeyinde de hissediliyor. Gazze'de süren yıkım, Lübnan'daki bombardıman ve işgal alanını genişletme arayışı, İsrail'i artık savunulması kolay bir müttefik olmaktan çıkarmış durumda. Avrupa kamuoyunda yükselen tepki, Körfez'de Riyad ve Abu Dabi ile artan mesafe ve ABD siyasetindeki rahatsızlık bir araya geldiğinde, Tel Aviv'in eskisi kadar rahat hareket edemeyeceği bir dönem çoktan başladı. Bugün İsrail'in askeri kapasitesinin sorgulandığını, büyünün bozulduğunu ve siyasi meşruiyetinin aşındığını söyleyebiliriz.

Körfez ülkeleri açısından da yeni denge dikkat çekici. Bu ülkeler savaşı sürdürmek istemiyor. Çünkü uzayan her çatışma, Hürmüz'de yeni baskı, enerji akışında yeni kırılma ve kendi güvenlik kalkanlarının pahalanması anlamına geliyor. BAE'nin İran'a yüksek miktarlarda para ödeyerek hedef olmaktan kurtulduğu iddiaları geçtiğimiz hafta dikkatimizi çekmişti.

Hürmüz'ün statüsü yeni bir tartışmayı başlatmıştı. Belki dünyadaki diğer boğazlar da bu saatten sonra benzer tartışmaların merkezi haline gelecek. Çünkü boğaz artık sadece enerji koridoru değil, savaş sonrası ortaya çıkacak statünün pazarlık sahasına dönüştü. İran, Lübnan'daki saldırılar sürdükçe ve anlaşmanın güvenlik maddeleri uygulanmadıkça Hürmüz kartını yeniden masaya sürecek. Trump ise ticaretin akmasını, piyasanın sakinleşmesini istiyor.

Önümüzdeki 60 günlük takvimde masanın her an devrilebileceğini, koşulların değişebileceğini unutmayalım.