Cüneyd Altıparmak

Trump'ın hediyelerinin hukuki karşılığı ne?

Uluslararası siyasette bazı açıklamalar, yalnızca günü değil, gelecek yılların güvenlik mimarisini de şekillendirir. Ankara'da devam eden NATO Zirvesi de bunlardan biri.

Zirvenin Türkiye'de gerçekleştiriliyor olması başlı başına önemliydi. Ancak peş peşe gelen iki açıklama, Ankara'nın istediği sonucu büyük ölçüde aldığını gösteriyor.

Bugün hem bu iki açıklamayı hem de bunların hukuken nasıl hayata geçirilebileceğini ele almak istiyorum.

İLK İŞARET RUTTE'DEN...

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, şöyle dedi: "NATO, yalnızca daha fazla savunma harcaması yapan bir ittifak değil; aynı zamanda üretimin, teknolojinin ve tedarik zincirinin daha bütünleşik hâle geldiği yeni bir savunma ekosistemi kurmak istiyor. Bunun doğal sonucu ise müttefikler arasında siyasi gerekçelerle uygulanan yaptırımların ve ihracat sınırlamalarının yeniden tartışmaya açılmasıdır..."

Özetle, birbirine yaptırım uygulayan bir müttefiklik sistemi olamayacağını söyledi.

VE TRUMP "HEDİYELERİ" AÇIKLADI

Rutte'nin çizdiği bu çerçevenin üzerinden henüz bir gün geçmişti ki, ABD Başkanı Donald Trump'tan çok daha somut açıklamalar geldi. Trump, Türkiye'ye uygulanan CAATSA yaptırımlarını kaldıracaklarını ve F-35 programını yeniden değerlendireceklerini söyledi. Hiç şüphesiz bunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kurduğu ilişkinin payı büyük. Ancak bunun yanında Türkiye'nin NATO 3.0 olarak tanımlanan yeni güvenlik mimarisinde jeopolitik omurga ülkelerinden biri hâline gelmesi de Washington'ın yaklaşımını etkiliyor. İşte Erdoğan tüm bunları bilerek talepte bulunuyor...

TRUMP'IN ÖNÜNDEKİ DUVAR

Trump'ın açıklamaları kuşkusuz önemli. Ancak ABD'de dış politika yalnızca Başkan'ın iradesiyle şekillenmiyor. Kongre'nin çıkardığı kanunlar ve yaptırım mekanizmaları, Başkan'ın hareket alanını ciddi biçimde sınırlandırıyor. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da mevcut Amerikan mevzuatı yürürlükte kaldığı sürece Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemini envanterinde bulundurmasının F-35 programına dönüşün önündeki temel hukuki engel olduğunu açıkça ifade etti. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Trump'ın siyasi tercihi değil; Kongre'nin kabul ettiği Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) ile CAATSA hükümlerinin belirlediği hukuki bir statüdür.

MEVZUATTA NE VAR Kİ?

ABD'nin 2020 Mali Yılı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nın (FY2020 NDAA) 1245'inci maddesi (*), Türkiye'ye F-35 savaş uçakları ile bunlara ilişkin teknik ekipman ve destek unsurlarının transferini yasaklıyor. Bu yasağın kaldırılabilmesi için ABD Dışişleri Bakanı ile Savunma Bakanı'nın Kongre'ye ortak bir sertifikasyon sunması gerekiyor.

Kanunun aradığı iki temel şart bulunuyor:

-Türkiye'nin artık S-400 hava savunma sistemine sahip olmaması,

-Gelecekte Rusya'dan benzer bir stratejik savunma sistemi satın almayacağına ilişkin güvenilir güvence vermesi.

Bu nedenle Ankara'da zaman zaman gündeme gelen; sistemi depoya kaldırmak, kutulamak veya aktif etmemek gibi önerilerin hangi hukuki formüle dönüşeceği teknik heyetler arasındaki müzakereler sonucunda netleşecektir. Bu çerçevede S-400 sistemlerinin üçüncü bir müttefik ülkeye devredilmesi veya satılması, Amerikan hukukunun aradığı şartı karşılayabilecek olası seçeneklerden biri olarak değerlendirilmekte...

CAATSA'DA DURUM

CAATSA yaptırımları bakımından da benzer bir tablo söz konusudur. Ancak burada önemli bir ayrımı özellikle vurgulamak gerekir. CAATSA'nın kaldırılması ile F-35 programına dönüş aynı hukuki süreç değildir. CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasında Başkan'ın siyasi iradesi daha belirleyici iken, F-35 programına dönüş doğrudan Kongre'nin kabul ettiği federal kanun hükümlerine bağlıdır.

KAAN MOTORU VERİLİR Mİ?

Bu hukuki tablo yalnızca F-35'i değil, KAAN projesini de doğrudan ilgilendiriyor. Savunma Sanayii Başkanlığı'na yönelik CAATSA yaptırımları nedeniyle Amerikan ihracat lisanslarının durdurulması, KAAN'ın kullandığı F110 motorları ile kritik alt sistemlerin tedarikini de etkiledi. Son dönemde motor satışına ilişkin olumlu gelişmeler yaşansa da yaptırımlar tamamen kaldırılmadığı sürece bu tedarik zinciri hukuki ve siyasi risk taşımaya devam edecek. Dolayısıyla Türkiye açısından asıl mesele yalnızca F-35 programına yeniden dönmek değil, savunma sanayiindeki uzun vadeli teknoloji ve tedarik zincirini hukuki güvence altına alabilmek... Şimdilik bu yola girildi, bu bile büyük mesafedir.

ESAS SORU

Şu aşamada, bugün tartışılması gereken asıl konu, Trump'ın ne söylediği değil; söylediklerinin Amerikan hukukunda nasıl karşılık bulacağı veya bunun için ne kadar mücadele edeceğidir... Eğer Washington'daki siyasi irade ile hukuki süreç aynı yönde ilerler ve Türkiye de S-400 konusunda hukuken karşılığı olan bir çözüm üretirse, yalnızca F-35 dosyası değil, Türkiye'nin Batı savunma mimarisindeki konumu da yeniden şekillenecektir.

İşte bu, gerçek bir dönüm noktasıdır.

(*) FY2020 NDAA'nın (2020 Mali Yılı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası) 1245. maddesi bugün de yürürlüktedir ve Türkiye'nin F-35 programına dönüşü bakımından temel federal kanun olma özelliğini korumaktadır. 2021-2026 arasındaki NDAA'larda bu hükmü yürürlükten kaldıran veya Türkiye bakımından değiştiren bir düzenleme yapılmamıştır. FY2020 National Defense Authorization Act'in (Public Law 116-92)