Zamanın ruhu diyoruz ya; galiba en çıplak hâlini Trump'ın gelgitlerinde görüyoruz.
Trump'ın İran savaşı boyunca yaptığı açıklamalar artık diplomasi trafiğinden çok ipin üzerinde yürüyen bir cambazın gösterisine benziyor. Sabah İran'a "bu gece çok sert vuracağını" söylüyor, Hark Adası'nı ele geçirmekten ve İran petrol satışlarını kontrol etmekten bahsediyor; birkaç saat sonra saldırıyı iptal ettiğini, İran'la metnin üst düzeyde onaylandığını, yakında Avrupa'da imza töreni yapılacağını duyuruyor. Bir ayağı savaş tehdidinde, öteki ayağı piyasa mesajında duruyor.
Bu cambazlık yalnız söz oyunu değil.
Trump önce bombalama tehdidiyle Tahran'ı ve piyasayı hizaya sokmaya çalışıyor. Ardından aynı piyasaların ürkmesini istemediği için anlaşma görüntüsü veriyor. Petrol tüccarlarının ilk tehdide beklenen paniği göstermemesi de buradan okunmalı. Çünkü artık herkes Trump'ın cümleleriyle eylemleri arasındaki mesafeyi biliyor. Tehdit büyük, karar oynak, sonuç belirsiz.
İran tarafı ise bu tabloya hızla müdahale etti. Tahran, nihai metnin tamamlandığı iddiasını yalanladı. İran medyası ve yetkilileri, bazı başlıklarda mesafe alınsa da kırmızı çizgilerden taviz verilmediğini duyurdu. Yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş varlıklar, ablukanın bitirilmesi ve Hürmüz hattındaki egemenlik İran açısından imza töreni dekoru değil, müzakerenin kendisi.
Trump'ın "İran liderliği onayladı" cümlesi bu yüzden havada kaldı. Washington anlaşma fotoğrafı vermek istiyor; Tahran ise o fotoğrafın altına henüz imza atılmadığını söylüyor. Savaş sahası gibi müzakere sahası da sisleniyor. Bu sisin içinde kim karar veriyor sorusu bile net değil. Trump mı, Netanyahu mu, arabulucular mı, yoksa piyasanın günlük havası mı?
Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Pakistan hattından gelen telefon trafiği de bu yüzden önemli. Trump önce İran'ı vuracağını ilan ediyor, sonra bölgedeki aktörlerin devreye girmesiyle geri adım atıyor. Bir süper gücün karar mekanizması, saatlik dalgalanmalarla işleyen bir kriz masasına dönüşüyor. Cambaz ipte kalmak için her tarafa bakıyor; fakat attığı her adım ipin biraz daha gerilmesine yol açıyor.
Hark Adası tehdidi bu gösterinin en sert numarasıydı. İran petrolünün ana damarlarından birini askeri olarak ele geçirmek, televizyon cümlesi olarak kolaydır. Fakat sahada bunun anlamı ağırdır: ikmal, sıcaklık, tahliye, füze tehdidi, deniz güvenliği ve İran'ın vereceği karşılık. Bu yüzden Hark çıkışı, uygulanmış bir askeri plandan çok, masaya sürülmüş kaba bir baskı kartı gibi duruyor.
Enerji piyasalarındaki sakinlik geçici uyuşma halidir. Stoklar, ertelenmiş talep ve kâğıt üzerindeki işlemler fiyatları bir süre tutabilir. Fakat Hürmüz hattı normale dönmezse petrol açığı kendini daha sert gösterecek. Mesele yalnız ham petrol fiyatı değil; ürün açığı, navlun, sigorta ve rafineri zinciri de aynı baskının içine giriyor.
Metal piyasalarındaki sıkışma savaşın başka yüzünü gösteriyor. Bakır ve alüminyum zaten arz gerilimi yaşıyordu. Savaşla birlikte dizel maliyeti, kükürt ve sülfürik asit zinciri de bozuldu. Maden sahasındaki aksama kabloya, enerji yatırımlarına ve sanayi üretimine kadar uzanıyor. İran savaşı sadece füze ve uçakla değil, rafineri yan ürünüyle, taşıma maliyetiyle ve maden kimyasıyla da ilerliyor.
SpaceX halka arzı ve yapay zekâ cephesindeki fiyat savaşı da tablonun dışında değil. Trump savaş tehdidi savururken teknoloji hisselerinin, halka arz iştahının ve yapay zekâ balonunun üzerine gölge düşsün istemiyor. Bu yüzden aynı gün içinde hem bomba tehdidi hem imza töreni cümlesi duyuyoruz.