Suriye'de sona yaklaşıldı.
Mart 2025'te imzalanan mutabakatın süresi aralık ayı sonunda doluyor.
Bugüne kadar mutabakatta belirlenen hususlara yönelik en ufak adım atılmadı, atılmadığı gibi bir de süreç olumlu yönde ilerlemediği gibi tam tersi Türkiye'nin ve Suriye'nin asla kabul edemeyeceği adımlar atılmaya çalışıldı.
Konuşana Değil Konuşturana Bak...
Bu durumun son örneği sürenin bitmesine günler kala terörist başı Mazlum Kobani denilen Ferhat Abdi Şahin'den geldi.
Boyundan büyük laflar eden terörist başı merkezi olmayan bir Suriye istediklerini söyleyerek şunları ifade etti;
"Birçok kişi bizim ne istediğimizi anlamamış. Biz merkezi olmayan bir Suriye istiyoruz. Bu merkezi olmayan sistem nasıl olacak? Elbette mümkün olan bir şey söylüyoruz.
Kürt güçlerin bir konferansı oldu ve federalizm talebi ortaya çıktı. Kürt güçleri bunu istiyor. Biz buna karşı değiliz. Ancak biz şu an mümkün olan şeyler üzerine çalışıyoruz. Uluslararası toplumun bunu kabul etmesini istiyoruz. Avrupalılar kabul etmeli. Şam hükümeti kabul etmeli. Biz şimdi böylesi bir arayışın içerisindeyiz. Bizim için esas olan kazanımları korumaktır.
Bunun için ne gerekiyor; bu halk (Kürt) yetkililerini seçebilmeli. Askeri, idari, güvenlik... Yetkililerini seçip kendilerini temsil edebilmeli. Kendi kendine seçmeli ve bu esas üzerinden Suriye devletine katılım sağlamalı.
Bizim merkezi olmamasından kastımız budur. Bu konuda açığız. Bunu Şam hükümetiyle ve herkesle paylaşmışız. Bu parçalanmak değildir. Suriye'yi zayıflatmaz, aksine güçlendirir."
Lafın Fazlası...
Ne diyor katil, anlayana.
Bizim mutabakata uymak gibi bir niyetimiz yok. Bizim anladığımız dil kötektir. Boşa zaman kaybetmeyin.
Ben de zaten baştan beri bunu söyleyenlerdenim.
Hatırlanacağı gibi süre içinde sürekli olarak söylediğim iki önemli husus var.
Bunlardan ilki terörün son nefesini Suriye'de vereceği hususudur.
İkincisi ise terörsüz Türkiye, terörsüz Irak, terörsüz Suriye için harekât ve operasyondan başka şans kalmadığıdır.
Görüldüğü gibi maalesef iş oraya doğru da gidiyor.
Stratejik Akıl...,
Bu akıl Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından bugüne kadar mükemmel bir şekilde kullanıldı.
Gidilmedik kişi, kapısı çalınmadık yapı kalmadı.
Kısacası yarın bir gün operasyon ya da harekât olursa; kimsenin bize söylenmedi, bizimle görüşülmedi, bizim fikrimiz alınmadı deme lüksü yok.
Devlet bu kozu almak için yaklaşık bir yıllık süre içinde her türlü adımı attı.
Dolayısıyla herhangi bir operasyon ya da harekât olduğu zaman tüm tarafların mevcut durumu kabullenmekten başka şansı yok.
Peki Nasıl...
Aralık sonunda süre dolacak.
Dolduğunda olumlu anlamda herhangi bir gelişme olmadığı takdirde bir askeri hareketlilik olacak.
İşte bu hareketlilik muhtemelen Fırat'ın doğusunda SDG'ye yönelik olacak.
Bu hareketlilik sadece Suriye askeri kuvvetlerinin katıldığı bir hareketlilik mi olur ya da Türkiye-Suriye ortak yapımı bir harekât mı olur kestirmek zor.
Belki de son ihtimal sadece Türk Silahlı Kuvvetlerinin katıldığı bir hareketlilik olur.
Tüm bu olasılıklar ihtimal dahilinde net olarak bir şey söylemek zor.
Net olarak söylenecek tek şey var, öyle ya da böyle bu harekât mutlaka olmalı.
Yaşanmış Örnek...
Bazı akıllar sahibinin sesiyle şu aklı üflüyor.
SDG'li teröristler Suriye Ordu yapısına entegre edilmeli.
Bu güdümlü akla inanan akıllara şu örneği vereyim.
Sudan...
Bugün ülke kan gölü...
Sudan'da devlet kendine olan isyanı bastırmak için terör örgütü ile iş birliğine gitti.
Sonrasında bu yapıyı "Hızlı Destek Kuvvetleri" adı altında legalleştirerek kendi ordu yapısına dahil etti.
İşte o yapı özüne dönerek ait olduğu devlete isyan etti ve bugün ülkeyi bölünmenin eşiğine getirdi.
Benden Söylemesi...
Bu nedenle bilerek ve hep ısrarla diyorum ki...
Harekattan başka şans yok.
Bilemediğim ya da söyleyemediğim bir tek şey var...
Hangi gece ansızın geleceğimiz...