• $ 5,7139
  • € 6,4095
  • 258.588
  • 98028.5
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Biz ‘yazı ahalisi’ gözlerini far ışıklarının kaptığı tavşanlara çok benziyoruz

Behçet Bey Neden Gülümsedi? Abdullah Harmancı’nın yeni öykü kitabı. Duygu yoğunluklu bir öykü estetiği var Harmancı’nın. Bu, kitaptaki 24 öykünün tama-mına sirayet etmiş. Hele ki ilk öyküye… “Yüreğe Çakılan Üç Çivi”yle açılan kitabı kapatmanız kolay olmayacak.

  • HALE KAPLAN ÖZ
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
x

Yüreğe çakılan üç çiviyle başlıyor kitap. “Ilgın diyordu, kaplıcalar diyordu, iyileşince ... diyordu.” Bu çiviler acıttığı kadar sabitliyor da acıyı. Onlar olmasa hayatımızda ne eksik kalırdı?

Acı bizi “biz” yapıyor.  Kul yapıyor. Sınırlarımızı gösteriyor. Değerli kılıyor. Dünya maceramızda, iplerin, sandığımızın aksine, bizim elimizde olmadığını gösteriyor. Bizi daha çok insan yapıyor. Bir metalin fırınlarda pişmesi gibi insan da Allah’ın elinde acılarıyla pişiyor. Olgunlaşıyor. Allah’a bağlılığı artıyor. Benim öykü estetiğim duygu yoğunluklu. Mesela hayal yoğunluklu değil. İnsanın duygularına doğru bir yolculuk.  İşin aslı, bu durum, bu son kitabımda çok fazla görüldü. Hissetmek ve hissettirmek istiyorum.  Bunu başardığımı sanıyorum… gelen tepkilerden…

“Otopsi”, artık cesede dönmüş bir mahallenin anı haritasını didik didik ediyor. Yaşananları somutlaştıran nesnelerin, hafızada kalandan daha dra-matik bir etki yarattığı söylenebilir mi?

Ben hep Cahit Külebi’nin “İstanbul” şiirini örnek veririm. “Kamyonlar kavun taşır ve ben / Boyuna onu düşünürdüm.” diye başlayan şiir şöyle biter: “Yine kamyonlar kavun taşır / Fakat içimde şarkı bitti.” Bu şiir, hayatta belki de en çok etkilendiğim şiirdir. Şundan dolayı. Birey, onca zaman yaşıyor. Deneyim kazanıyor. Hatalar yapıyor. Değişiyor.  Başka birine dönüşüyor. Ama ona, mesela beş yaşındaki halini anımsatacak her ne ise, bir nesne, bir eşya, bir şarkı, bir kamyon ve buna benzer bir şey, kırk sene önceki haliyle ulaşıyor. Kamyonların kavun taşıdığını görmek dünyanın en sıradan olayıdır belki. Ama bu görüntü, sizin kırk sene önceki halinizden bir anıyı da alır ve karşınıza getirir. Bu ikinci tablo, bir hafızası olan için değil, bir kalbi olan için dehşetle acıdır. Size ulaşmış ama asla ulaşamayacağınız bir eski zaman parçasını önünüze fırlatıverir. Değişen sizsiniz. Ama o durduğu yerde duruyor.

İki versiyonlu öykü: “Yol Arkadaşı”. Ne çok sevdiriyor bu hikaye kendini: Misafir ettiği meleklerden mi, çingene çocuklarından mı, yoksa kalbi-mizi taşıran o sesi, kokuyu duyumsatmasından mı, bilemedim. Siz yazarken ne yaşadınız?

Ben yazarken ne yaşadım… mı demeli, ben yaşarken nasıl yazdım… mı demeli? Öyküde olanların kurgu için eklenmiş bazı teferruatları çıkartılırsa, ne-redeyse birebir yaşadım bunları. Kendimi o topraklara hiçbir zaman layık görmemişken, aynen öyküdeki gibi, Kabe tv’y izlerken gözyaşlarımı tutamamaya başladım. Hiç hesapta yokken, umreye gitmeye karar verdim. Bu kararı verdiğimde maddi manevi hiçbir hazırlığım yoktu. Bir yerlerden telefon geliyor, “Ho-cam şu şu kitaplarınızın telifini iki senedir neden almıyorsunuz?” diyorlar. Gene yetmiyor. Bir yerlerden telefon geliyor “Hocam filanca faaliyetten şu kadar para almanız gerekirken almamışsınız” diyorlar. Ben şaşkın şaşkın bakıyorum olanlara. Sonra anlıyorum ki, mübarek yerde oteller iki kişilik ve benim yanıma birini bulmam lazım. Bu imkansız. Ben kimseyi bu konuda ikna edecek biri değilim. Üniversitedeki odama bir arkadaş giriyor. Tüylerimin ürperdiği, gözleri-min nemlendiği an… Bu arkadaş, diyor ki bana, umreye gideceğim, sen de gelmek ister misin? Şunları yazarken bile kendimi tutmakta zorlanıyorum.  Ama bir uyarı: Ben bunları yaşadığım için yazabilmiş değilim; o zaman olağan dışı olaylar yaşayan herkesin büyük bir romancı olması gerekirdi. Öykü olağan dışı deneyimlerle değil, kelimelerle yazılıyor.   

 Narsist olmak, fenomen olmak, ‘kral’ olmak bugün herkes için mümkün.  Ama bir felsefecide mücessem hale gelmiş... Bu tercihin sebebi nedir?

Zamanı gelince bir çiçeğin açması gibi bir şey bende yazmak. Siz “tercih” dediniz. Bana sorarsanız tercih değil. Peki ya ne? Yıllarca içinizde evirip çevirir-siniz ve bir gün “patlar”. İşte bu. Issız kalmış, üşümüş, uzak, tanımlanmamış yerlerimiz. İlk öykülerimden beri çıldırma temasını işliyorum. Zira çocukluğum-dan beri “çıldırma”nın ne olduğunu hep merak ettim.  Çıldırmak ne demek? Nasıl çıldırılır? Onun gördüğü benim gördüğümden başka bir şey midir? Bunla-rın içinden çıkan epeyce öyküm var.

“Güvercin Kanadı” ise hasedi çok net duyumsadığımız bir öykü. Edebiyat dünyasına, bir yazarın iç dünyasına dair esaslı tespitler barındırıyor. Öy-künün sonlarında “-vadilerde! dalgınca!-“ diye bir not düşülmüş... Yazarlar ve vadilerinden bahsetmek gerekir belki burada.

Ben yazıyı hiçbir zaman yüceltmedim. Okumayı da. İnsan ne kadar “çok”sa, çeşitliyse, farklıysa, ilginçse, yazı da, okumak da o derece çeşitleniyor. Gördü-ğüm kadarıyla, edebiyatçıların elinde bir hırs yumağına dönüşüyor. Bir cehennem ateşine dönüşüyor bazen de. Bazen cennetimize bir merdiven. Bazen bir öfke seli. Ben yazının bizi kirlettiğine şahit oldum. Elbette yücelttiğine de şahit olunabilir. Bunu başaran dostlar da vardır.  Yazı bizi hırs küpü yapıyor.  Kur’an muhteşem bir kitap. “Vadilerde dalgınca…” Bu ifadeler, kendini yazıya ve onun sonuçlarına kaptırmış, o şekilde yaşayıp giden insanların zavallılığını çok güzel anlatıyor. Biz “yazı ahalisi” gözlerini far ışıklarının kaptığı tavşanlara çok benziyoruz. Odaklandığı şey dışında bir şey görmeyen, kendini çok önem-seyen… Gerçeklikten kopmuş… Hakkında yazılan bir olumsuz yazıyla dünyası kararıveren garip kişileriz…  

Kitabı okuduktan sonra kapattım ve kapaktaki isim dikkatimi çekti. “Behçet Bey de kim?” dedim. Değil neden gülümsediğini, kim olduğunu bile bilmiyorum şu an.

Evet… Bu bir sır… Ve şimdilik sır olarak kalmalı…

 

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar

Yorumlarınızı kendi özgür iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

  • Lütfen birşeyler yazınız. Yorum alanı boş bırakılamaz.
  • Tebrikler! Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.
  • Mesajlarınız size hukiki sorumluluk doğurur.
  • Bir hata oluştu lütfen daha sonra tekrar deneyiniz!

Görevden alınan müze müdürünün odasından çıktı

Görevden alınan müze müdürünün odasından çıktı

Gözünü uzaya dikti

Gözünü uzaya dikti

Herkes bu gizemi merak ediyordu... İşte o sır!

Herkes bu gizemi merak ediyordu... İşte o sır!

Kars'ta bulundu... 3 kilogram

Kars'ta bulundu... 3 kilogram

Son dakika: YKS sonuçları açıklandı

Son dakika: YKS sonuçları açıklandı

HDP'li belediye caddeye teröristin adını taşıyan tabelayı astı

HDP'li belediye caddeye teröristin adını taşıyan tabelayı astı

'Parçalı Ay Tutulması' İstanbul'da böyle görüntülendi

'Parçalı Ay Tutulması' İstanbul'da böyle görüntülendi

Ortagus'tan haddini aşan Türkiye ve S-400 açıklaması

Ortagus'tan haddini aşan Türkiye ve S-400 açıklaması
 
Şaşırtan görüntü! Kavga ettiği komşusuna drone ile saldırdı

Şaşırtan görüntü! Kavga ettiği komşusuna drone ile saldırdı

WhatsApp'ta güvenlik açığı! Milyonlarca kullanıcıyı ilgilendiriyor...

WhatsApp'ta güvenlik açığı! Milyonlarca kullanıcıyı ilgilendiriyor...

Nefes aldıran kredi girişimciye açılıyor

Nefes aldıran kredi girişimciye açılıyor

Etiket kumpası can yakıyor

Etiket kumpası can yakıyor