• $ 5,3234
  • € 6,0499
  • 219.234
  • 98.454
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

İlhama inanırım, yazı benim kapımı çalar

Selvigül Kandoğmuş Şahin yeni öykü kitabında kendi kaderince kendini yazdırmış öyküleri bir araya getiriyor. Allah’ın her yarattığının kalbine dokunduğuna bir hastane odasında şahitlik eden yazar kitabın ismini de yine burada yazdığı bir öyküden ödünç almış.

  • HALE KAPLAN ÖZ
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
x

Yazıları ve öyküleri, Kafdağı, Hece, Hece Öykü, Yediiklim, Bir Nokta, Mahalle Mektebi gibi dergilerde yayınlanan, Gülendamın Renkleri, Hayırlı Haber, Kırık Zamanlar kitaplarını öyküseverlerin yakından tanıdığı Selvigül Kandoğmuş Şahin’den yeni bir öykü kitabı geldi: Allah Her Yüreğe Dokunur. Tüketim toplumu, kuşak çatışması, poplaşan yaşam biçimi ve anlam bunalımı kitabın ana eksenini oluşturuyor. Şahin’in kitabında Ömer Halisdemir anısına yazdığı bir öykü de bulunuyor.

Kapak resmi Cemal Toy’a ait kitabın. 

Allah Her Yüreğe Dokunur,  ismi ve resmiyle ilk bakışta okurun yüreğine dokunuyor. Her kitabın bir kaderi, ismi ve sureti var. Doğuş öyküsü var.

Bu kitabınki nasıl?

Kitapların da kaderi vardır.  Yazdıklarımızın, yaşadığımız döneme yazarın ruhunun yansımaları olarak adeta bir ayna tuttuğunu düşünmekteyim. Hem bireysel, hem toplumsal acılar odağında sorgulamalarla, dönüşüm ve değişimlerle hayat devam ediyor. Bu hengâme içinde yaşıyoruz ve yaşarken de yazıyoruz. Yaşamın damarlarından süzülüp gelen öyküler kurmaca, sanatsal dokunuşlar ve duyuşlarla sizi yazının kıyılarına getiriyor. Kitaptaki öyküler de kendi kaderince kendini yazdırmış öykülerdir. İlham ile yazan birisiyim. Yazı benim kapımı çalar daha çok.

Yazının kapısını özenle bazen acı ile bazen de iflah olmaz yalnızlık içinde nice sorgulamalarla çalarsınız. İşte o vakit anlarsınız ki tüm yazılanlar şifadır aslında, dermandır, dertlere ayna adeta bir yakarıştır. O zaman Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi “Şüphe edersen ayağın seni taşımaz. Basacağım, yürüyeceğim de ve bas, yürü!”. Siz de tüm şüphelerden ve kaygılardan azade basar yürürsünüz, size gelmiş olanı ilham ile yazarsınız öylece…

Kitabın ismi tüm öykülerle bütünleşiyor. Editörüm Mustafa Nurullah Celep bu ismi tavsiye etti yayıncım Ünsal Ünlü de destekledi.  Kitap yayımlanınca ve kapak görseliyle gerçekten çok uyumlu olduğunu gördük ve güzel karşılıklar buldu diyebilirim. Kapaktaki resim hocam ressam Cemal Toy’un eseri. Bizi kırmadı incelik gösterip katkı sundu sağolsun. Kütahya’nın kına gecelerinde dereye inen gelinleri resmetmiş. Ben onlara suda yürüyen gelinler diyorum. Tüm öykülerle kapak tasarımı da örtüştü diyebilirim.

Kitaba ismini veren hikâyenin iki ana karakteri: Acı ve dua. Hastalığa şükür için yazılmış gibi. Ne dersiniz?

 Okuduğumuz ve gerçekten günümüze kadar gelmiş olan pek çok yapıtın acılardan, trajedilerden esinlendiğini görürüz. Aslında Suç ve Ceza baştan sona bir dua kitabıdır. Bu kitabı siz dua ve arayışlar kitabı olarak da okuyabilirsiniz. Trajediler ne yazık edebiyatı daha çok beslemiş diyebiliriz. Leyla ile Mecnun, Romeo ile Julüet acaba vuslatı yaşalardı böylesine kalıcı bir hikaye bırakabilirler miydi arkalarından.

Daha çok ilham yoluyla yazan birisiyim. İçselleştirmeden, duyumsamadan ve gerçekten kahramanımla özleştirmeden kalemimi yazma eylemini gerçekleştiremiyorum. Masa başı öyküleri yazamıyorum. “İnsan sonsuzluk yolunun yolcusudur, Allah’ı ancak o bulacaktır. Onun bu yürüyüşünü engellemekten daha büyük günah olur mu?” diyor Var Olmak kitabında Nurettin Topçu. Sanatçı da yazı yürüyüşünde şiirini, hikâyesini, romanını dua eyleyerek arayışlarla Mutlak Hakikat yoluna doğru yürür diye düşünmekteyim.

Her kayıp size ne çok değere sahip olduğunuzu hatırlatır. Tabii yaşanılan acılar ve hüzünler de sanatkârın yüreğini daha bir incelterek onun eserlerine adeta derinlik ve duyarlılıklar yükler.

Dertler de hastalıklar da şifadır aslında. İnsanı onarır, hakikat yolculuğunda olgunluğa, erdeme ve soylu bir hayata hazırlar. Siz tüm yaşadığınız acılarla heybenizde biriken eserleri şahit eylerseniz. Tıpkı rahmetli Cahit Zarifoğlu gibi  “Ateş kararıyor, bu içimin alevleri /Acı çekiyorum elimden alınmışsın gibi” diye ifade ettiği zarif şiirler ve anlamlı cümleler kurup göçersiniz bu fani hayattan gerçek âleme.

Bu hikaye bir hastane yatağının dilinden. Duvarların dili olsa da konuşsa deriz. Konuşanın kimliği eşya dahi olsa hikayeyi başkalaştırır mı? Duvarlar nasıl anlatırdı bu hikayeyi?

Hocam ressam ilhami Atalay “Bir tablonun eser olma vasfı mevcut olarak ortaya çıkan yorumlama gücüyle ölçülür. Yorumlama, tabiatı ve nesneleri, mekânı farklı görebildiğimizle ilgilidir.  Yorumlayamadığımız her konu bizi kendisine esir etmiştir” diyerek son dersimizde bizlere gerçek sanat eserinin özelliklerinden bahsetti. Aslında sanatın dili ve meramı aynı. Resim, müzik, yazı hep aynı hikâyeyi anlatıyor. Ama yetkin bir sanat eseri olmalı önce.

Birkaç yıl önce büyük kızım bir rahatsızlık geçirdi ve biz yaklaşık 20 gün hastanede kalmak zorunda kaldık. İnsan her şeye alışıyor. Herkes kendi dünyasını yaşıyor ve o pencereden bakıyor hayata ve insanlara. Yine İsmet Özel’in bilinen sözü anlatmak istediklerime tercüman oluyor: ‘İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır.” Hastanede kaldığımız sürece pek çok insanı yakından tanıma fırsatı bulduk. Ve işte o zaman anladım. Rahman ve Rahim olan Rabbimiz her yüreğe dokunuyor. Yani sadece kendisini inancıyla etiketleyip, toplumda ayrıştırarak halktan kopuk halde bu kimlikle ifade eden ve tırnak içinde “mümin” olarak tanımlayanların değil, herkesin, her yarattığının kalbine ve her yarattığına dokunuyor. Tabii bunu bizler hep biliriz böyledir ama bu durumu yakinen müşahede etmek doğrusu beni derinden etkiledi. Ve hastane yatağı da bu şahitlikte tutunduğum bir nesne. Tabii duvarlar da olabilirdi. Ama yatak her anlamda daha işlerlikli olduğu için onu canlı bir nesne gibi dillendirmek daha çok işime geldi diyebilirim.

Değişen dönüşen hayatlar, kırsal ile kent çatışması ve yine inanmış hayatlardaki kayıplar, aşınmalar ve anlam arayışları ile eşya ile bağını sağlıklı kuramamış, tüketim toplumuna endeksli hayatların dağınık muhayyilelerini görmekteyiz. Bu öyküler belli bir dağılmanın da ifadesi olan bir dönem öyküleri sayılabilir mi?

Sanatçı, İlhami Hocamın dediği gibi tabiata bakar, hayata bakar ve esinlenir. Sonrasında eserini ortaya koymak için çabalar durur. Bu çabada aşk, heyecan, samimiyet ve yorumlama gücünün büyülü atmosferi yoksa eseriniz de kalıcı ve gerçek bir sanat eseri olmayacaktır. Yazdığımız nice hikâye hayatın damarlarından akıp gelir. Önemli olan bu değildir aslında önemli olan ortaya koyduğumuz eserin gerçek anlamda sanatsal yetkinliğinin olması, diliyle, üslubuyla asırlar sonrasına dahi bir mektup titizliğinde ulaşması. Tabii zarf önemlidir ama mazruf d a önemlidir. Yazılanlar itibari bir dünyanın eteklerinde ortaya çıkar. Sanatçı bu itibari dünyayı kurgularken hem okumalar yapar hem de gözlem gücünü kullanır. İşte tam da burada sanatın gücü ortaya çıkar. Samimiyet, özveri, çalışma, emek, yürek teri ve alın teri.

Yazdığım öyküler de kendi döneminin öyküleri olarak kendilerini yazdırmışlardır. Kayıplar, çatışmalar, nice maddi kazançla gelen manevi aşınmışlıklar. Tabii edebiyatın diline bu yoz hayatlar nasıl yansır naif anlatımlar bunu nasıl kaldırır bilemiyorum. Siyasal ve ekonomik anlamda kazanılanlar derin duyuşları ve manevi sezişleri ve yaşayışları dumura nasıl uğratıyor, ne durumdayız? Bu kitapta eleştirel bir bakış açısıyla evet kendime, yaşadığım muhite, bize ait olana, dua niyetine öyküler yazdım diyebilirim.

Kitabın son bölümünde iki 15 Temmuz öyküsü var, biri Ömer Halisdemir’in anısına. Büyük bir dönüm noktasıydı o gün. Edebiyatımızda güçlü görünürlüğünü istiyor ve sizin gibi öykücülerce kaleme alınmasından heyecan duyuyoruz. 15 Temmuz’un sizde hissettirdiği en güçlü duygu neydi?

Acılar soğur, ama edebiyat bu soğuk acıları yıllar, asırlar sonrasına taşıyan bir araçtır, bir duadır, zarftır ve mazrufu yürek yakan.

 En güçlü duygu değil de duygular diyebilirim:

İnanmak, ihanet, güven, akletme, istikamet, vatan, millet, birlik, şehadet, teslimiyet…

 

 

 

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar

Yorumlarınızı kendi özgür iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

  • Lütfen birşeyler yazınız. Yorum alanı boş bırakılamaz.
  • Tebrikler! Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.
  • Mesajlarınız size hukiki sorumluluk doğurur.
  • Bir hata oluştu lütfen daha sonra tekrar deneyiniz!

Afrin'de patlama: Ölü ve yaralılar var

Afrin'de patlama: Ölü ve yaralılar var

Avrasya pazarına Türk damgası

Avrasya pazarına Türk damgası

ABD'li kadınlar sokağa döküldü

ABD'li kadınlar sokağa döküldü

Uzmanlardan '#10yearchallenge' akımı uyarısı

Uzmanlardan '#10yearchallenge' akımı uyarısı

Türkiye 'Zeytin Dalı' şehitlerini anıyor

Türkiye 'Zeytin Dalı' şehitlerini anıyor

Avrupa yakasının ilk sürücüsüz metrosundan müjdeli haber

Avrupa yakasının ilk sürücüsüz metrosundan müjdeli haber

'Türkiye'de FETÖ örgütünün beli kırılmıştır'

'Türkiye'de FETÖ örgütünün beli kırılmıştır'

Yargıtay'dan emsal karar! İş yerinde sakın bunu yapmayın

Yargıtay'dan emsal karar! İş yerinde sakın bunu yapmayın
 
İlk anayasa: Teşkilat-ı Esasiye - Tarihte bugün 20 Ocak 1921

İlk anayasa: Teşkilat-ı Esasiye - Tarihte bugün 20 Ocak 1921

Sosyal medyada günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Sosyal medyada günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Tam Ay Tutulması çok büyük etkilerle geliyor

Tam Ay Tutulması çok büyük etkilerle geliyor

'Türkiye'nin Arısı' başardı

'Türkiye'nin Arısı' başardı