29 Haziran 2022 Çarşamba / 30 Zilkade 1443

Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım!

Sebilürreşad Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Bayhan: “Bugün Afrin’de verilen mücadele de milli bir mücadeledir” diyerek Mehmet Akif’in torunu Selma Hanım’ın “Eğer ihtiyaç olursa bendeniz 73 yaşındayım, cepheye gitmeye hazırım” sözlerini hatırlatıyor ve ekliyor: “Sebilürreşad olarak cephedeki askerlerimize kalbi şükranlarımızı sunuyorum.”

BÜŞRA UĞRAŞ11 Mart 2018 Pazar 07:00 - Güncelleme:

İstiklal Marşı’mız ruhumuzdaki gerçek anlamını 15 Temmuz’da buldu. O geceye kadar tarih kitaplarında okuduğumuz bağımsızlık mücadelesini saatler içinde fert fert yaşayınca Mehmet Âkif’in ‘Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım’ diklenmesinin de ‘Arkadaş yurduma alçakları uğratma sakın!’ ikazının da aslında her birimiz için söylendiğini anladık. Yarın İstiklal Marşı’mızın kabulünün 97. dönümü. Âkif’i İstiklâl Marşı’nı yazmaya götüren süreçteki en önemli satır başlarından biri kuşkusuz Milli Mücadele’ye destek verdiği Sebilürreşad Dergisi. İstiklal Marşı’nın da ilk kez yayınladığı mecra olan dergi bugün yeniden yeni bir Milli Mücadele sürecinde okurla buluşuyor. Sebilürreşad Dergisi’nin dün ve bugünkü misyonunu, İstiklal Marşı’mızın yazım sürecini Sebilürreşad Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Bayhan ile konuştuk.

- Bugünden baktığınızda İstiklal Marşı’nın değerini, bugünkü karşılığını, temsil ettiği değerleri nasıl tanımlıyorsunuz? 

İstiklal Marşı, diğer milletlerin milli marşlarından farklı olarak zaferin sonrasında değil, öncesinde kaleme alınmış bir şiir. Ancak bu şiiri bizim için değerli kılan, şairinin on kıtasına işlediği milli hislerdir. Dünyada başka hiç bir milli marşın bu formasyonda olmadığını görüyoruz. Manzum bir eser olarak, tipik Akif şiiri; kafiye düzeneği ve ses uyumuyla tam anlamıyla tesir gücü yüksek bir dil ve üslup hakim. Tüm bunların yanında İstiklal Marşı’nı bütün bir millet olarak bizim için değerli kılan onun “milli mutabakat” metni olarak yazılmış olması. Akif, şiirinden önce onun taşıdığı ruh ve iklimini hayatında yaşamış bir şair. “Korkma!” derken, bu cihetle yapar çağrısını. Onca savaşlara, acılara, yok edilmesi için tüm ehli salibin bir araya gelmesine rağmen yaptığı çağrı aslında “Bir adım dahi geri atma” manasındadır. Şiirin başında ‘nazlı hilal’ diye simgelediği hilalin, şiirin sonunda ‘şanlı hilale’ dönüşmesi bu yüzdendir. Şiir boyunca milletle, askerle, cephede mücadele veren er’le muhataplığını bayrakla diyalog kurarak anlatmaktadır. Diyalogu şiir boyunca sürdürür. Zaman zaman millete döner ve “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı, düşün altında binlerce kefensiz yatanı, sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı, verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı” uyarısını yapar ve vatanını satma diye haykırır. 

- Mehmet Akif ve Eşref Edip 1908 yılında Sebilürreşad Dergisi’ni nasıl bir misyonla kurmuştu? O günlerde dergi hangi amaca hizmet ediyordu?

Mehmet Akif ve Eşref Edip Bey, Meşrutiyet’in ilanının hemen ardından İstanbul’da başlayan basın yayın faaliyetleri kapsamında izin verilen 220 gazete ve dergiden biri olan Sırat-ı Müstakim’i çıkartırlar. Osmanlı’nın yıkılma döneminde İslamcılık fikriyatına ve ittihad-ı İslam düşüncesine çağrı yapan bir yayın politikası yürütülür. 

- Dergi etrafında bir araya gelen entelektüel isimler, Osmanlı coğrafyasında bu sancıyı çeken isimlerle temas kurmuş, her biri kendi bölgesinden yazı ve haberlerle dergiye katkı vererek adeta ortak bir kültürel ve fikirsel adrese dönüşmüştür. 

Dergi, daha sonra İttihat ve Terakki’nin politikasına eleştiriler getirince ittihatçılarla yolları ayrılmış ve 1912’de dergiyi kapatmışlar. Akif bunun üzerine ‘Sebilürreşad’ (Olgun yol/Dosdoğru yol) anlamında devam dergisini kurmuş ve yürüyüşüne devam etmiştir. Başmuharrirliğini kendisinin yaptığı dergide ilmi ve fikri derinlik özenle korunmuş. Derginin Kurtuluş Savaşı’nda üstlendiği misyon oldukça kıymetli. Öncelikle İstanbul’dan Anadolu’ya tüm matbuatını taşıyan ilk dergi olmuştur. Ayrıca merkezini önce Kastamonu’ya, sonra Ankara’ya, sonra Kayseri’ye ve tekrar Ankara’ya taşıyarak adeta ülkenin kalbi olan Meclis neredeyse kendi varlık alanını da orada zuhur ettirmiş bir dergidir. Akif’in irşad heyetinde vazifelendirilmesiyle Sebilürreşad’ın tesir alanı daha da artmıştır. Zira Mehmet Akif Bey’in kürsülerden yaptığı vaaz ve nasihatlar Eşref Edip Bey tarafından kaleme alınmış ve Sebilürreşad’da yayınlanmıştır. Dergideki yazıların tesiri görülünce Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle TBMM bütçesinden Sebilürreşad bol miktarda basılarak tüm cephelere gönderilmiştir. Dergi, Eşref Edip Bey’in vefatından hemen önce 1966’da kapanmıştır. Ancak Mehmet Akif Bey’in ailesiyle birlikte 2016’da Ağustos ayında Sebilürreşad’ı yeniden yayına hazırlayarak aynı misyonla yoluna devam ettiriyoruz. 

- Geçmişini göz önünde bulundurursak Sebilürreşad’ın bugünkü misyonu nedir?

Sebilürreşad Dergisi’nin yayına başladığı ilk günden bugüne bir tarzı, duruşu var. Milli ve dini meselelerde cesurca kullandığı dil, üslup, haber ve yazılar bugün dahi takdir toplamaktadır. 2016’da yayın hayatına tekrar başlayarak yayınladığımız Sebilürreşad Dergisi bir devam dergisidir. Aynı misyonu, milli çizgisinden sapmadan, Akif Bey’in hassasiyetlerini gözeterek devam ettirme gayreti içindeyiz. Dün nasıl Sebilürreşad cephede askerlere moral veriyorsa, bugün de aynı moral ve motivasyonu hem cephedekilere, hem de cephe eğrisindeki aydın, yazar, şair ve entelektüellere vermektedir. Bugün, sadece abonesine gönderilen, 50 ülkeye ulaşan ağıyla, hem Anadolu’da hem de dışarıda ulaşabildiği tüm önemli alanlara ulaşarak vazife ifa etmektedir. Bugün Afrin’de verilen mücadelede bizim için milli bir mücadeledir ve Akif Bey’in torunu Selma Hanım, “Eğer bize de ihtiyaç olursa bendeniz 73 yaşındayım, kalkıp askerlerle cepheye gitmeye hazırım” demiştir. Sebilürreşad olarak cephedeki askerlerimize kalbi şükranlarımızı sunuyorum. 

SEBİLÜRREŞAD İLE AKILLARA KAZINDI

- Sebilürreşad Dergisi ve İstiklal Marşı arasında nasıl bir bağ vardı? 

Sebilürreşad 1908’de başlanan yolculuğunun en tarihi kesişim noktalarını Ankara’da yaşadı. Zira İstiklal Marşı’mızın da ilk yayınlandığı dergi oldu. Mehmet Akif Bey, şiirini edebiyat komisyonuna verdikten sonra 17 Şubat 1921’de Sebilürreşad’ın ana kapağında şiiri yayınlamıştır. Sebilürreşad, Akif Bey’in tüm şiirlerinin yayınlandığı dergisi. Özellikle Asım’da yayınlanan ve ayrı bir şiir gibi bilinen Çanakkale Şehitlerine yazılan şiirle Akif Bey’in şiir kudreti takdir görmüş, bu nedenle 18 Eylül 1920’de şiir yarışması resmen ilan edildiğinde hem Mustafa Kemal Paşa’nın hem de Ankara’daki önemli zevatın aklında bu şiiri ancak Akif Bey yazabilir fikri oluşmuştu. 

SEBİLÜRREŞAD DERGİSİ BU AYKİ SAYISINA EK OLARAK  İSTİKLAL MARŞI’MIZIN İLK YAYINLANDIĞI 17 ŞUBAT 1921 TARİHLİ SAYISINI TIPKI BASIM YAPARAK OKUYUCULARINA HEDİYE EDİYOR. 

“İÇİNDE ALLAH, EZAN, NAMUS, HİLAL GEÇEN MİLLİ MARŞ OLAMAZ”

- Hür Yaşadım Hür Yaşarım adlı yeni kitabınız raflarda yerini aldı. Kitap, hangi soruların cevabını arıyor, okuyucuya neler sunuyor?

İstiklal Marşı’mızın 97. yılına ithafen hazırladık. İçinde bugüne kadar İstiklal Marşı’mızın bilinmeyen hikâyesini kaleme aldım. Dünyada milli marşların tercih edilmeye başlanması, Osmanlı’da başlayan Sultan şiirleri yazdırma döneminden sonra Kurtuluş Savaşımızla birlikte İstiklal Marşı’mızın yazılma talebine kadar önemli detaylara yer vermeye çalıştım. TBMM kayıtları, kişisel arşivler, Akif Bey’in İstiklal Marşı’mızın yazım sürecinde kullandığı eskizleri bularak kitabın belgeler kısmında yer verdim. Ayrıca belirtmeliyim ki en çarpıcı tarafı ikinci ve üçüncü İstiklal Marşı yazılma dönemine dair detaylar. İkinci yarışmaya katılan 50 şiiri incelediğinizde neden böyle bir yarışmaya ihtiyaç duyulduğu da ortaya çıkıyor. 

- Çalışmalarınız sırasında sizi hayrete düşüren belge ve bilgiler çıktı mı karşınıza?

Elbette oldu. 1925’te Mehmet Akif Bey’in Mısır’a gitmesiyle Ankara’da bazı çevreler İstiklal Marşı’nı değiştirmek için harekete geçiyorlar. Bu nedenle ikinci bir yarışma açılıyor. Ancak Mehmet Akif Bey’den Kur’an-ı Kerim mealinin beklenmesi işleri bozuyor. 1930’a kadar yarışma sonucu bir türlü ilan edilemiyor. Üçüncü İstiklal Marşı yarışması ise Akif Bey’in vefatından iki gün sonra yazar Nurullah Ataç’ın başını çektiği bir grup tarafından başlatılıyor. Ataç, bir edebiyat soruşturması açmış ve “Mehmet Akif Bey şair değildir, şair olmayan birisinin şiir yazması da olamaz” diyerek “İçinde Allah, ilah, ezan, namus, hilal” kelimeleri geçen bir şiir olsa olsa ilahi olabilir, milli marş olamaz diyerek marşı geçersiz kılma girişiminde bulunmuştur. Bu yarışmada sadece Necip Fazıl Bey’den şiir istenmiş, o da Büyük Doğu Marşı’nı göndermiştir. Ancak o dönemde Hatay sorunu, Mustafa Kemal Paşa’nın ağır hastalığı ve akabinde vefatı üzerine akamate uğramıştır.