28 Mayıs 2022 Cumartesi / 27 Sevval 1443

Uzmanlar Başkan Erdoğan'ın ziyaretini yorumladı: Türkiye önemli ve stratejik bir ortak

ORSAM Başkan Yardımcısı Doç. Dr. İsmail Numan Telci ve ORMER Araştırma Görevlisi Mehmet Rakipoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan ziyaretini ve muhalefetin ‘taviz veriyorlar' iddialarını Star Gazetesi'ne değerlendirdi. Telci, “Körfez ülkelerinin Türkiye'yi önemli güvenlik, savunma ve stratejik ortak olarak değerlendirme ihtimali artıyor.” ifadelerini kullandı. Rakipoğlu ise Kaşıkçı Davası'na ilişkin, “Türkiye stratejik iletişim noktasında ‘Kaşıkçı Davası' sürecini çok iyi yönetti. Türkiye, bu süreci olabildiği kadar uluslararası platforma taşıdı.” dedi.

Star Gazetesi30 Nisan 2022 Cumartesi 11:22 - Güncelleme:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temaslarda bulunmak üzere Suudi Arabistan'a gitti. Cidde kentine inen özel uçak, Kral Abdülaziz Havalimanı'nda Mekke Emiri Prens Halid el-Faysal, Türkiye'nin Riyad Büyükelçisi Fatih Ulusoy ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Daimi Temsilcisi Büyükelçi Mehmet Metin Eker tarafından karşılandı.

Erdoğan Cidde kentinde, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile bir araya geldi.

Beraberindeki heyetle bir takım temaslarda bulunduktan sonra Erdoğan, Mekke şehrine giderek umre ziyareti de gerçekleştirdi.

"YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLAMASI İÇİN GAYRET İÇERİSİNDEYİZ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyareti sonrasında, sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz Al Suud'un davetlisi olarak Suudi Arabistan'a geldiğini anımsatarak, "Hadimü'l Haremeyn'in (İki Kutsal Mescit'in Hizmetkârı) daveti üzerine Suudi Arabistan'a bir ziyaret gerçekleştirdik. Tarihi, kültürel, beşeri bağlara sahip iki kardeş ülke olarak aramızdaki her türlü siyasi, askeri, ekonomik ilişkilerin artırılması ve yeni bir dönemin başlaması için gayret içerisindeyiz." açıklamasında bulundu.

Erdoğan açıklamasında, "Suudi Arabistan'la sağlık, enerji, gıda güvenliği, tarım teknolojileri, savunma sanayi, finans gibi alanlarda iş birliğimizi artırmanın müşterek menfaatimize olduğuna inanıyoruz." ifadelerini kullandı.

MUHALEFET RAHATSIZ

Hükümetin bu hamlelerini desteklemeyen muhalefet ise, özellikle son dönemde bölge ülkelerinin Türkiye ile yakınlaşmasından oldukça rahatsız. Muhalefet, bu yakınlaşmaların 'taviz verilerek' sağlandığını iddia ediyor.

Türkiye'nin; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İsrail gibi ülkelerle yakınlaşmasını ve bölgedeki stratejik hamlelerini Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Başkan Yardımcısı Doç. Dr. İsmail Numan Telci ve Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü (ORMER) Araştırma Görevlisi Mehmet Rakipoğlu ile konuştuk.

ORTADOĞU ARAŞTIRMALARI MERKEZİ (ORSAM) BAŞKAN YARDIMCISI DOÇ. DR. İSMAİL NUMAN TELCİ:

"İKİ ÜLKE DE YENİ DÖNEMDE İŞBİRLİĞİ İKLİMİNDEN FAYDA SAĞLAYACAK"

- BAE, İsrail gibi ülkelerin ardından Suudi Arabistan'la da ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını görüyoruz. Bu yeni ilişkileri nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye ve Suudi Arabistan arasında liderler diplomasisi sonucunda bir normalleşme iklimine girildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 28-29 Nisan'daki ziyareti her şeyden önce karşılıklı siyasi iradenin işbirliği yönünde tesis edildiğini ifade etmektedir. Aslına bakılırsa bu süreç, Mısır, BAE ve İsrail ile de farklı oranlarda gerçekleştirilmeye çalışılıyor. BAE ile süreç daha hızlı ilerlemiş iken, Mısır ile daha yavaş ilerlemektedir. Bunun yanında, Suudi Arabistan ile ilişkilerin geliştirilmesi, yeni dönemde iki ülkenin işbirliğine odaklanacağını göstermektedir. Önümüzdeki dönemde, Türkiye ve Suudi Arabistan, ticari ilişkilerde, yatırım ilişkilerinde, enerjide ve savunma konularında kuvvetle muhtemel işbirliği geliştirecektir. Türkiye'nin bölgede Suudi Arabistan ile ticaretinde ithalat-ihracat dengesini sağlaması, ülkeye yabancı doğrudan yatırımın sağlanması ciddi hedefler olarak ön plana çıkarken, Suudi Arabistan'ın da Türkiye ile enerji konusunda işbirliğine, savunma sanayii konusunda işbirliğine sıcak bakabileceği belirtilebilir. İki ülkenin de yeni dönemde işbirliği ikliminden fayda sağlayacakları ve dolayısıyla bu sağlanan faydaların da kurulan ilişkinin daha sağlam hale getirilmesini sağlayacak somut adımları tetikleyeceği ifade edilebilir. Somut adımlar ise, Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye gerçekleştirilecek üst düzey ziyaretler ve karşılıklı özel sektörlerin ticari ve ekonomik yatırım süreçlerini başlatması ile gelebilecektir. Bu çerçevede, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin gelişmesi, hâlihazırda Katar ile BAE ile sıkı ilişkiler kuran bölgenin siyasi ve ekonomik ağırlık merkezi Türkiye'nin ileriki dönemlerde Mısır ile İsrail ile de aynı seviyede ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilere ve anlayış iklimine ulaşabileceğini göstermektedir. Bu çerçevede aynı zamanda, Türkiye'nin Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) içerisindeki ekonomik ve askeri ağırlığına, siyasi ağırlığın da tekrar ekleneceği bir ortamda, özellikle KİK ülkelerinin ABD'nin bölgeden çekilmesi, Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesi ile birlikte Türkiye'yi önemli güvenlik, savunma ve stratejik ortak olarak değerlendirme ihtimali artmaktadır.

"KAŞIKÇI DAVASI'NIN SUUDİ ARABİSTAN'A DEVRİ HUKUKİ BİR KARAR"

- Ayrıca muhalefet medyası Suudi Arabistan ile yakınlaşmanın karşılığında özellikle 'Kaşıkçı Davası' konusunda önemli tavizler verdiğimizi iddia ediyor. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?

Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin gerilmesindeki en büyük nedenlerden birisi Kaşıkçı meselesiydi. Bu mesele Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerini sorunlu bir hale getirmenin yanında aynı zamanda Türkiye'nin aldığı kararlar dolayısıyla hükümet ve muhalefet arasında da gerginliğe neden olmuştur. Özellikle davanın Suudi Arabistan'a devrinin, Suudi Arabistan ile yakınlaşma amacıyla gerçekleştirilen bir taviz olduğu ifade edilmektedir. Bu çerçevede her şeyden önce Kaşıkçı davasının Suudi Arabistan'a devrinin hukuki bir karar olduğunun altını çizmek gerekir. Türkiye, Kaşıkçı meselesi ile ilgili ulusal ve uluslararası harekete geçirebileceği bütün platformları harekete geçirmiş ve yargılamanın Türkiye'de olmasını belirtmiştir. Dolayısıyla bu meselenin siyasi bir taviz olarak değerlendirilebilmesi için, Türkiye'nin geçtiğimiz 4.5-5 yıllık süreçte Kaşıkçı davasını sümenaltı etme girişimlerinin olması ve davaya yönelik hiçbir girişimde bulunulmaması gerekirdi. Fakat durum bundan çok uzaktır.

İlerleyen dönemde Suudi Arabistan'da da konuyla ilgili davanın açılıp sonuçlandırılması, Türkiye'de de aynı kişilerin tekrardan yargılanmasının beklendiği bir durumun oluşmasına sebebiyet vermiştir. Yargılanacak sanıkların Türkiye'de olmaması ve hâlihazırda kişilerin Suudi Arabistan'da yargılanmış ve hükümlerinin sonuçlandırılmış olması hasebiyle davanın devrine karar verilmiştir. Bu aşamada, davanın Suudi Arabistan'a devri, Suud mahkemelerinin ve Suud yargısının hukuki olarak tanındığını da göstermektedir. Bu bakımdan ikili ilişkilerin normalleşmesine bir katkısı olması hasebiyle, Kaşıkçı davasının Suudi Arabistan'a devri temelsiz neden sonuç ilişkileri ile birlikte iddia edilse de doğru olmadığı belirtilmelidir.

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ ORTADOĞU ENSTİTÜSÜ (ORMER) ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ MEHMET RAKİPOĞLU:

"BÖLGEDE 'REKABETLERİN YÖNETİLECEĞİ' BİR SÜREÇ BAŞLIYOR"

- Genel olarak Ortadoğu ülkelerine baktığımızda ilişkileri normalleştirmeye yönelik birçok girişim olduğunu anlıyoruz. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye'nin BAE, İsrail, Suudi Arabistan ve Mısır ile normalleşmesine baktığımız zaman 2020'nin sonlarından bu yana bölgede gerçekleşen normalleşme örüntüsüyle alakalı. Sadece Türkiye başka ülkelerle normalleşmiyor, bölgede bir normalleşme rüzgârı var. Örneğin Suudi Arabistan'la İran, BAE ile Esed Rejimi arasında da benzer yakınlaşmalar var.

Geçtiğimiz yıl Irak merkezli bir toplantı yapılmıştı. O toplantıdan sonra artık bölgede rekabet yerine bir işbirliği öngördük. Bu yakınlaşmalar, tam olarak anladığımız minvalde bir işbirliğinden ziyade bölgede 'rekabetlerin yönetileceği' bir süreç olarak adlandırılıyor.

Türkiye'nin Riyad Hükümeti ile yeni bir dönem başlatması sadece Suudi Arabistan'a özgü bir şey değil, ama son halka olması hasebiyle önemli. Nitekim bölgedeki önemli aktörlerden birisi.

Cumhurbaşkanının ziyaretiyle yeni bir sürece girilmiş oldu. Suudi Arabistan başlarda bu yakınlaşmaya biraz temkinli yaklaşsa da, ileriki dönemde özellikle Veliaht Prens Muhammet Bin Selman nezdinde bir iade-i ziyaret bekliyoruz.

"KAŞIKÇI CİNAYETİNE YÖNELİK TÜRKİYE'NİN DURUŞU DEĞİŞMEDİ"

- Son olarak muhalefet medyası Suudi Arabistan ile yakınlaşmanın karşılığında özellikle 'Kaşıkçı Davası' konusunda önemli tavizler verdiğimizi iddia ediyor. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?

Muhalefetin özellikle 'Kaşıkçı Davası'na yönelik 'hükümet taviz veriyor' iddialarına yönelik şunları söyleyebiliriz;

Türkiye stratejik iletişim noktasında 'Kaşıkçı Davası' sürecini çok iyi yönetti. Taviz olarak adlandırmak çok yanlış. Türkiye, bu süreci olabildiği kadar uluslararası platforma taşıdı. Biz bu meseleyle ilgili üzerimize düşen her şeyi yaptık.

Cemal Kaşıkçı cinayetine yönelik Türkiye'nin duruşu değişmemiştir. Öyle ki Sayın Cumhurbaşkanı bu cinayetle alakalı en düzey girişimleri yaptı. Bütün bulguları ve belgeleri Birleşmiş Milletlerle (BM), Amerika Birleşik Devletleri'yle paylaşmıştı.

Bu ithamı yapanlara şunu söylemek lazım; bu cinayetle ilgili ABD Başkanı bile somut bir adım atamıyorsa, Türkiye'nin atması çok makul değil.

Türkiye bu süreci BM ile birlikte yönetti. BM raportörleri Türkiye geldi incelemelerde bulundu. Türkiye Kaşıkçı Davası'nı 4 yıl boyunca takip etti, en üst yargı mercilerine taşıdı ama ne ABD ne BM hiçbiri bu konuyla ilgili somut adımlar atmak istemedi. Bence Türkiye bu süreci başarılı bir şekilde yürütmek için elinden geleni yaptı.

Star Gazetesi