Mustafa ÇİFTÇİ

mciftci@stargazete.com

Petrol mavisi değil kırmızı

14 Ekim 2018 Pazar

Söz kesileceği akşam için hazırlık yapması gereken Sedat’ın işlerini anlatmaktır derdimiz. O zamanlar cep telefonu yok. Sabit telefona bağlıyız. Sedat da müstakbel nişanlısını arayıp akşam için pasta nasıl olsun, şeker, lokum düzeni nasıl istersin gibi şeyler soracak. Bir de sağa sola takıp takıştırılacak nişan süsleri var. Ve Sedat’ın bir filmde görüp beğendiği gelin ile damadın isimlerinin yazılı olduğu biraz afiş, biraz pankart gibi olan yazı hazırlamak var. Bu sürpriz olacak. Yalnız Sedat sürprizi yaparken nişanlısının istediği renkte bir yazı olsun istiyor. Telefonu ankesörlüden açmış. Ha bire jeton atıyor. Başka yerden de arayabilir ama yanında yöresinde kimse olmasın rahat rahat konuşalım istiyor. Onun için uzak bir yerdeki telefonu seçmiş. Neyse selam kelamdan sonra Sedat; “Hangi rengi seversin?” diye soruyor. O sırada telefonda bir haşırtı peydah oluyor. Sedat, “Hangi rengi?” diye bir daha soruyor kız bir şeyler diyor ama ses anlaşılmıyor. Jeton da bitmiş. Selma’nın sesinden sadece “petrol” kısmını anlayabiliyor Sedat. Ve telefon kesiliyor. Tekrar jeton alıyor tekrar kabine koşup telefon açıyor ama bir türlü telefon düşmüyor.

Nişanlısının gönlünü hoş edip akşama güzel bir sürpriz hazırlamak niyetindeki Sedat “petrol” lafıyla ortada kalıyor. “petrol” diye bir renk mi var? Ne yapacağını düşünerek arkadaşı kırtasiyeci Selim’in yanına varıyor. Durumu anlatıyor. Selim uyanık çocuk “Yengem petrol yeşili demiştir. Ama ben de petrol yeşili karton, kağıt yok nasıl yapalım?” diyor. Sedat seviniyor, “Rengin adını bulduk kendine buluruz haydi inşaallah” diyor. Selim ile beraber daha büyük bir kırtasiyeye gidiyorlar. “Petrol” meselesini orada da açıyorlar. Kırtasiyeci “Petrol mavisi demiştir hanım kızımız ama bizde o mavi bulunmaz. Ancak toptancıdan istersiniz haftaya Perşembe burada olur. Ne isterseniz üzerine yazarız.” diyor. Sedat ile Selim ortada kalıyorlar. Kafa kafaya verip düşünürken yine Selim’in aklına geliyor. “Petrol yeşilini biz hazırlayıp kartonları boyasak nasıl olur? Ama önce petrol yeşili mi yoksa mavisi mi bir karar vermemiz lazım” diyor. Düşünürken Sedat; “Benzinliğin birine telefon açıp soralım.” diyor. Arıyorlar benzinliği. Tabi tanıdık bir benzin istasyonunu arıyorlar. İstasyon sahibi ömründe duymamış ki petrol mavisi mi yeşili mi akıl verebilsin. “Kardeşim ben benzin ile mazot satarım mavi mi yeşil mi hiç merak etmedim.” deyince çaresiz kapatıyorlar telefonu.

Sonunda Selim bir pratik çözüm daha buluyor. “Kardeşim afişimizi yazarız. Yarısını petrol mavisi yarısını petrol yeşili yaparız. Düş peşime” diyor. Selim önde Sedat arkada oto sanayisine varıyorlar. Kaportacıları tek tek dolaşıyorlar. Kaportacılardan bir umut veren olmuyor. Kimse o renk araba görmemiş ki boyasını tanısın. Sonunda yorgun düşüyorlar. Sanayide satılan köfte ekmekten alıp bir duvarın üzerinde yerlerken Selim; “Yahu kardeşim yengem de diğer kızlar gibi pembe sevseydi, mor sevseydi işimiz kolaydı da petrol nedir Allah aşkına? Eğer her meselede seni bu kadar yoracaksa işin var benden söylemesi” diyor. Sedat’ın içine bir kurt düşüyor ama yine de sevdiğine toz kondurmak istemiyor. “Canım bu sürprizi ben istedim. Kızın suçu yok. Onun haberi bile yok bu işten. Telefon kesilmeseydi tam olarak anlardım petrolün yeşili mi yoksa mavisi mi olduğunu” diyor.

Oto sanayisinden de elleri boş dönüyorlar. Kırtasiyede renkleri karıştırıp bir şeyler yazmaya çalışıyorlar ama öyle renkler çıkıyor ki bir kızın bunları sevmesi imkansız. Selim renklerle uğraşırken Sedat diyor ki sen rengi ara ben de pastaneye gidip siparişleri vereyim.

Sedat pastanede siparişleri verirken bir ahbabına rastlıyor havadan sudan konuşurken laf petrol mavisi mi yeşili mi meselesine geliyor. O sırada pastanede bulunan bir kadın, “Efendim petrol mavisi budur.” diyerek çantasını gösteriyor. Sedat sevinçten deli olacak. Kadını Selim’in kırtasiyesine gitmeye razı ediyor. Orada çantanın renginden bir şeyler yapacaklar. Kadın pastaneden çıkıyor beraberce kırtasiyeye giderken Sedat bir hayır işleri olduğunu nişanlısına sürpriz yapacağını anlatıyor. Kadın seviniyor, “Bir hayır işine biz de kendi payımıza düşeni yapalım tabi” diyor. O sırada Sedat’ın bağırsakları davul çalmaya başlıyor. Yahu bu nedir demeden Sedat’ı bir karın ağrısı sarıyor ki Allah düşman başına vermesin. Sedat gaz sancısıdır şimdi geçer falan dese de karnındaki mekanizma her yerinden sinyal veriyor. Sedat bir süre sonra kadından özür dileyerek cami tuvaletine zor atıyor kendini. Sanayide yedikleri köfteler vazifesini yapmış Sedat perişan oluyor. Kadın ne yapacağını şaşırmış halde sokak ortasında kalıyor. Sedat’ın rahatlamasını bekleyecek değil ya kadın kendi yoluna gidiyor. Sedat bir parça rahatlamış olarak çıkıyor dışarı ama kadın yok. Sedat telaşlanıyor. Yoldan geçenlere, esnafa falan soruyor. Kadını gören bilen yok. O sırada bir kocaman el Sedat’ı ensesinden yakalıyor. “Gel bakalım uyduruk şey, sen neden benim yengemi arıyorsun bakalım” diyor. Sedat şaşkın. Diyecek laf bulmakta zorlanıyor. Bu sırada karnında ikinci posta yola çıkmış kıvrandırıyor. Meğer sebze halinde karpuz satan bu kocaman elin sahibi Hacı İsmail adındaki adam azmanının yengesi oluyormuş o petrol mavisi çantalı kadının. Sedat durumu anlatıyor. Hacı İsmail çok güç ikna oluyor ve Sedat elinden zor kurtuluyor. Sedat adamdan kurtulur kurtulmaz tekrar cami tuvaletine koşuyor...

O sırada Selim dükkan gelen müşteriler sebebiyle petrol mavisini, yeşilini unutuyor. Az sonra Sedat görünüyor kapıda. Karnını tutarak zor düşüyor dükkana. Orada bir duble çay söylüyorlar. Ve, “Simit ye bastırsın.” diyorlar. Simit yerken düşünme fırsatı oluyor Sedat’ın. Yahu kadının çantası ne renkti? Diye hatırlamaya çalışıyor. Sonunda gözünde canlandırabiliyor çantayı. Ve kırtasiyedeki türlü çeşit malzeme içinde buluyor o rengi. Ve Selime gösteriyor. Selim biraz o boya biraz şu boya derken rengi tutturuyorlar. Ve başlıyorlar kartonu boyamaya. Sonra da üstüne güzel bir yazı ile çiftlerin adı yazılıyor. Sedat şükrediyor. Nihayet oldu diye eline iki yana açınca yarısı içilmiş duble çay dökülüyor kartonun üzerine. Hemen kaldırıyorlar ama nafile kartonlar perişan olmuş. Yeniden boyamaya başlıyorlar. Ama saat yaklaşıyor Sedat berbere gidecek tıraş olacak sonra pastaneden malzemeleri alacak. Yani daha bir sürü iş var. Hemen yola düşüyor. Berbere varıyor. Berbere gitmeden evvel Selim akıl veriyor. “Sakın damat tıraşı deme dünyanın parasını alırlar normal tıraş oluyormuş gibi otur koltuğa.” diyor. Sedat berberden gizli bir operasyon yürütecek gibi heyecanlanıyor. Berberde sıra beklerken acaba bilen var mı diye petrol mavisi nasıl bir renktir diye soruyor. Her kafadan bir ses çıkıyor ama Sedat en çok çırağın cevabına gülüyor. “Petrol mavi olmaz ki abi. Yerden çıktığı ilk hali kapkara olur. Filmlerde öyle gördük.” Sedat, “Neyse siz işinize bakın biz bulduk o rengi...” diye keyifle arkasına yaslanıyor. Sonra sıra ona geliyor. Berber öylesine soruyor, “Abi hayırdır neden sorduydun petrol mavisini?” “Akşama bir hayır işimiz var da...” diye ağzından kaçırıyor ve berber o saat anlıyor. “Abi desene damat tıraşıdır bu.” Ve Sedat kendine kızarak “evet” diyor “...damat tıraşı.” Ve berber normalde beş kere özenerek yapıyorsa şimdi yirmi beş kere özenerek tıraş ediyor. Çırak kalfa etrafında pervane oluyorlar. Sedat anlıyor ki tıraş parası bir efsane olacak. Ve yanılmıyor asgari ücretin yarısı kadar tıraş parası ve bahşiş veriyor. Ve bütçesi tükeniyor. Kös kös Selim’in yanına varıyor Selim yazıyı hazırlamış. Bir de sandalye çekmiş dükkanın önünde oturuyor. Beraberce çay içiyorlar. Arada bir karnı sinyal veriyor üç postada orada tuvalete taşınıyor Sedat. Ve Selim’e berberde olanları anlatıyor. Selim epeyce bir gülüyor. Sonra çıkarıp para veriyor arkadaşına. Sedat parayı alıp yola düşüyor. Pastane kapanmadan yetişmek için hızla koşuyor. Pastaneden diyorlar ki abi gün içinde elektrikler kesildi pastalar fırında kaldı şurada biraz otur hazırlıyoruz siparişi. Sedat’a bir çay veriyorlar. Sedat çayı içiyor bir de günün yorgunluğu olunca olduğu yere çöküp kalıyor, uykuya teslim oluyor. Rüyasında Selma elinde bir fırça her yeri maviye boyuyor. Sedat perişan bir halde onun peşinde geziyor. “Selma sen de normal bir renk sevseydin. Böyle alengirli bir rengi sevmek de ne oluyor?” diyerek peşinde yarı ağlamaklı dolaşırken bir el omzuna dokunuyor. Uyanıyor Sedat ve siparişlerin ağır yükü altında “ıh tıs” diyerek Selim’in dükkanına varıyor. Selim’in arabasıyla nişanlısının evine gidip malzemeleri bırakacaklar. Akşam olmadan yapmaları lazım bu işi ama Selim müşterileri bırakıp çıkamıyor. Sedat biraz daha bekliyor. Sonunda atlıyorlar arabaya ve doğru Selma’nın evine yol alıyorlar.

Selma onları kapıda karşılıyor malzemeleri alıyor ve Sedat’a diyor ki gel bak ne güzel oldu oda. Süsledik güzelce. Babam sağ olsun en sevdiğim renkte almış her şeyi. Ve süslenmiş odaya giriyor Sedat ile Selim ki her yer kıpkırmızı. Selma diyor ki ben petrol ofisi kırmızısına bayılırım.

Sedat ile Selim hiç bir şey demeden usulca çıkıyorlar. “Akşama görüşürüz canım.” diyerek vedalaşıyor Selma ile Sedat. Arabaya binince bir kahkaha salıyorlar. “Petrol kısmını tutturduk ama rengi gene tutturamadık iyi mi?” diyerek iki arkadaş epeyce bir gülüyorlar. Onlardan geriye renkler arasında debelenerek geçirilmiş bir gün ve günün sonunda yaşadıkları petrol ofisi rengi hayal kırıklığı kalıyor. Bize de onların hikayesini anlatmak düşüyor bu pazar gününde...

Sedat ile Selma arasında söz kesilecekti. Yani bir çeşit nişan. Sedat markette çalışıyordu. Selma ise ev kızıydı. Nasıl tanıştılar? Aileler ne zaman işe dahil oldu? Bunlar cevabı uzun olan sorular. Sizi sıkar beni yorar bu cevaplar...

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi´nin kabul edilmesi - Tarihte bugün 10 Aralık 1948

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi´nin kabul edilmesi - Tarihte bugün 10 Aralık 1948