06 Mart 2021 Cumartesi / 22 Recep 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Aziz ÜSTEL
austel@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Türk ve İslam’a çekilen kılıç

15 Aralık 2012 Cumartesi

Milletçe bize yönelik katliamları, toplu kıyımları unuturuz. Gerçekten yufka yürekliyizdir; kendimizi eleştiririz acımasızca. Çuvaldızı da kendimize batırırız iğneyi de:

“Milli hayatımızda yediden yetmişe hepimizin bilmesi gereken zafer günlerimiz olmakla beraber, acısını dünya durdukça içimizden atamayacağımız milli felaket günlerimiz de vardır. Rus Harbi (1877) sonu büyük muhaceretleri! Türk’ün Avrupa’dan adeta kökünün kazınması isteğiyle hortlayan haçlı zihniyetinin giriştiği toplu katliamlar...Ballkan savaşı (1912) sırasında Türk ve Müslümanlara reva görülen zulüm ve işkenceler...Tarihin bu acı mirasları hepimizi kalbinde unutulmamak üzere dünya durdukça korunmalıdır....Milletimizin kalbinde hiss-i intikam olmalı. Bu alalade bir intikam değil, hayatına, ikbaline, refahına düşman olanların mazzaratlarını izaleye matuf bir intikamdır. (Mustafa Kemal—16.3.1923)”

Bize karşı uygulanan toplu katliamlar o kadar çoktur ki, bunlar üzerine ciltler yazılsa yeridir. Bunlardan biri, örneğin, Sırp İsyanı sırasındaki Türk/Müslüman katliamıdır (1804-1816) :

Sırbistian’da kurulan adil düzen zamanla bozulur; yeniçeri dayılarının zulmü insanları canından bezdirir. Hacı Mustafa Paşa 1794’te Belgrad Valisi olarak göreve başlar başlamaz reayaya kol kanat gerer; Sırplar ona “baba” diye dört elle sarılır. Ne var ki, keyfi kaçan yeniçeri dayıları 1801’de Hacı Mustafa Paşa’yı öldürür. Bununla da yetinmez, Knez denilen üç beş Sırp önderini de kılıçtan geçirir. Öldürülen Knez sayısı kimilerine göre dört kimi tarihçilere göreyse de altıdır. Dahası bunların asıl işi eşkiyalık, halka zulüm ve baskı uygulamaktır.

Bu Knezlerin öldürülmesi sonucu Sırp isyanı başlar; yıl 1804’tür. Başkaldıran Sırplar, Kara Yorgi diye birini reis seçer. Kara Yorgi’de Sırp Millet Meclisi (Skupçina) toplar. Meclis Kara Yorgi’ye, Sırp bağımsızlığını sağlayıncaya değin Osmanlıyla savaş yetkisi verir. Kara Yorgi, aslında bildiğiniz yol kesen, adam kaçırıp fidye isteyen, gözüne kestirdiği genç kızların ırzına geçen, Avusturya ordusunda da bir dönem askerlik yapmış bir eşkiyadır. Yeniçerilere karşı vur-kaç yöntemleri uygular, “Padişahın sadık bir kulu olduğunu” ilan ederek bir ara, yeniçeri dayılarından yaka silken Müslüman milletinin bile desteğini sağlar.

Kara Yorgi ve tayfasının asıl marifeti Rus’un Eflak ve Boğdan’a girmesiyle başlar. Drimna’yı geçen Sırp eşkiya, Yadar, Rodiyavana derken Kuzey Bosna’daki Böğürtlen Kalesinde bulunan Müslümanların topunu hunharca öldürür, çoğunu kazığa oturtur. Bunların arasında kadınlar yaşlılar ve çocuklar da vardır. Bu sırada Karadağ ve Sırbistan’da yaşayan çok sayıda Müslüman Bosna’ya sığınır. İlk başlarda Kara Yorgi’yi dost sanan Müslümanlar, gaddarlığı görünce Bosna’da örgütlenip direnişe geçer. Travnik’te toplanarak Vali Mehmet Hüsrev Paşa’ya, Bosna’yı ve dinlerini sonuna kadar savunacakları konusunda yemin ederler. Bu yemine de bağlı kalırlar ama binlerce Müslüman öldürülmüş, binlercesi de topraklarından sökülüp göçe zorlanmıştır...

Yunan mezalimine hiç girmiyorum sadece ünlü terihçi W. Allison Phillips’in şu sözleri bile yeterlidir Yunan’ın Türk ve Müslümanlara uyguladığı katliamı anlatmak için: “Yunanistan’da Türk ve Müslümanları telef edilmesi savaş zamanının olağan telefatı değildir. Müslüman Türklerin hepsi, kadınlarla çocuklar dahil, Yunan çetelerince dağa kaldırılıp öldürülüyordu. Sadece güzel genç kızlarla, parlak oğlanlar köleleştiriliyordu.”

Onun için ikide bir kalkıp “yahu biz de az çektirmedik onlara....Osmanlı dediğin  habire zulmetmiş, talana soyunmuş...başka ne yapmış ki!” cehaletini bir yana bırakın da Tahmiscizade Mehmed Macit’in “Girit Hatıraları” adlı kitabından şu satırı okuyun önce: “Türklere ait koyun sürülerinin yayıldığı yeşil otlakların arasında neşeyle akıp giden derelerin fısıltılarında, acımasız Girit palikaryalılarının öldürdüğü, diri diri yaktığı Türk kızlarının, beşikteki yavruların yürekleri dağlayan iniltileri bugün hala dağlarda, ormanlarda yankılanıyor...”

Ya işte böyle! Unutmadan, eğer bulursanız Şeyh Müşir Hüseyin Kaydavi’nin İslam’a Çekilen Kılıç (İstanbul Matbaası 1919)  adlı kitabını okuyun lütfen...