FETÖ ve küresel oligarşi

Celal Tahir / Yazar
26.08.2017

Devletler üstü küresel oligarşi ile FETÖ arasında yapısal benzerlik vardır. Uygulanan strateji de küresel gücün kaotik niteliği ve kaos planı ile irtibatlı gözükmektedir. 15 Temmuz darbesi ile doğrudan amaçlanan, terör eylemleri, kargaşa ve hatta başaramadıkları iç savaşa benzer görüntülerin ortaya çıkmasıdır.



Modern Batı uygarlığına nezaret eden, belli başlı ana gelişmelerini sevk ve idare eden, modernitenin karakteristik ögelerini inşa eden bir küresel gücün mevcudiyeti artık görülebilen bir hakikattir. Modernitenin başlangıcından beri bu güç mevcuttur. Ve başından beri bir özerkliği de vardır. Bu manevra alanını giderek genişlemektedir. Bazı operasyonları da, kısmen Britanya’ya ve ABD’ye rağmen yapması mümkündür. Küresel güç olarak işaret ettiğimiz devletler üstü küresel oligarşinin tüm bu ülkelere rağmen bazı işleri yapıyor olması da pekala mümkündür.

Özellikle genetik araştırmalar, klonlama deneyleri, laboratuvar üretimi olduğu bariz olan bazı hastalıklar bu küresel gücün işi olabilir. NASA gibi örgütlerde de bunların nüfuzu olabilir. Dünyadaki bazı örgütler de bunların kontrolünde olabilir. PKK’nın Kürt devleti kurmak gibi bir hedefi vardır. IŞİD daha fazla kaos hedefleyen bir yapıdır. Ve bu durum küresel güçle irtibatlı olduğunu düşündürmektedir. FETÖ’de başından beri bunlarla irtibatlı olabilir.

15 Temmuz ve iç savaş 

FETÖ’nün doğrudan iktidara el koymak şeklinde bir planı olabilir. Darbe için harekete geçen FETÖ grubu açısından iktidar değişikliği hedeftir. Ancak FETÖ’nün arkasındaki uluslar-devletler üstü küresel güç açısından birincil hedef Türkiye’nin bir iç savaş sürecine sokulmasıdır. Darbe girişiminin birden çok hedefi vardır. Bunlardan birisi, Türkiye’nin artık güvenli bir ülke olmadığını, burada her an her şey olabileceğini göstermektir. Esasen bu yanıyla da amaçlanan, Türkiye’de bir iktidar değişikliği ve yeni düzen getirilmesi değil bir kaosa sürüklenmesi olmalıdır. Bu bir miktar başarılmış bir miktar başarılamamıştır. Bu yanıyla da FETÖ’nün arkasında yeryüzüne daha fazla egemenlik kurmayı hedefleyen devletler üstü küresel oligarşi olmalıdır. Birtakım istihbarat örgütleri ve devletler aradan çekildiğinde bunun böyle olduğu görülür.

Burada iki husus önemlidir: Birincisi bu yapı devletler üstü küresel oligarşi ile FETÖ arasında yapısal benzerlik vardır. Uygulanan strateji de küresel gücün kaotik niteliği ve kaos planı ile irtibatlı gözükmektedir. İkincisi FETÖ yapısal olarak bir başka partinin, kurumun, giderek de devletin gücünü kullanarak iş yapmaya alışmış bir yapıdır. Devlet, hükümet, parti ve çeşitli kurumların imkânlarını kullanarak gelişmiş bir yapıdır. Özellikle böyle kodlandığı ve programlandığı için ihtilal yapmaya uygun bir yapı değildir. Daima bir başka güce eklemlenmiştir. Ve bu yapıların üzerinden bir nevi simbiyotik-parazit yaşam biçimiyle varolan bir yapıya benzemektedir. Bu onun muhtemelen başından beri geliştirdiği ve kendisinde başından beri mevcut olan içkin bir hususiyetidir. Dolayısıyla da kendisinden menkul bir erk ve iradesi olması mümkün gözükmemektedir. Yine bu sebepten bir ihtilalci tabiatı, ruhu, dinamiği olması da söz konusu değildir. Dolayısıyla böyle bir yapının doğrudan iktidara el koyması bu hususiyet ile çelişir. Modern Türkiye’nin ihtilalci damarı İttihatçılık damarıdır. FETÖ’nün bu damarla da bir alakası yoktur. Bu darbe girişiminin başarısızlıkla neticelenmesinin en önemli sebeplerinden birisi budur. Bu yüzden 15 Temmuz darbesi ile terör eylemleri, kargaşa ve hatta başaramadıkları iç savaşa benzer görüntülerin ortaya çıkması doğrudan amaçlanmış ve hedeflenmiş olabilir.  Kısmen bu görüntülerin oluştuğu söylenebilir.

2013’le başlayan süreç

Esasen 2013 yılından ve/veya daha öncesinden beri Türkiye üzerinde böyle bir planın olduğu da bir hakikattir. Ergenekon operasyonlarından beri ordu, yargı, MİT, emniyet yani belli başlı bütün devlet kurumlarında ikilik çıkarıldığı, bu kurumların zaafa uğratıldığı açıktır. Gezi olayları ile ise bu ikilik kitleler düzeyine, toplumsal gruplar arasına ve sokağa indirilmiştir. Aynı süreç Kobani olayları ile devam etmiştir. Esasen PKK’nın Güneydoğu’da yürüttüğü şehir-hendek savaşlarının hedefi de budur. PKK’nın buradan önemli bir başarı kazanamadığı ortadadır. Bizatihi PKK’nın üst kadroları Türkiye’de böyle sonuç elde edemeyeceklerini bilirler. PKK’nın yöneticilerinin önemli bir bölümü şehir ayaklanmaları ile Türkiye’den il ve ilçelerin koparılamayacağını esasen bilirler. Bu durumda neden böyle bir sürece girdikleri sorusu akla gelir. Bunun sebebi PKK’yı destekleyen ve yönlendiren büyük güçlerin bu hamle ve süreç karşılığında PKK’ya Kuzey Irak ve Suriye’de bir takım imkân ve imtiyazlar tanınacağı, belki de devlet kurma yolunun açılabileceği sözünün verilmiş olabileceğidir. En son FETÖ’nün hamlesi de yine bir iç savaşa dönük teşebbüs gibidir. Demek ki Türkiye bir iç savaş ihtimaline karşı azami teyakkuz içinde olmalıdır.17-25 Aralık soruşturmaları ve daha öncesinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın gözaltına alınmak istemesi de yine aynı kapsamdadır.15 Temmuz darbe girişimi bunun son halkası olarak değerlendirilebilir. Buradan hareketle bu sürecin devam edeceğini tahmin etmek gerekir. Dolayısıyla tüm devlet kurumları ve hükümet buna uygun hareket etmek durumundadır. Bundan sonraki süreçte birçok gelişme eş zamanlı olabilir. Uluslararası güçlerin sürece bir ekonomik krizin eşlik etmesi için uğraşacağı açıktır.

Böyle bir sürecin hedefi dünya kendisini yeniden tanzim ederken Türkiye’nin buna karşı itiraz edemez hale gelmesi, getirilmesidir. Kontrollü bir iç savaş sürecinin akabinde Türkiye’ye bir programın dayatılacağı açıktır.

Türkiye’yi kontrol etmek

Yapının üçüncü ve pek altı çizilmeyen hedefi ise Türk diasporasının yani Türkiye’nin küresel ölçekteki etki alanının ve noktalarının açığa çıkarılması hedefidir. Türk diasporası Osmanlı’dan kalan Balkanlardaki, Ortadoğu’daki, Kuzey Afrika’daki unsurlardır. Osmanlının çöküşüyle beraber dünyaya dağılan ekalliyet unsurları Rumlar, Yahudiler ve Ermenilerdir. Ayrıca Orta Asya Türk Cumhuriyetleri-topluluklarıdır. Ayrıca dünyanın her yerindeki Müslüman unsurlardır. Ayrıca 1960 sonrası önce Almanya, Avrupa sonra da dünyanın her yerine dağılan önce iktisadi sebeplerden sonar politik kültürel sebeplere karışarak devam eden göçler sonrası oluşan topluluklardır. Yine bu toplulukların etrafında kümelenen Müslüman ahalidir. Tüm bunlar küresel ölçekteki Türk varlığıdır ve Türkiye’nin etki alanıdır. Türk diasporası işte budur. Ve FETÖ bir yönüyle Türk diasporasını açığa çıkarmak için geliştirilmiş bir yapıdır. Bunda ne derece başarılı olmuştur? Bu ayrı bir bahistir. Yapının suni özelliğinden ötürü o kadar başarılı olduğu söylenemez ama küresel ölçekte Türkiye’nin etki alanını tespite yarayacak bir faaliyet yürütüldüğü açıktır. Burada bir nebze de olsa başarılı olunmuştur. Aslında başarı, bir nebzeden de fazladır. Hadisenin bu yönü üzerinde de durulmalıdır. Asıl muammalı olan bu yapının 40 senedir üç askeri müdahale ve bu kadar hükümet gördükten sonra devlet ve istihbarat birimlerinin gözü önünde nasıl bugünlere gelebildiğidir.