İran’a yaptırımlar ve muhtemel sonuçları

İran açısından Trump’ın taleplerinin özünü oluşturan füze teknolojisi ve milis güçlerinden vazgeçmesi savunma mekanizmasının da çökmesi anlamına gelecektir. Bu isteklerin kabulü durumunda İran bağışıklığı tamamen yok edilmiş bir bünye haline gelecek ve Trump ya da sonraki ABD yönetimlerinin adımlarına karşı savunmasız hale gelecektir. Bu yüzden İran’ın tüm bu istekleri kabul etmesine olasılık verilmiyor.

  • Dr. Hakkı Uygur / İRAM B.Vekili
  • 4
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
x

ABD Başkanı Donald Trump’ın 8 Mayıs’ta yaptığı canlı yayınla tüm dünyaya ilan ettiği Nükleer Anlaşmadan çekilme kararının en önemli pratik sonucu olan ekonomik yaptırımların ilk ayağı 7 Ağustos sabahı itibariyle yürürlüğe girdi. ABD’nin tek yanlı yaptırım kararına göre bu ilk dalga yaptırımlar ile İran’ın dolar ya da altın gibi değerli mallarla ticaret yapması engellenecek, ülkenin otomotiv ve havacılık sektörü ile iş yapılamayacak. Trump aldığı bu başkanlık kararı ile yalnızca kendi şirketlerinden değil tüm şirketlerden ve devletlerden bu kararına uymasını bekliyor. Nitekim Trump “Ya ABD ile ya da İran ile iş yapabilirsiniz” diyerek üst perdeden tehditlerini sürdürüyor. Trump’ın bu tehditlerinin etkili olduğu varsayılabilir zira şu ana kadar çok sayıda Avrupalı şirket ülkelerinin siyasi tutumuna rağmen İran pazarından çekildiğini açıkladı ki bunların sonuncusu yaptırımların yürürlüğe girdiği gün açıklama yapan Alman sanayi devi Mercedes firması oldu.

Aslına bakılacak olursa ABD ile İran arasındaki ticari ilişkilerin düşük seviyesi göz önüne alındığında bu yaptırımların özü itibariyle Avrupalı ve Asyalı şirketleri hedef aldığı ileri sürülebilir. Dolayısıyla yaptırımların başarılı olup olmadığı söz konusu üçüncü ülke şirketlerinin alacağı pozisyona bağlı olacak. Almanya, Fransa, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinin ya da Rusya ve Çin gibi global oyuncuların Nükleer Anlaşmanın korunmasından yana oldukları ve İran’a tek taraflı yatırımlara karşı oldukları biliniyor. Ancak ABD’deki durumlarının sarsılmasından çekinen çok sayıda büyük firma İran’dan çekilmiş durumda. Bunlar arasında Renault ya da Peugeot gibi İran otomotiv sektöründe önemli yatırımları olan şirketler de bulunuyor. Dolayısıyla İran ekonomisinin bu yaptırımlardan etkilenmemesi imkânsız görünüyor. Zaten son bir yıldır döviz fiyatlarında yaşanan aşırı artış da bu durumu gözler önüne seriyor.

Trump’ın amacı ne?

Obama yönetimi, Ortadoğu’da İran’a alan açtığı ve İran’ı güçlendirdiği iddiasıyla ABD’nin bölgesel müttefikleri tarafından çok eleştirilmiştir. Gerçekten de Obama’nın bölgede yalnızca İran ile nükleer anlaşmayı öncelediği ve kendisine şikâyette bulunan bölge liderlerine “İran ile yaşamayı öğrenin” cevabını verdiği biliniyor. Ancak çok dikkat çekmeyen bir husus Obama’nın uluslararası ilişkiler tarihinde yaptırım silahını en etkin olarak kullanan ABD Başkanı olduğudur. Daha önce çok sayıda yorumcu ekonomik yaptırımların neden işe yaramayacağı hususunda birçok teori geliştirirken Obama yönetimi çok iyi planlanmış ancak yalnız iki yıl süren yaptırımlar sonucunda İran’ı nükleer faaliyetlerini büyük ölçüde durdurmaya ikna etmeyi başarmıştı. Dolayısıyla iş başına geldiğinde Trump’ın elinde tamamen denenmiş ve onaylanmış bir reçete bulunmaktaydı ve bu nedenle yeterince baskı yaparsa istediği sonuca kısa sürede ulaşabileceğini düşünüyor.

Trump anlaşmadan çıkarken ve sonrasında yaptığı çeşitli konuşmalarda hedefinin İran’a kendi tabiriyle ‘tarihin gördüğü en ağır yaptırımları’ uygulayarak masaya çekmek olduğunu belirtti ve İran’da bir rejim değişikliği peşinde olmadığını açıkladı. Bununla da yetinmeyerek ilk tur yaptırımların başlamasından birkaç gün önce İran’da döviz fiyatlarında yaşanan anormal artışın hemen ardından İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile önşartsız görüşmeye hazır olduğunu açıkladı. Trump’ın bu şekilde hem sopa hem havuç taktiğini kullandığı anlaşılıyor. Nitekim bu talepleri değerlendiren Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani 6 Ağustos akşamı yaptığı televizyon konuşmasında Trump’ın çıkışının psikolojik savaş taktiği olduğunu belirtti ve görüşme talebini reddettiğini belirtti. Gerçekten de iki yıla yaklaşan süre içinde Trump’ın yalnızca İran’a karşı değil tüm rakiplerine karşı benzer bir politika izlediği söylenebilir. Trump’ın bir iş adamı edasıyla sürekli olarak maksimalist talepler öne sürüp karşı tarafın psikolojisini bozmaya ve elde edebileceğinin en fazlasını koparmaya çalıştığı açıkça görülüyor. İran konusunda da sürekli olarak çatıyı yükselten Trump ekonomik yaptırımların istediği sonucu vereceğinden çok emin görünüyor.

Füze teknolojisi hayati

Trump’ın anlaşmadan çekilmesinin ardından gerek kendisinin gerekse de Dışişleri Bakanı Mike Pompeo gibi üst düzey isimlerin İran’dan talep ve beklentilerine bakıldığında ülkenin savunma mekanizmasının temelini oluşturan füze teknolojileri ile son 40 yıldır büyük bedeller ödeme pahasına elde edilen bölgesel kazanımlarını hedef aldığı görülüyor. İran devrimin başından beri yaşadığı silah ambargosunun da etkisiyle konvansiyonel ordusunun kısa süre içinde etkisiz hale geldiğini görmüş bu nedenle asimetrik savaş tekniklerini kullanan ve ideolojik olarak klasik ordudan çok daha vefalı, gönüllülerden oluşan Devrim Muhafızları Ordusuna büyük öncelik vermiştir. Bunun yanı sıra modern tank, savaş uçağı ya da helikopteri gibi gelişmiş silahlardan mahrum kalan İran, Irak savaşının bitiminin ardından balistik füze teknolojisine hız vermiş 10 yıl geçmeden bin kilometre menzilli balistik füze ürettiğini açıklamıştır. Sonraki 20 yıl boyunca da bu alanda ciddi ilerlemeler kateden İran’ın en büyük askeri caydırıcılık gücünü söz konusu füze sistemleri oluşturuyor. İran bu sistemleri kendisi kullandığı gibi Hizbullah ve Ensarullah gibi kendisine bağlı ya da müttefik örgütlerle de paylaşmaktan geri durmuyor. Dolayısıyla bu füze sistemlerinin İran’ın savunma mekanizmasının belkemiğini oluşturduğunu söylemek abartılı olmayacaktır. Bu nedenden dolayı İranlı yetkililer sık sık ülkenin füze teknolojisine atıfta bulunuyor. Nitekim Kasım Süleymani geçtiğimiz aylarda İsrail’in askeri saldırı tehdidine cevaben “İsrail uçakları İran’a saldırabilir ancak döndüklerinde inecek havaalanı bulamaz” diyerek özellikle Hizbullah elindeki füze kapasitesine dikkat çekmişti. İran açısından Trump’ın taleplerinin özünü oluşturan füze teknolojisi ve milis güçlerinden vazgeçmesi savunma mekanizmasının da çökmesi anlamına gelecektir. Bu isteklerin kabulü durumunda İran bağışıklığı tamamen yok edilmiş bir bünye haline gelecek ve Trump ya da sonraki ABD yönetimlerinin adımlarına karşı savunmasız hale gelecektir. Bu yüzden İran’ın tüm bu istekleri kabul etmesine olasılık verilmiyor.

İran’ın alternatifleri neler?

Bununla birlikte İran’ın Trump yönetiminin uygulamaya koyduğu ekonomik yaptırımlara karşı direnebilecek fazlaca bir enstrümanı bulunmuyor. Avrupa ülkelerinin siyasi pozisyonlarına rağmen şirketlerin İran’dan çekilmeleri İran ekonomisine şimdiden darbe vurmuş durumda. Bunun yanı sıra asıl ambargoların başlayacağı 4 Kasım’dan sonra ABD İran’ın her türlü petrol satışını sıfırlamak ve ülkenin limanlarını kullanıma kapatarak pratikte tüm dış ticaretini sonlandırmak istiyor. Bu amaçla özellikle Almanya örneğinde görüldüğü üzere ABD Büyükelçileri ülke şirketlerini toplayarak uyarılarda bulunuyor ya da Hazine ve Dışişleri bürokratları İran ile ticaretinin önemli olduğunu düşündükleri ülkelere giderek söz konusu ülkeleri tehdit etmekten geri kalmıyorlar. Bu nedenden dolayı daha şimdiden Güney Kore ve Japonya gibi ülkeler İran’dan petrol alımını durduracaklarını açıklarken diğer bir önemli petrol tedarikçisi Hindistan, İran’dan yaptığı petrol ithalatını büyük ölçüde azaltacağının sinyallerini veriyor. Gerçekçi senaryolara göre, İran’ın petrol satışı Çin’in tutumunun da etkisiyle Trump’ın beklediği gibi sıfıra inmese de günlük 2 milyon varil civarından 1 milyon varilin altına düşmesi bekleniyor. Bu durum zaten ekonomik kriz içindeki ülkeyi çok daha zora sokacak demektir. Ancak yaptırımlarla ilgili asıl mesele petrol satışlarındaki düşüş değil aynı zamanda ihraç edilen petrolün parasının ülkeye girişte yaşayacağı zorluklardır. Obama döneminde bu zorluğun etrafından dolaşması için kullanılan hakiki kişiler birçok yolsuzluğa karışmışlar bunun sonucunda Babek Zencani adlı iş adamı idam cezasına çarptırılmıştı. Benzer yöntemlerin uygulanmasının benzer sonuçlar doğurması kaçınılmaz görünüyor. Daha şimdiden düşük kurdan temel ihtiyaç maddeleri için hükümete yakın şirketlere verilen dövizler sorun oluşturmuş ve Merkez Bankası Başkanının dövizden sorumlu yardımcısı görevden alınarak tutuklanmıştır.

Zaten yıllardır ekonomik yolsuzluklarla çalkalanan ülkede bu tür gelişmelerin yaşanması Ruhahi hükümetini çok zor durumda bırakıyor. Televizyon konuşması esnasında gergin olduğu gözlenen Ruhani, Meclis tarafından yapılan davete olumlu cevap vereceğini ve orada bazı gerçekleri daha açık şekilde konuşabileceğini söyledi. Ancak Ruhani’ye eleştiriler Meclis ile sınırlı değil. Çoğu eski destekçisi ve reformcu çehrelerden oluşan bir grup bildiri yayınlayarak Ruhani’ye ağır eleştirilerde bulundu ve ülkenin içinde bulunduğu olumsuz şartlar dolayısıyla Ruhani’ye suçlamalar yönelttiler. Ruhani’ye bir suçlama da eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’dan geldi ve kendisinin ve Laricani kardeşlerin ülkenin durumunun asli sorumluları olduğunu söyleyerek istifa etmelerini istedi. Ahmedinejad’ın halkın sisteme olan inancının tamamen yok olduğunu söylemesi de geniş kitleler arasındaki umutsuzluk halini yansıtıyor. Dolayısıyla böylesi bir atmosfer içinde bulunan İran diplomatik manevraları kullanarak ve Avrupa ile Çin’i yanına çekerek zaman kazanmaya çalışsa da özellikle önümüzdeki üç ay diliminde ABD ile ortak bir zemin bulmaya çalışacaktır. Aksi takdirde kasım ayı içinde daha ağır yaptırımların başlaması İran içinde ve bölgede daha kötü senaryoların tetiklenmesine neden olabilir.

Türkiye’nin pozisyonu

ABD ile yaşadığı siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle ekonomisinde sorun yaşayan ve para biriminin değer kaybettiği tek ülke İran değil. Benzer bir durum ABD ile çeşitli alanlarda sorun yaşayan Rusya ve Türkiye’de de gözlemleniyor. Bu durum söz konusu ülkeler arasında daha yakın bir iş birliğine ve krize çözüm bulma hususunda ortak çabalara yol açar mı zaman gösterecek. Nitekim 9 Ağustos günü Türkiye’ye gelen Cumhurbaşkanı Ruhani’nin özel temsilcisi Mahmud Vaizi’nin gündeminde ağırlıklı olarak ekonomik konuların olduğu biliniyor.

ABD’deki Türk müzakere heyetinin sonuçsuz bir şekilde Türkiye’ye döndüğü gün gerçekleşen toplantıda Türkiye ve İran arasındaki ticari ilişkilerinin geleceği masaya yatırıldı. Kuşkusuz ki kendisi de ABD tarafından ekonomik silahlar kullanılarak baskı altına alınmaya çalışılan Türk hükümetinin böyle bir konjonktürde İran’a yönelik yaptırımlar konusunda ABD’nin taleplerine olumlu bir cevap vermesi mümkün görünmemektedir.

@hakkiuygur1

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar

Yorumlarınızı kendi özgür iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

  • Lütfen birşeyler yazınız. Yorum alanı boş bırakılamaz.
  • Tebrikler! Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.
  • Mesajlarınız size hukiki sorumluluk doğurur.
  • Bir hata oluştu lütfen daha sonra tekrar deneyiniz!
 
2018 yeni Mercedes A200 modelini test ettik

2018 yeni Mercedes A200 modelini test ettik

En Çok Okunanlar