Lozan ve Hayim Nahum Efendi

Celal Tahir / Yazar
25.07.2015

Sona eren bir imparatorluğun son hahambaşısı; Türklerin ve Yahudilerin ayrıcalıklı arabulucusu, Levanten, diplomat ve politikacı, “diplomatların en hahamı ve hahamların en diplomatı”: Hayim Nahum.



Osmanlı’nın son Hahambaşı Hayim Nahum Efendi iktidar değişikliklerinden etkilenmemektedir. Önce Jön Türklerin, sonra 1918’de İzzet Paşa hükümetinin ve en son da 1919’dan itibaren Mustafa Kemal’in adamıdır. Talat Paşa’nın ABD büyükelçisi Morgenthau ile irtibatını sağlayan da Nahum’dur. Hahambaşı olarak resmî bir sıfatı bulunsa da, hep gayrı-resmî bir arabulucu olarak kalır. Yükselişini İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne (İTC) borçludur. Yahudi cemaati içindeki güçsüzlüğünü, İTC sayesinde tersine çevirir.

Nahum’un görevi

1915 yılında, Osmanlı Devleti’yle İngiltere ve Fransa arasında yapılacak ayrı bir barış planı çerçevesinde ilk kez aracılığına başvurulur. Görüşmeler, müttefik donanması Çanakkale boğazını bombaladığı için, âkim kalır. Nahum 1918 Temmuz’unda Almanya’dan geçerek La Haye’e, oradan da Stockholm’e gider. Hahambaşının bu yolculuğu sırasında, Batı Yahudilerini Osmanlı Devleti lehine çevirmeye çalıştığı söylenir. Fransız ve Alman gizli servislerince gözlenen Nahum, daha sonra da, Siyonistlerin de anlayamadığı bir görev üstlenip, onların da aklını karıştırır. Hahambaşının bu görevdeki başarısızlığıyla, 1917’de Henry Morgenthau’nun ABD başkanı tarafından kendisine verilen özel görevdeki başarısızlığı arasında irtibat vardır. Morgenthau’ya verilen görevin amacı, Osmanlı Devleti’ni müttefiklerle ayrı bir barış antlaşması imzalamaya ikna etmektir. Bu, Morgenthau’nun Siyonist lider Hayim Weizmann tarafından engellemesi nedeniyle mi akamete uğramıştır? ‘Münferid Sulh’ yanlısı olduğu ileri sürülen ABD’nin İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau, yine ‘Münferid Sulh’ yanlısı olduğu söylenen Veliaht Yusuf İzzeddin Efendi’nin ölümünün -1 Şubat 1916- hemen ardından İstanbul’dan ayrılır. Büyükelçi Morgenthau’nun, İstanbul’dan Yusuf İzzeddin Efendi’nin ‘esrarengiz şekilde’ öldüğü sırada ayrılması, dikkat çekicidir. Yusuf İzzeddin Efendi’nin ölümü bir suikast mıdır? O sırada iktidarda olan İttihatçıların bu hadiseye, bir şekilde bir dahli veya haberi var mıdır? Ya da olmamışsa da, bu hadisenin, yeterince üzerine gidilmiş midir? Bunlar yakın tarihin cevap bekleyen sorularındandır? Daha sonra başka meselelerle ilgilendiği için olsa gerek, sahibi olduğu Tan gazetesi başına yıkılan eski TKP’lilerden Zekeriya Sertel de bu mesele ile ilgilenenler arasındadır. Neticede Siyonistler ve İngiltere, Veliaht Yusuf İzzeddin Efendi, zamanın ABD Büyükelçisi Morgenthau ve belki Hahambaşı Hayim Nahum Efendi’nin de içinde olduğu, bu bölgeyi Osmanlılara bırakabilecek ayrı bir barış antlaşması teşebbüsünü, boşa çıkarırlar. Burada o dönem -belki başka hususlarda da- Siyonistler ile Hayim Nahum Efendi’nin ayrı düşmesinin, üzerinde durulmalıdır. Bunun sebebi, o dönem birçok Yahudi gibi, dünyaya İstanbul’dan bakan Osmanlı Hahambaşısı Hayim Nahum Efendi’nin de, Siyonistlerin teşebbüslerini, kuşku ya da en azından ihtiyatla karşılıyor olmasıdır.

Siyonistlerin dedikodusu

Savaşa girmesinden bu yana (1917) Amerika’nın Osmanlı İmparatorluğu’yla ilişkileri kesiktir. Oysa Osmanlılar kendilerine aracı olması için ABD’ye güvenmektedir. Nahum’un Atlantik ötesindeki dostlukları, ona yarı-resmî biçimde zemin hazırlama ve Abraham Elkus’un ABD büyükelçisi olarak Osmanlı İmparatorluğu’na atanmasını -ülke savaşa girmeden önce de bu görevde bulunmuştu- sağlama imkânı vereceği düşünülmektedir. Bu girişimden kaygılanan Siyonistler, Nahum’un, Filistin’in Osmanlı egemenliğinde kalması için, Amerika’ya gitmeye çalıştığı dedikodusunu yayarlar. İngilizlere göre de, Filistin, Osmanlı’da kalmamalıdır. İngilizler Nahum’un Amerika’ya gitmesini engellemek için her şeyi yaparlar. Çünkü Nahum, ola ki, dostları olan eski büyükelçiler Elkus ile Morgenthau’ya Osmanlı menfaatlerini savunabilir ve onlar aracılığıyla Başkan Wilson’a tesir edebilir.

Hayim Nahum’un bu görev sırasında, yüklü miktarda altın ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çok önemli belgelerini, onu Köstence’ye götüren yatla, dışarı çıkarmış olduğu, söylenir. Sözü edilen altınlar ve belgeler, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin izi hiçbir zaman bulunamayacak olan hazinesi ve arşivi midir? Talat Enver ve Cemal Paşalar cemiyetin kasasına ve arşivine sahip değilse, nasıl olup da lider olabilmektedirler? Hazine ve arşiv nerede ve kimlerdedir vs. vs. İttihat-Terakki’nin paralarının ve arşivinin akıbeti meçhuldür. Nahum’un bunları beraberinde Avrupa’ya götürmüş olduğu söylenmiştir. Bir Yahudi bankerin paraları İsviçre bankalarına transfer ettiği de bir diğer rivayettir. Her halükarda gerçek, İTC’ nin her nasılsa arşiv ve hazineye sahip çıkamadığıdır. 

Paris’teki çabası

Hayim Nahum, Lozan’da da, 1900’lü yıllarda, İstihkâm ve Topçu Okulu’nda öğretmenliğini yaptığı İsmet Paşa’nın başkanlığındaki Türk heyetine danışman olarak eşlik eder (Kasım 1922-Nisan 1923). Ama resmî listelerde onun adı yoktur. Nahum, özellikle Paris’te, görüşmelerin kesilmesini engellemek için gösterdiği çabayla göze batar. Hayim Nahum’un Lozan’da üstlendiği görev tartışmalara ve çeşitli değerlendirmelere, spekülasyonlara sebep olmuştur. Bu spekülasyonların kaynağı bir ölçüde Rauf Orbay’dır. Lozan’daki müzakereler döneminde başvekil ve Atatürk’ün başlangıçta en yakın arkadaşı sonra da muhalifi olan Rauf Bey, Feridun Kandemir’e şunları anlatır. “ İsmet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan’da İngilizlerle bir nevi gizli ara buluculuk rolü oynayan, İstanbul’un meşhur Hahambaşısı Hayim Nahum efendinin telkinleriyle, «Hilafetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye’de devamına müsaade edilmeyip derhal atılması lüzumu» fikrini tamamiyle benimsemiş bulunuyordu.  Rauf Orbay ayrıca, “İngilizlerin, daha çok evvel. Meşrutiyet devrinde de bir Mısırlı doktor vasıtasıyla Sait Halim Paşaya altmış, hatta yüz milyon İngiliz lirası karşılığında Hilafetin Araplara devrim teklif etmiş oldukları biliniyordu “  bilgisini de ilave eder. Orbay’ın söylediği gibi İngilizlerin hilafete ilişkin planlarının evveliyatı vardır. Kaldı ki 1. dünya (paylaşım) savaşının en önemli bir-iki sebebinden biri, -özellikle Britanya imp. İçin- Osmanlı’nın tasfiyesi ve İslam âleminin lidersiz bırakılmasıdır. İngilizlerin İttihatçılardan Cavid Bey’in ittifak taleplerini reddetme sebebi de budur. Burada dikkate alınması gereken husus, Nahum’un Siyonistler ve İngilizler ile yıldızının ekseri barışmamış olmasıdır. Osmanlı’nın sahneden çekilmesiyle Kemalistler ile beraber hareket etmeye başlayan Nahum, Balfour Deklarasyonu ile birlikte gerçekleşme ihtimali artan İsrail devleti kurulması projesine daha fazla yakınlaşmış olabilir. Ancak hayatına bir bütün olarak bakıldığında, Hayim Nahum’un başından itibaren Osmanlı ve hilafeti yıkmak için çalıştığını söylenebilir mi? düşünmek gerekir. Hilafetin kaldırılmasına reel-politikanın bir zarureti olarak da bakılabilir. Bu arada Mustafa Kemal Atatürk’ün sonradan açılmasını istediği söylenen, ama bir türlü açılmayan ve açıklanmayan vasiyetinde, hilafetin yeniden canlandırılmasına dair bir madde olduğu şeklindeki söylentilerin aslı var mıdır? Bilemiyoruz. Atatürk Hilafete dair fikirlerini daha sonra Nutuk’ta ayrıca açıklar.

Gizli görüşme

Emanuel Karasu’nun -şayet doğru ise- Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden Lozan’a kadar aktif olmasının, üzerinde hususi olarak durulması gerekir. Ancak İsmet Paşa daha evvel “Türk Milleti İslamiyet’in kolu ve kılıcıdır. Bu halde hilafeti desteksiz bırakamayız. Türkiye Hilafeti tutuyor ve tutacaktır” sözlerini söyler. Yine Mustafa Kemal Paşa, Lozan Konferansı’nın dağıldığı 4 Şubat 1923 Cuma günü, Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nde hutbe okur ve halifelik için ellerinden ne gelirse yapacaklarını söyler. Sonra İktisat Kongresi için İzmir e gelen Mustafa Kemal Paşa ile İzmir’de gizli bir görüşme yapan Hayim Naum, tekrar Londra’ya gider. Daha sonra en az bir kere daha Ankara ile Londra arasında gidip geldiği bilinmektedir. Bir de gayriresnıi ziyaretler vardır. Yani Hayim Nahum’un aracılığı ile Lozan’da Hilafet pazarlık konusu olmuş mudur? Ve/veya bu noktada Lozan’da birtakım yazılı veya sözlü taahhütler verilmiş midir? Sorusu ortadadır.

Rauf Orbay’ın söylediği gibi İngilizlerin hilafete ilişkin planlarının bir evveliyatı elbette vardır. Kaldı ki, 1. Dünya Savaşı’nın en önemli bir iki sebebinden biri, -özellikle Britanya İmparatorluğu için- Osmanlı’nın tasfiyesi ve İslam âleminin lidersiz bırakılmasıdır. İngilizlerin İttihatçılardan Cavid Bey’in ittifak taleplerini reddetme sebeplerinden biri de herhalde bu olmalıdır. Hilafet kaldırıldığında ve İslam âleminin lidersiz kalacağı ve İsrail’in kuruluşuna karşı gösterilecek muhtemel tepkilerin dağınık ve zayıf olacağının da öngörülmüş olması, kuvvetle muhtemeldir. Hayim Nahum efendinin Mısır’da Arap milliyetçisi Cemal Abdülnasır’ın danışmanı olması süreci - milliyetçiliğin orta vadedeki parçalayıcı özelliğinden-  İsrail’in bekasına yardım etmiş midir? Buraya da bakılması gerekir.

Mısır’a gidişi

Hayim Nahum 1923 yılında, Kahire Yahudi Cemaat Başkanı Moise Cattaoui Paşa’dan bir davet alır; kendisinden Mısır Hahambaşılığı görevini üstlenmesi istenmektedir. Hayim Nahum bu görevi hemen kabul eder ve bir daha geri dönmemek üzere Türkiye’den ayrılır. Mısır’da yeni görevine başlamasından kısa bir süre sonra Mısır parlamentosuna senatör olarak girer. Mısır Hükümeti’nin talebi üzerine Mısır Arap Kraliyet Akademisi’nin kurulmasına önayak olur. Akademinin kurulmasından sonra bizzat Kral tarafından, kendisine, 16 yy’dan o güne kadar Osmanlılar tarafından Mısır yöneticilerine gönderilen tüm fermanların arşivlenmesi ve Fransızca’ya tercüme edilmesi görevi verilir. Mısır’daki Yahudi Etütleri kuruluşunun kurucularından olan Nahum’un 1934’te iki eseri yayımlanır; (Kraliyet Saraylarının ve Özel Mülkiyetinin Yönetimi) ve (Osmanlı İmparatorluğu Fermanları).

Ancak 1945 yılında Filistin’de Yahudi devleti kurma çalışmalarının yoğunlaşması üzerine Arap milliyetçileri Yahudi cemaatine karşı tavır almaya başlar ve başta Hayim Nahum olmak üzere tüm Mısır Yahudi cemaati için zor günler başlar. 1947 yılında çıkartılan ‘Milli Şirket Kavramı’ yasası ile ise kapsamında binlerce Yahudi çalışan kamu hizmetlerinde ve özel şirketlerdeki işlerini kaybeder. Bu dönemde Hayim Nahum İsrail lehine casuslukla suçlanır. İsrail, Siyonizm ve Yahudi karşıtı konuşmalar yapmaya zorlandıysa da politik yaklaşımlarla bu konuşmaları hiç yapmaz. İsrail Devleti’nin kurulmasından sonra da tüm devlet ve politik görevlerinden uzaklaştırılır. 1956’daki Süveyş Kanalı çıkartması, bu eski Yahudi cemaatinin sonunu getirir. 1960 yılının başında sağlığı tamamıyla bozulur. Sağlığına paralel olarak göçler ve İsrail ile savaşlar sonucunda Mısır Yahudi Cemaati de yok olmaya yüz tutar. Aynı yıl 88 yaşında 1960 yılında vefat eder ve Kahire’de toprağa verilir.  Esther Benbassa’nın deyişiyle: bir geçiş dönemi yaşayan Yahudiliğin (özellikle de Osmanlı Yahudiliğinin) simgesi olur. Sona eren bir imparatorluğun son hahambaşısı; Türklerin ve Yahudilerin ayrıcalıklı arabulucusu, Levanten, diplomat ve politikacı, Hayim Nahum: “diplomatların en hahamı ve hahamların en diplomatı.”

celaltahir@gmail.com