15 Temmuz: Kör itaatin anatomisi

15.07.2026

15 Temmuz sadece başarısız bir darbe girişimi değil; aynı zamanda kör itaate dayalı yapıların insanı nereye sürükleyebileceğini de gösteren acı örneklerden biri olmuştur. Onuncu yılında 15 Temmuz'u anarken hatırlamamız gereken en önemli gerçeklerden biri de budur: Bir daha hiçbir yapının, hiçbir ideolojinin ve hiçbir örgütün insanın aklını, vicdanını ve muhakemesini teslim almasına izin vermemek.


15 Temmuz: Kör itaatin anatomisi

Dr. Emre Turku/ Akademisyen, Yazar

Marina Abramović'in 1974 yılında gerçekleştirdiği "Rhythm0" performansı, sanat tarihinin en rahatsız edici deneylerinden biri olarak kabul edilir. Abramović, bir sanat galerisinde altı saat boyunca tamamen hareketsiz kalacağını ilan eder. Önündeki masaya ise birbirinden farklı 72 nesne bırakır: gül, tüy, zincir, jilet, bıçak ve hatta dolu bir tabanca... Seyircilere verilen mesaj da şu şekildedir: "Bu süre boyunca ben bir nesneyim. Tüm sorumluluğu alıyorum."

İlk birkaç dakika boyunca insanlar daha sakin ve tereddütlü davranır. Çiçek verirler, nazik davranırlar, mesafelerini korurlar. Fakat zaman ilerledikçe kalabalığın psikolojisi değişmeye başlar. Birisi kıyafetlerini keser, bir başkası vücuduna çizik atar, bir diğeri onu aşağılamaya başlar. Sonunda bir seyirci tabancayı eline verip boynuna dayayacak noktaya kadar gider. Altı saatin sonunda performans sona erdiğinde Abramović insanlara doğru hareket eder. Bunun üzerine insanların çoğu göz teması dahi kurmadan ortamdan uzaklaşır. Çünkü birkaç saat boyunca "nesne" olarak gördükleri kişi yeniden insan olmuştur.

Bu deneyin asıl çarpıcı tarafı şudur: İnsanlar kötülüğü çoğu zaman bireysel sadizmle değil, kolektif meşruiyet hissiyle üretirler. Kalabalığın içinde ahlâkî sorumluluk buharlaşır. İnsan, kendi başınayken yapmayacağı veya yapamayacağı şeyi, kolektif atmosferin içinde sıradanlaştırabilir. Çünkü artık vicdan bireysel olmaktan çıkar; kolektifin, sürünün psikolojisine teslim olur.

Kalabalığın gölgesinde vicdan

15 Temmuz'un onuncu yılını andığımız bu yılda, o geceyi anlamaya çalışırken bu "kolektif meşruiyet hissi" veya "sürü psikolojisi" noktasına bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

Türkiye'de 15 Temmuz tartışmaları genelde iki anlatı arasında ele alınıyor. Bir taraf meseleyi "hainlik" etrafında açıklıyor, diğer taraf ise olayın politik boyutlarını teknik ayrıntılarla konuşuyor. Şüphesiz iki nokta da yaşananları anlatmak için önemli veriler sunuyor. Fakat 15 Temmuz'da yaşadıklarımızı, özellikle modern örgütlü yapıların insan zihni üzerinde kurduğu tahakküm çerçevesinde de ele almak gerekmektedir. Çünkü 15 Temmuz'da gördüğümüz şey salt bir emir-komuta zinciri değil, bireysel sorumluluğun kolektif aidiyet içerisinde erimesiydi.

O gece köprüye çıkan, Meclis'i bombalayan ya da sivillerin üzerine ateş açan insanların tamamı sosyopat olmasa gerek. Büyük bölümü muhtemelen yıllarca normal hayatlar yaşamış, aile kurmuş, çocuk büyütmüş insanlardı. Fakat belirli bir örgütsel yapı içerisinde bireysel vicdanlarını askıya alabilecek hâle geldiler. Çünkü kapalı yapılar insana önce düşünmeyi değil, itaat etmeyi öğretir. Muhakeme yerini sadakate bırakır. Ahlâk dediğimiz şey ise örgütün çıkarına göre yeniden tanımlanır.

Tam da bu yüzden kolektif yapılar, bireyi özgürleştirmekten çok onu çözerek yeniden inşa ederler. İnsan artık kendi adına düşünmez; örgüt/yapı adına düşünür. Kendi vicdanıyla karar vermez; bulunduğu örgüt içindeki hiyerarşinin doğrularını tekrar eder. Bir noktadan sonra yapılan eylemin ahlâkî niteliği gözden kaybolur. Çünkü artık örgütün/yapının belirlemiş olduğu "yüksek/ana amaç" her şeyi meşrulaştıran niteliğe bürünür.

Bu mekanizma FETÖ'de olduğu gibi tarih boyunca bütün total yapılarda da benzer biçimde çalışmıştır. Devrimci örgütler, faşist hareketler, militan milliyetçilikler aynı zeminden beslenir: bireyin kolektif yapı içinde eritilmesi.

Bu yüzden insanlık tarihi, tek başına yapıldığında korkunç görülecek eylemlerin kalabalık içinde sıradanlaştığı örneklerle doludur. Linçler böyledir. Pogromlar böyledir. Darbeler böyledir. Devrimci infazlar böyledir. Çünkü kalabalık bireyin ahlâkî yükünü hafifletir. Sorumluluk dağıldıkça vicdan da zayıflar.

Marina Abramović deneyinin ürpertici tarafı da aslında tam burada ortaya çıkar. İnsanlar başlangıçta sınırlarını korurlar. Çünkü ortada hâlâ bireysel bir ahlâk vardır. Fakat kalabalığın davranışı değişmeye başladıkça eşik düşer. Bir kişi saldırganlaştığında diğerleri de cesaret bulur. Şiddet normalleşir. İnsan, çevresindeki davranışı kendi davranışının mazeretine dönüştürür.

FETÖ'nün inşa ettiği kör itaat

15 Temmuz gecesinde emir alan kişiler, yaptıkları eylemin ahlâkî sonuçlarını sorgulamak yerine, kendilerini bağlı oldukları FETÖ'nün mutlak doğrularına teslim ettiler. O gece tankı milletin üzerine süren, TBMM'yi bombalayan, sivillere kurşun sıkan irade; bireysel vicdanını çoktan örgütsel sadakate teslim etmiş bir zihniyetin ürünüdür. Bu durum onların sorumluluğunu azaltmaz; aksine FETÖ'nün insan zihni üzerinde kurduğu tahakkümün ne derece yıkıcı olduğunu gösterir.

İnsan zihni, uygun koşullar oluştuğunda otoriteye düşündüğümüzden çok daha kolay teslim olabiliyor. İşte FETÖ'nün gözü dönmüş yöneticileri de yıllar boyunca tam bunu inşa ettiler. İnsanların düşünme yeteneğini köreltmeye, sorgulama refleksini ortadan kaldırmaya ve mutlak itaati erdem gibi sunmaya çalıştılar. Böylece örgüte bağlılık, zamanla doğru ile yanlışın ölçüsü hâline geldi. Emir, vicdanın önüne geçti; sadakat, ahlâkın yerini aldı.

Oysa medeniyet dediğimiz şey, insanın en zor şartlarda bile vicdanını koruyabilmesidir. Marina Abramović'in performansı aslında kalabalığın insanı nasıl değiştirebildiğini de açıkça gösteriyor. 15 Temmuz ise bunun çok daha ağır ve kanlı bir örneğini yaşattı. FETÖ, yıllarca inşa ettiği kapalı örgüt yapısıyla bazı mensuplarını, milletine silah doğrultacak, Meclis'i bombalayacak ve masum insanları katledecek kadar fanatikleştirdi. Bu nedenle 15 Temmuz sadece başarısız bir darbe girişimi değil; aynı zamanda kör itaate dayalı yapıların insanı nereye sürükleyebileceğini de gösteren acı örneklerden biri olmuştur.

Onuncu yılında 15 Temmuz'u anarken hatırlamamız gereken en önemli gerçeklerden biri de budur: Bir daha hiçbir yapının, hiçbir ideolojinin ve hiçbir örgütün insanın aklını, vicdanını ve muhakemesini teslim almasına izin vermemek. Çünkü düşünmeyi bırakan insan yalnızca kendisini değil, ait olduğu toplumu da felakete sürükleyebilir.

Bu vesileyle, 15 Temmuz gecesi FETÖ'nün hain darbe girişiminde hayatını kaybeden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle yâd ediyor; ailelerine ve milletimize bir kez daha başsağlığı diliyorum.