15 Temmuz'dan bugüne FETÖ'yü yeniden okumak

3.07.2026

Dün takiye, örgüt mensubunun gerçek aidiyetini saklamasıydı. Bugün dijital takiye, örgütsel söylemin kendisini mağduriyet, hukuk, demokrasi, gazetecilik veya sıradan muhalefet diliyle saklamasıdır.


15 Temmuz'dan bugüne FETÖ'yü yeniden okumak

Dr. Muhammed Ersin Toy/ Yazar

Hain terör örgütü FETÖ, 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye'ye karşı kanlı bir darbe girişiminde bulundu. Bu darbe girişimi, milletin cesareti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı duruşuyla durduruldu. Türkiye Yüzyılı'na giden yolda Türk milletini durdurmak isteyen bir ihanet şebekesi, uluslararası ağlarla kurduğu karanlık ilişkilerle birlikte yenildi.

Bugün 15 Temmuz'un 10. yılına girerken meseleyi yalnızca darbe gecesiyle sınırlı okumak eksik kalır. Çünkü FETÖ, 40 yılı aşan takiye, sızma ve ihanet yapılanmasıyla önce yargı ve emniyet üzerinden devleti hedef aldı; ardından ordu içindeki unsurlarıyla askerî darbe girişimine kalkıştı. Emniyette, yargıda, orduda, medyada, eğitimde, bürokraside, uluslararası temsil alanlarında ve dijital mecralarda örgütlenen bu yapı, yalnızca bir darbe örgütü değil, Türkiye'nin devlet aklını içeriden teslim almaya çalışan çok katmanlı bir ihanet mekanizmasıydı.

Unutmayacağız, unutturmayacağız

Aradan geçen 10 yıla rağmen hâlâ FETÖ mensuplarının gözaltına alınması, FETÖ bağlantılı dijital hesapların kapatılması ve örgütün farklı maskelerle varlığını sürdürmeye çalışması, tehdidin yalnızca geçmişe ait olmadığını göstermektedir. Bugün bize düşen, FETÖ zihniyetini devletin, toplumun, dijital alanın ve hafızanın bütün katmanlarından tamamen arındırmak; gelecekte yeni FETÖ'lerin ortaya çıkmasını engelleyecek güçlü bir kurumsal, toplumsal ve zihinsel bağışıklık inşa etmektir.

15 Temmuz'da 251 kahraman vatandaşımız şehit düştü, binlerce insanımız yaralandı. Darbe girişimi sonrasında yürütülen soruşturmalarda 390 bin 354 FETÖ şüphelisi gözaltına alındı, 113 bin 837 zanlı tutuklandı. 15 Temmuz yargılamalarında 289 davanın tamamı ilk derece mahkemelerince karara bağlandı; 1634 sanığa ağırlaştırılmış müebbet, 1366 sanığa müebbet, 1891 sanığa ise çeşitli sürelerde hapis cezası verildi. Bu sayılar, FETÖ'nün yalnızca darbe gecesiyle sınırlı olmayan geniş örgütsel yapılanmasının adli ve kurumsal boyutunu göstermektedir.

Tankların önüne çıkanların, köprülerde şehit düşenlerin, Meclis bombalanırken görev yerini terk etmeyenlerin ve sokakta canını millet iradesine siper edenlerin hikâyesi, 15 Temmuz hafızasının ahlaki temelidir. O gece millet, yalnızca bir darbeyi durdurmadı; devletin, demokrasinin ve millet iradesinin bir işgal girişimine karşı nasıl savunulacağını bütün dünyaya gösterdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 15 Temmuz bağlamında sürekli vurguladığı "unutmayacağız, unutturmayacağız" çizgisi, bu gecenin geçmişe ait bir anma günü değil, Türkiye'nin gelecek güvenliği için diri tutulması gereken bir hafıza alanı olduğunu ortaya koymaktadır. Erdoğan'ın "tedbir ve teyakkuz" vurgusu, mücadelenin yalnız geçmişe dönük bir hesaplaşma değil, bugüne ve geleceğe dönük bir devlet refleksi olduğunu göstermektedir. Çünkü hafıza korunmazsa ihanetin yöntemi unutulur; yöntem unutulursa aynı tehdit başka isimlerle, başka maskelerle ve başka araçlarla yeniden örgütlenebilir.

Bugün 2026'ya, yani FETÖ darbe girişiminin 10. yılına yaklaşırken mesele, FETÖ'nün ne yaptığını bilip bilmemek değildir. Biz FETÖ'nün ne yaptığını gayet iyi biliyoruz. Asıl mesele, FETÖ'nün nasıl ihanet ettiğini, hangi boşluklardan sızdığını, hangi kavramları araçsallaştırdığını, hangi kurumları hedef aldığını ve devleti hangi mekanizmaları üzerinden ele geçirmeye çalıştığını unutmamaktır.

FETÖ Türkiye'ye sadece darbe yapmadı; devletin hangi boşluklardan ele geçirilebileceğini de düşmana gösterdi. Nerede denetimsizlik varsa oraya yerleşti. Nerede liyakat açığı varsa oradan sızdı. Nerede dinî güven varsa onu istismar etti. Nerede eğitim ihtiyacı varsa onu devşirme alanına çevirdi. Nerede medya gücü varsa onu psikolojik harekât aracına dönüştürdü. Nerede siyasi boşluk ve toplumsal hassasiyet varsa onu kullandı. Düşmanın ayak izlerini sinsice döşedi.

Darbe gecesinden örgütsel yönteme

FETÖ'yü yalnızca 15 Temmuz gecesiyle değerlendirmek, bu ihanet yapısını tüm boyutlarıyla kavramayı eksik bırakır. 7 Şubat MİT krizi, 17-25 Aralık emniyet-yargı darbesi girişimi, MİT TIR'ları kumpası ve 15 Temmuz askerî kalkışması, aynı örgütsel aklın devleti farklı araçlarla hedef aldığı süreklilik hattıdır.

FETÖ, tanktan önce dosya, savcı, polis, iddianame, medya ve algı operasyonu üzerinden paralel bir yapılanmayla devleti hedef aldı. 17-25 Aralık bu yönüyle bir yargı darbesi girişimiydi; 15 Temmuz ise aynı ele geçirme stratejisinin çok boyutlu askerî aşamasıydı. Bu nedenle FETÖ'yü sadece 15 Temmuz gecesine sıkıştırmak, örgütün yıllara yayılan sızma, kumpas ve ele geçirme yöntemini eksik okumak olur.

Bu yapı yalnızca bir dinî grup ya da eğitim ağı değildir; "hizmet", "camia" ve "mağduriyet" diliyle kendini gizleyen, özü itibarıyla takiye, sızma, kumpas ve ihanet üzerine kurulu bir ele geçirme düzenidir. FETÖ'nün en tehlikeli tarafı da tam burada ortaya çıkmaktadır: Meşru alanların dilini kullanarak gayrimeşru bir örgütsel hedefe yürümüştür. Bizim kavramlarımızı kullanarak, kelimelerimizin içini boşaltarak, bizden görünerek vatanına ihanet etmiştir.

FETÖ'nün ABD, Almanya, BAE ve İsrail ile olan karanlık ilişkileri ve kurduğu ihanet şebekesi, örgütün yalnızca yerel bir yapı olarak okunamayacağını açık biçimde göstermektedir. Dışişleri Bakanlığı'nın FETÖ'yü "organize suç, terör ve casusluk şebekesine dönüşmüş bir kült yapılanma" olarak tanımlaması; örgütün Kuzey Amerika'dan Balkanlar'a, Avrupa'dan Orta Asya ve Afrika'ya uzanan geniş mevcudiyetini ortaya koyması, bu tehdidin uluslararası boyutunu netleştirmektedir. Almanya'da FETÖ bağlantılı bazı eski askerî personelin iltica başvurularının kabul edilmesi Türkiye tarafından "müttefiklik ruhuyla bağdaşmayan" bir adım olarak eleştirilmiş; Batı'daki korumacı tavır, örgüte dışarıda propaganda ve lobi zemini açmıştır.

BAE'nin FETÖ'ye ve Türkiye karşıtı lobi ağlarına finansal destek sağladığına dair analizleri de bu çerçevenin dışında tutmak mümkün değildir. İsrail, CIA ve MOSSAD bağlantılarına dair tartışmalar ise FETÖ'nün yalnızca sığınma arayan bir yapı değil; Türkiye karşıtı uluslararası söylem, operasyon, lobi ve algı ağları içinde işlev görebilen bir aparat olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. "Bu darbeyi bizim çocuklar yaptı" sözü tarihsel olarak 12 Eylül bağlamında hatırlansa da 15 Temmuz sonrasında çok daha güçlü bir hafıza kodu olarak yeniden duyulmuştur.

Bütün bu başlıklar, FETÖ'nün yalnızca içeride örgütlenmiş bir ihanet yapılanması değil; Türkiye'ye karşı kullanılabilecek uluslararası bir baskı, nüfuz, operasyon ve algı aparatı hâline geldiğini göstermektedir.

Bu nedenle 15 Temmuz'un 10. yılında asıl mesele yalnızca FETÖ'yü anmak değildir. Asıl mesele, FETÖ'yü mümkün kılan yöntemi, dili, dış bağlantıları, dijital kamuflajı ve kurumsal boşlukları ifşa etmektir.

Dijital takiye ve yeni mücadele zemini

Bugüne geldiğimizde FETÖ'nün darbe kapasitesinin kırılmış olması, tehdidin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Örgütün hain elebaşının ölümü de mücadelede rehavet gerekçesi olamaz. Çünkü mesele şahıslardan ibaret değildir; asıl mesele örgütsel zihniyet, ağ ve yöntemdir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın FETÖ elebaşının ölümüne ilişkin "rehavet" uyarısı da mücadelenin şahıs merkezli değil, yöntem ve ağ merkezli sürdürülmesi gerektiğini göstermektedir.

Bugün FETÖ'nün eski omurgası dijital maskelerle ve dijital alanda yaşamaya çalışmaktadır. Dün "hizmet" maskesi vardı; bugün sahte hesaplar vardır. Dün "mağduriyet" dili vardı; bugün algoritmik dolaşıma sokulan mağduriyet kampanyaları vardır. Dün kapalı örgüt evleri vardı; bugün kapalı dijital gruplar, koordineli etiketler, kesilmiş videolar ve kriz anında aktive olan hesap ağları vardır.

Bu yeni alanı doğru isimlendirmek gerekir: dijital takiye. Dün takiye, örgüt mensubunun gerçek aidiyetini saklamasıydı. Bugün dijital takiye, örgütsel söylemin kendisini mağduriyet, hukuk, demokrasi, gazetecilik veya sıradan muhalefet diliyle saklamasıdır.

İletişim Başkanı Burhanettin Duran'ın açıklamasına göre, 30 Ocak 2026'da FETÖ ve FETÖ iltisaklı 379 sosyal medya hesabı tespit edilerek erişim engeli tedbirleri uygulanmış; sonraki teknik analizler ve dijital ağ çözümlemeleri sonucunda 1352 FETÖ iltisaklı hesap hakkında daha erişim engeli kararı alınmıştır. Böylece FETÖ bağlantılı erişime engellenen hesap sayısı 1731'e yükselmiştir. Ayrıca terörizmi öven, teşvik eden ve Türkiye'ye karşı psikolojik harekât yürüttüğü tespit edilen 361 sosyal medya hesabı hakkında da işlem yapılmıştır.

Bu veriler, FETÖ'nün dijital alanda tekil hesaplardan ibaret olmadığını; ağ davranışı, koordineli yayılım, mağduriyet dili, yurt dışı merkezli yayınlar ve kriz anlarında aktive olan hesap kümeleri üzerinden okunması gerektiğini göstermektedir. Artık tek tek hesaplara değil, hesap kümelerine; tek tek paylaşımlara değil, eş zamanlı yayılım düzenine; tek tek sloganlara değil, tekrar eden söylem kalıplarına bakmak gerekir.

Yapay zekâ çağında mesele sadece zararlı hesabı kapatmak değildir. Mesele; sahte kimlikleri, koordineli ağları, tekrar eden söylem kalıplarını ve kriz anlarında aktive olan etki kümelerini erkenden görebilmektir. Bu nedenle FETÖ ile mücadele, klasik güvenlik yöntemlerinin yanında açık kaynak istihbaratı, sosyal medya istihbaratı, ağ analizi, bot ve sahte hesap ayrıştırması ile yapay zekâ destekli söylem takibini içeren yeni bir güvenlik mimarisi gerektirmektedir.

Netice itibarıyla;

15 Temmuz'un 10. yılına yaklaşırken Türkiye'nin önündeki temel mesele, yalnızca darbe gecesini hatırlamak değildir. Asıl mesele, asıl bize düşen; FETÖ'yü mümkün kılan yapısal boşlukları, yargı ve emniyet üzerinden kurulan darbe denemelerini, iletişim stratejilerini, ekonomik maliyetleri, bürokratik yerleşme mekanizmalarını, dış destek tartışmalarını, uluslararası koruma ağlarını ve dijital çağdaki yeni kamuflaj biçimlerini birlikte görmektir.

Bugün hâlâ çok sayıda FETÖ'cü hesap kapatılıyor, tutuklamalar ve gözaltılar devam ediyorsa bu, ihanet yapısının darbe girişiminden 10 yıl sonra bile ihaneti örgütsel olarak sürdürmek istediğini göstermektedir.

FETÖ'nün bir ihanet yapılanması olduğunu unutmamak gerekiyor. FETÖ bugün dijital dünyada kimi zaman siyasi muhalefet, mağduriyet veya hak savunuculuğu adıyla kitle toplamaya; dezenformasyon, karakter linci, iftira, çarpıtma ve manipülasyon yoluyla ülkenin bütünlüğünü, birliğini ve beraberliğini yıpratmaya çalışmaktadır. FETÖ bugün dijital ortamda gündelik olaylar ve gelişmelerden ziyade bir zihinsel ihanet yapısıdır.

FETÖ'nün adı zayıflayabilir, kadroları dağılabilir, açık yapıları tasfiye edilmiş görünebilir. Fakat yöntemi unutulursa aynı ihanet başka maskelerle geri dönebilir. Çünkü FETÖ sadece geçmişin örgütü değildir; takiye, sızma, devşirme, propaganda, finans, yargı darbesi, dış ağ ve dijital kamuflaj mantığıyla çalışan bir yöntemdir.

Bu nedenle mücadele yalnız adli ve güvenlik boyutuyla sınırlı kalmamalı; eğitim, yargı, medya, finans, diplomasi, dijital platformlar, yapay zekâ ve açık kaynak istihbaratı alanlarına yayılmalıdır. Hafıza zayıflarsa devletin bağışıklığı da zayıflar. 15 Temmuz hafızası, sadece törenlerde değil; kurumların işleyişinde, eğitim politikalarında, yargı güvenliğinde, dış politika aklında ve dijital mücadele stratejisinde yaşatılmalıdır.

Bugün her Türk vatandaşı FETÖ ve FETÖ benzeri ihanet yapıları hakkında bilinçli olmalı; özellikle dijital ortamlarda ülkesinin birliğini, hakikatini ve toplumsal bütünlüğünü koruyan dikkatli bir siber nöbetçi sorumluluğuyla hareket etmelidir.