Jeopolitik yalnızca sınırlarla değil, masalarla da yazılır. Ve bazen bir masanın nerede kurulduğu, savaş ile uzlaşı arasındaki çizgiyi tayin eder.
Engin Özekinci/ Yazar
Ortadoğu'da diplomasi hiçbir zaman öylesine bir diplomasi olmamıştır.
Bu coğrafyada masalar, haritaların devamıdır; müzakere salonları ise çoğu kez cephelerin daha sofistike uzantılarıdır.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında her geçen gün yükselen gerilim hattına bakarken, tartışmamız gereken şey aslında sadece savaş ihtimali değildir.
Asıl mesele, bu gerilimin nerede, kim tarafından ve hangi jeopolitik bağlam içinde yönetileceğidir.
İşte bu noktada Türkiye'nin adı bir "müzakere mekânı" olarak öne çıktı.
Kuşkusuz bu durum, tesadüfi bir tercih değil; bilakis çeyrek asırdır dış politikadaki evrimin doğal bir sonucudur.
En değerli stratejik sermaye
Ankara, bugün yalnızca bir ittifak üyesi değil, aynı zamanda birden fazla güç merkeziyle konuşabilen nadir başkentlerden biridir. Yani ne bütünüyle Batı'nın içindedir ne de bölgesel fay hatlarının dışındadır.
Böylesine bir konum, klasik diplomasinin zayıflık saydığı bir gri alan değil; aksine çağımızın en değerli stratejik sermayesidir.
Modern uluslararası ilişkiler teorisi bize hep şunu söylüyor. Büyük güçler çatışırken sonucu çoğu zaman onların arasında kalan "orta ölçekli devletler" belirler. Çünkü bu devletler savaş başlatacak ülkeler değildir; fakat barışın nasıl kurulacağını belirleyecek kadar da işlevseldirler.
Türkiye'nin rolü tam da bu kategoride anlam kazanıyor. NATO üyeliği ile İran'la süregelen ekonomik ve coğrafi temasın aynı anda yürütülebilmesi, onu klasik müttefiklik kalıplarının dışına taşıyan özgün bir diplomatik platforma dönüştürüyor.
Ne var ki Tahran yönetimi, ABD ile müzakerede Umman'ı tercih etti. İlk bakışta bu karar, tarafsızlık arayışının mantıklı bir sonucu gibi görünebilir.
Evet, Umman, geçmişte de sessiz diplomasi kanallarına ev sahipliği yapmış, görünürlüğü düşük ama iletişim kapasitesi yüksek bir arabulucu olarak bilinir. Ancak bugünün Ortadoğu'su, dünün düşük profilli kolaylaştırıcılık modellerini taşıyamayacak kadar sertleşmiş durumda.
Sonuç üretme sanatı
Zira artık mesele sadece tarafları bir araya getirmek değil; alınan kararların sahada uygulanabilirliğini garanti altına almaktır.
Çünkü bugün diplomasi yalnızca konuşma değil, sonuç üretme sanatına dönüşmüştür.
Bu da ekonomik kaldıraç, güvenlik kapasitesi, ittifak erişimi ve bölgesel nüfuz gerektirir. Yani başka bir deyişle, tarafsızlık önemli ancak yeni dönemde arabulucunun değeri tarafsızlığıyla değil, ağırlığıyla ölçülmektedir.
ABD-İran müzakeresinde Türkiye'nin devre dışı bırakılması yalnızca bir yer seçim meselesi değildir; aynı zamanda müzakerelerin stratejik derinliğini sınırlayan bir tercihtir.
Bugün Ankara'nın sağlayabileceği çok katmanlı etkileşim, enerji hatlarından güvenlik koordinasyonuna, yaptırım esnekliğinden siyasi iletişim hızına kadar taraflar arasında "uygulanabilir uzlaşı" ihtimalini güçlendirebilirdi. Lakin Umman modeli, her ne kadar daha çok iletişimi mümkün kılsa da sonucu taşıyacak jeopolitik kas gücünden yoksun bir çerçeve sunmuştur.
Gelinen noktada Ortadoğu diplomasisinin yeni bir gerçeğiyle karşı karşıyayız. Artık görüşmelerin içeriği kadar coğrafyası da belirleyici bir rol oynuyor. Nerede konuştuğunuz ne konuştuğunuzu şekillendiriyor. Yani diplomatik mekan pasif bir sahne değil; aktörlerin davranışını dönüştüren stratejik bir unsurdur.
Türkiye'nin son yıllarda üstlendiği rol de bu dönüşümün somut örneklerinden biridir. Ankara kendisini klasik anlamda "tarafsız arabulucu" olarak değil, daha karmaşık bir işleve sahip "denge kurucu platform" olarak konumlandırıyor.
Bu tablo, 21. yüzyılın diplomasi anlayışından farklıdır. Artık mesele iki taraf arasında eşit mesafede durmak değil; her iki tarafın da konuşabileceği tek yer haline gelebilmektir.
Ortadoğu'nun değişen güç mimarisinde bazı ülkeler askeri kapasitesiyle, bazıları ekonomik hacmiyle öne çıkıyor. Türkiye ise her geçen gün daha fazla krizlerin yönünü değiştirebilen diplomatik coğrafyasıyla anılıyor.
Elbette bu özellik, tank veya füze üretmekten daha az görünür olabilir; fakat çoğu zaman tarihin akışını belirleyen de işte bu görünmez güçtür.
Sonuç olarak, bugün yaşananlar bize bir kez daha şunu hatırlatıyor.
Jeopolitik yalnızca sınırlarla değil, masalarla da yazılır. Ve bazen bir masanın nerede kurulduğu, savaş ile uzlaşı arasındaki çizgiyi tayin eder.