ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ekonomik yansımaları

26.03.2026

Piyasalarda risk algısı güçlendikçe uzun vadeli istikrarsızlık beklentileri yaygın ve kalıcı hale gelebilir ve küresel düzeyde uzun soluklu bir enerji krizi yaşanabilir. Süreçte yaşanabilecek finansal çalkantılarla birlikte bu durum dünya ekonomisinde ciddi hasarlara ve dönüşümlere yol açabilir.


ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ekonomik yansımaları

Prof. Dr. Güven Delice/ Sivas Cumhuriyet Üniversitesi

Şubat ayı sonunda ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattıkları saldırıların karşılığında İran'ın da Orta Doğu'daki ABD üslerine ve İsrail'e karşı misillemeler yapmasıyla başlayan savaşın ekonomik ve finansal etkileri küresel ölçekte görünür olmaya başlamıştır. ABD'nin öngörülemeyen ani politika değişikliklerinin bulanıklaştırdığı küresel ekonomik görünümde savaşla birlikte daha karamsar bir tablo oluşmuştur. Gümrük vergileriyle ilgili belirsizliklere savaşın ve enerji şokunun eklenmesiyle ortaya çıkan etkilerin yönü ve şiddeti sürekli değişmekle birlikte, bazı göstergeler ışığında geleceğe yönelik birtakım değerlendirmeler yapılabilir.

Ekosistem üzerindeki hasar

Savaş; stratejik kontrol, daha fazla enerji kaynağı ve daha fazla kazanç arayışındaki ABD ve İsrail'in miyop bakış açılarının çok daha ötesinde yıkıcı siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır. Bu çerçevede, başta enerji piyasaları olmak üzere, tedarik zincirleri, uluslararası ticaret, sermaye hareketleri, finansal piyasalar savaştan önemli ölçüde etkilenmekte; enflasyon, işsizlik, ekonomik büyüme gibi makroekonomik göstergeler üzerinde uzun vadeli sonuçları olan bir süreç işlemektedir. Ortaya çıkan insani dramların yanısıra yaşamı mümkün kılan ekosistemler üzerinde de önemli hasarlar oluşmaktadır. Dolayısıyla maliyet analizi yapılırken, zarar gören alt yapılar, toprak, su ve havanın kirlenmesi gibi önemli yan etkiler de dikkate alınmalıdır.

İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen trafiği kısıtlaması arz baskılarını artırmış ve süreç dünyanın enerji güvenliğini tehdit edecek boyutlara gelmiştir. ABD ve İsrail'in İran'ın petrol ve doğal gaz alt yapısına yönelik saldırıları (özellikle İsrail'in dünyanın en büyük doğalgaz rezervine sahip Güney Pars doğalgaz sahasına yönelik saldırısı) savaşın şiddetini ve boyutunu farklı bir evreye taşımıştır. Küresel enerji piyasaları bu gelişmelere hızlı tepki vermiş; yaşanan sıkıntılar fiyatlara sert bir şekilde yansımıştır.

Geçici bir savaş riski değil

Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) koordinasyonunda stratejik petrol rezervlerinin devreye sokulacak olması fiyat artışlarındaki aşırılıkları şimdilik bir miktar sınırlandırmış gözükmektedir. Ancak bu rezervlerin miktarı ve kullanım zamanı gibi belirsizlikler dikkate alındığında, Boğaz'da yaşanan tıkanıklığın yol açtığı durumun, geçici bir savaş riski olarak kalmayacağı; petrol ve doğal gazın yanısıra diğer emtialarda da arz şoklarına ve dolayısıyla yaygın ve kalıcı makroekonomik etkilere kaynaklık edebileceği görülmektedir.

ABD ilk başlarda küresel petrol stoklarının Rusya-Ukrayna savaşı öncesine nazaran yüksek olmasına ve büyük bir petrol üreticisi olarak kendi konumuna bakarak, petrol fiyatlarındaki yükselişi, küresel güvenlik(!) için ödenecek geçici ve küçük bir bedel olarak göstermeye çalışmıştır. Oysa, tarihsel tecrübeler, petrol fiyatlarındaki ani ve hızlı yükselişlerin ihmal edilemeyecek derecede olumsuz ekonomik sonuçları olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, petrol fiyatlarının 100 doları aşması ve volatilite düzeyinin yükselmesi küresel ekonomi açısından oldukça yüksek ve uzun vadeli riskler ortaya çıkarmıştır. Enerji fiyatları üzerinden savaşın yarattığı enflasyonist baskılar küresel ölçekte endişe kaynağı olmuştur. Petrol fiyatlarının daha da yükselmesi ve uzun süre bu düzeylerde kalma olasılığı enflasyon beklentilerini artırmıştır.

Endişeli bekleyiş

Bölgenin enerji altyapısına yönelik saldırılar küresel enerji güvenliğini önemli ölçüde sarsmış ve küresel bir enerji krizine yönelik endişeli bekleyişlere kapı aralamıştır. Geleceğe yönelik en olumsuz senaryoda, savaş uzun süre devam etmesi halinde, tedarik zincirlerindeki kırılmaların şiddetlenmesi ve küresel ticaret sisteminde ağır hasarlar oluşması söz konusudur. Olası bir enerji krizinin doğuracağı zincirleme etkilerin, mal ve hizmet fiyatları ve varlık fiyatları üzerinden sarsıcı sonuçları olacaktır.

Piyasalarda henüz panik havası oluşmamakla birlikte, beklentilerdeki bozulma birçok makroekonomik göstergeyi ve politika kararlarını etkileyecek; belirsizliklerin arttığı bu süreçte, finansal varlık fiyatlarında önemli hareketlenmeler ortaya çıkacaktır. Finansal piyasalarda yaşanabilecek sarsıntılar ve çalkantılar, beklentileri kötüleştirerek ve şiddetli yayılma etkileri oluşturarak yıkıcı ekonomik sonuçlara yol açabilecektir. Finansal koşullardaki sıkılaşma ekonomik büyüme oranlarında düşüşlerle sonuçlanabilecek; enerji kaynaklı enflasyonist baskılarla birleşince bu durum stagflasyon riski doğurabilecektir.

Gerek petrol fiyatlarında gerekse altın ve finansal varlık fiyatlarında şu an belirleyici olan piyasa dinamikleri arasında "yüksek volatilite" dikkat çekmektedir. Örneğin, Brent petrolün fiyatı 2022'den bu yana ilk defa 100 doları aşmış (9 Mart'ta 119 doları görmüş), sonrasında inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Küresel petrol arzındaki daralmaların daha da artacağına yönelik algı fiyatlardaki artış baskısını şiddetlendirmiştir. Benzer şekilde, riskten kaçan yatırımcıların güvenli liman arayışı, özelikle altın, sağlam paralar ve tahvillere yönelik talebi artırıcı etki doğurmuştur. Ancak, güçlü dolar, Fed ve Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) faiz indirimi beklentilerinin tersine dönmeye başlaması ve likit varlıklara yönelme davranışları, hafta başında altın fonlarından bir çıkışa yol açmış ve altındaki yukarı doğru seyir tersine dönmüştür. Gün sonunda Trump'un açıklamalarıyla altın fiyatlarında yeniden toparlanma başlamıştır. Bu kısa vadeli etkiler sağlıklı değerlendirmeler yapılmasını engellemekte; uzun vadeli sonuçlara odaklanmayı gerektirmektedir.

ABD açısından bakıldığında, savaşın doğrudan ve dolaylı maliyetlerinin ortaya çıkaracağı siyasi sonuçların, ara seçim öncesinde Trump yönetimini tedirgin ettiği görülmektedir. Ekonomik maliyetler daha şimdiden ciddi bir hoşnutsuzluk dalgasının oluşmasına neden olmuştur. İsrail adına meşruiyeti olmayan bir savaşa giren ABD algısı; enflasyon ve işsizlikte ortaya çıkabilecek artış baskıları; kaynak tahsisindeki yanlış tercihlerin yol açtığı sorunlar (örneğin, sağlık hizmetlerine erişimin kötüleşmesi) içerideki hoşnutsuzlukları artırmaktadır. Diğer taraftan bu süreçte Fed, zayıflayan reel ekonomik faaliyetleri desteklemek için faiz indirimleri yapma konusunda daha temkinli olacak, hatta faiz artırımları gündeme gelebilecektir. Artan belirsizlikler, tüketim ve yatırım harcamaları üzerinden ekonomik büyüme görünümünü olumsuz etkileyebilecektir. Petrol ve doğal gazın önemli bir kısmını ithalatla karşılayan Avrupa ülkelerinde ise, enerji maliyetleri üzerinden enflasyon ve ekonomik büyümeüzerinde olumsuz etkiler söz konusu olabilecektir. Rusya'nın Avrupa doğal gaz piyasasından çekilmeye başladığı bir dönemde Avrupa'nın enerji tedariki için Körfez ülkelerinin alternatifi olarak ABD'ye yönelmesinin maliyetleri de oldukça yüksek olacaktır. Önemli ölçüde petrol ve doğal gaz gelirlerine bağımlı olan Körfez ülkelerinde bu ürünlerin üretiminde ve ticaretinde uzun süre devam edebilecek aksamalar ekonomik büyüme oranlarında gerilemeler doğurabilecektir. Belli ölçüde petrol rezervi oluşturan ve alternatif kaynaklar geliştiren Çin de bu sürecin uzamasının zarar vereceği ülkeler arasındadır. Diğer taraftan, enerji fiyatlarındaki artışların, Rusya'nın petrol ve doğal gaz gelirleri üzerinde en azından kısa vadede olumlu yansımaları olacaktır.

Genel olarak bakıldığında, yüksek jeopolitik risklerin fiyatlandırıldığı bu süreçte henüz küresel bir kriz beklentisi oluşmuş değildir. Ancak savaşın uzaması, kriz beklentilerini ciddi bir biçimde artırır. Piyasalarda risk algısı güçlendikçe uzun vadeli istikrarsızlık beklentileri yaygın ve kalıcı hale gelebilir ve küresel düzeyde uzun soluklu bir enerji krizi yaşanabilir. Süreçte yaşanabilecek finansal çalkantılarla birlikte bu durum dünya ekonomisinde ciddi hasarlara ve dönüşümlere yol açabilir. Piyasaların normalleşmesi ve sistemin yeniden istikrarlı hale gelmesinin tek yolu savaş ve çatışmaların bir an önce son bulmasıdır.