ABD'nin Afganistan'dan kaçışı ve son büyük oyun

Doç. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu / Gaziantep Üniversitesi
24.04.2021

Afganistan'a hâkim olan Güney Asya'ya da hâkim olmaktadır. Buraya hâkim olan Ortadoğu, Orta Asya ve Çin-İran-Orta Asya'ya müdahale etme imkânı kazanmaktadır. Buradan kovulan güç, tarihten de silinmektedir. Şu anda Taliban tarafından ön şart olarak Afganistan'dan çekilmeyi kabul eden ABD, kuyruğu dik tutarak kaçmaya çalışmaktır. Pers, İskender, İngiliz ve Rus İmparatorluğu'ndan sonra ABD'ye de mezar olmaya başlayan Afganistan, coğrafi konumu itibariyle Türkistan, Çin, Hindistan ve İran'ı birbirine bağlayan tarihi ve tabii yolların kesiştiği, stratejik bir coğrafyada yer almaktadır.



Dünya haritasına kabaca bir göz atıldığında, Asya Kıtası'nın doğu–batı ve kuzey-güney geçiş noktasındaki Afganistan'ın "Asya'nın anahtarı ve kalbi" hükmünde olduğu görülecektir. Çin, Türkistan, Rusya, Pakistan ve İran arasında yer alan Afganistan, bu konumuyla İç Asya, sıcak sular, Hint Alt Kıtası ve Ortadoğu'ya çıkış için tek kavşak noktası konumunda bulunmaktadır.

Bu nedenle, küresel güç olma siyaseti güden Pers İmparatoru Büyük Dara (M.Ö 500), Büyük İskender (M.Ö. 320) ve Timurlenk (M.S.1400)'ten başlayarak, günümüze kadar küresel çatışmaların, Afganistan üzerinde düğümlendiği görülmektedir.

19. yüzyılda Afganistan'ın jeostratejik önemi, Rusya'nın sıcak sulara inme çabası ve İngiltere'nin Hindistan'ı koruma görevinden kaynaklanmaktaydı. Bunun, 20. yüzyılda Batı ve Doğu blokları arasında tampon bölge görevinde oluşundan, 21 yüzyılda ise Orta Asya petrol ve doğalgazının, dünya piyasalarına taşınması için geçiş yolu oluşundan ve ABD için, geleceğin tehdit odakları olarak gördüğü İran, Hindistan, Çin ve Rusya'nın arasında "üs" oluşundan kaynaklandığı görülmektedir.

Soğuk Savaş döneminden sonra dünyanın tek "süper gücü" olma stratejisini benimseyen ABD, 11 Eylül 2001 tarihinde İkiz Kulelere ve Pentagon'a karşı yapılan terör saldırılarında rolü olduğu gerekçesiyle Afganistan'daki Taliban yönetimini devirerek, Afganistan'ı işgal etmiştir. Şu ana kadar da Afganistan, ABD'nin ve Avrupa ülkelerinin işgali altında bulunmaktadır. Ancak gelinen noktada ABD de Rus İmparatorluğu gibi yenilip pılısını pırtısını toplamak üzeredir. Bu makale dört ana başlık altında ele alınacaktır:

1. Büyük oyun ve Afganistan

İngiltere, 1756–1763 savaşları sonunda Fransa'nın elinden Hindistan'ı aldıktan sonra, Hindistan İngiltere'nin dış politikasında ve ekonomisinde ağırlıklı bir unsur haline gelmiştir. Ön Asya bölgesinde Hindistan'a kuzeyden bir koruma şemsiyesi kurmaya çalışan İngiltere, Rusya'nın "sıcak sulara" inme çabasıyla karşılaşmıştır. Rusya'nın Türkistan'ı işgal etmesinden sonra İngiltere "kırmızı hat" olarak Afganistan'ı belirlemiş ve Rusya'nın bu hattı zorlamaya başlaması üzerine Afganistan'la ilgili olarak yaklaşık 200 yıl süren bir çatışma yani "büyük oyun" başlamıştır.

"Büyük oyun" kavramını doğuran asıl olay ise, Napolyon'un 1763'te kaybettiği Hindistan'ı geri almak için, 1807 yılında Ruslara, "Fransız ve Rus birliklerinden meydana gelecek bir ordu ile Kafkaslar ve İran üzerinden giderek, İngilizleri Hindistan'dan atma teklifi" olmuştur.

Uluslararası İlişkilerde önemli bir terim olan "great game" İngiltere ve Rusya arasında 19. yüzyılda İngiltere'nin Hindistan'ı korumak ve Rusların da "sıcak sular"a inmek için giriştikleri mücadelenin adıdır.

İngiltere, Hindistan'ı savunmak için Afganistan'ı Ruslarla tampon bölge olarak görüyordu. Ancak Afganistan'ın İngiltere tarafından Rusya ile arasında tampon bir savunma hattı olarak kabul edilmesi, aynı zamanda Orta Asya'nın Rus nüfuz sahasına bırakılması demek oluyordu ki, bu durum Türkistan'ın gelecek yüz yıllarını da etkileyecekti. Afganistan'ı Rusya ile aralarında tampon bölge olarak değerlendiren İngiltere, Rusya'yı Türkistan'da serbest bırakmakla, özellikle dış politikada Afganistan üzerinde hâkim bir konuma gelmiş oluyordu.

Abdurrahman Han'ın ölümü üzerine yerine geçen oğlu Habibullah Han da başa geçer geçmez İngiltere'den bağımsızlık talebinde bulunur. Ancak I. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle, İngiltere Afganları oyalamaya çalışır. Fakat Nisan 1919 yılında tekrar başlayan ve Afganların başarıyla yürüttükleri üçüncü Afgan – İngiliz savaşında İngiltere yenilir ve 3 Haziran 1919 yılında yapılan anlaşma gereği, İngilizler Afganistan'dan tamamen çekilmek zorunda kalır. Habibullah Han'ın o sabah çadırında, tabancayla öldürülmüş olarak bulunması üzerine yerine geçen oğlu Emanullah Han, bağımsızlığını, İngiliz Hindistan genel valisine yazdığı bir mektupla resmen ve tek taraflı olarak ilan eder. Ancak bu durum, yeni bir İngiliz-Afgan savaşına sebep olur.

Bir süre sonra İngilizler tekrar yenilince, Afganistan'a bağımsızlığını vermek zorunlu kalmışlardır. Böylece Afganistan, 8 Ağustos 1919'da Ravalpindi Anlaşmasıyla bağımsızlığını kazandı. 20. yüzyılın ilk bağımsız Müslüman ülkesi olduğu gibi Türkiye'yi de tanıyan ilk ülkedir.

2. Sovyetler'in işgal stratejisi

"Büyük oyun"da Afganistan'ı, İngiltere'ye kaptıran Rusya, Afganistan'ı "sıcak sular"a açılan en kısa yol olması nedeniyle, dış politika öncelikleri arasından çıkarmadı. Afganistan'ı yutmak için, 19. yüzyılın başına kadar gerek batıdan gerekse kuzeyden sınırsız hamleler yapan Ruslar, Bolşevik İhtilali sonrasına Afganistan'ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülke olmuştur. SSCB'yi ilk tanıyan ülke de Afganistan olmuştur (Eylül 1919).

Afganistan Başbakanı Muhammed Davut Han zamanında başlayan yakın temaslar (1954) neticesinde, Afgan Kralı General Kral Zahir Şah'ın 1957 yılı yazında Moskova'yı ziyaret etmesinden sonra, 1957 yılında ilk Sovyet teknisyenleri, projelerini hayata geçirmek için "Danışman" sıfatıyla Afganistan'a giriş yapmışlardır.

Sovyet yardımlarının, çok yoğun olarak sürdüğü 1960'larda, Kruşçev ikinci kez Kabil'i ziyaret ederek, özellikle Sovyet sınırına yakın yerlerde, karayolları ve hava alanları (Bagram ve Şindad) üzerinde yoğunlaşmışlardır. 1979 işgalinde tank geçişine uygun olarak yapılan bu yolların sayesinde Ruslar, iki günde Pakistan sınırına ulaşmışlardı. ABD Başkanı Eisenhower'ın, Ortadoğu politikasından sorumlu John Foster Dulles, Ortadoğu ile Güney Asya'da Sovyet yayılmasını önlemek amacıyla kurduğu denklemde Afganistan'ı dışarıda bırakmıştır. Bu nedenle "başta Pakistan, İran ve Irak olmak üzere bu bölgelere büyük askeri yardımlar yapmasına rağmen Afganistan'ı dışarıda bırakan ABD politikası Afganistan'ı endişeye sevk etmiştir. ABD'nin SSCB'ye karşı kurduğu kuşatma politikasında Afganistan'ı dışarıda bırakan stratejisi, İngiltere gibi Afganistan'ı, kendi nüfuz alanı ile SSCB arasında bir tampon bölge olarak görmesine dayanıyordu.

Davut Han, ABD ve Pakistan ile de ilişkilerini düzelterek dengeli ve pragmatist bir dış politika takip etmeye başlamıştır. Ancak makamını sağlama almak için solcu General Abdulkadir, Nur Muhammed Terraki ve Rusları Afganistan'a resmen davet eden Babrak Karmal gibi kendisini de iktidara getiren kişileri tesirsiz hale getirince, SSCB'nin güvenini kaybetmiştir.

Davut Han'ın, Rusya'dan uzaklaşarak Karmal ve Terraki gibi kişileri de idama götürmeye çalışması, Rusların tamamen hâkim oldukları ordudaki adamlarına düğmeye basma emrini vermelerine neden olmuştur. 27 Nisan 1978 yılında solcu subaylar ve KGB ajanları başta Muhammed Davut Han olmak üzere otuz kişilik tüm ailesini öldürerek Afganistan'da darbe yaptılar. Muhammed Davut Han'ın öldürülmesinden sonra yerine geçen Hafizullah Âmin de Sovyetlerin istediği gibi çıkmayınca, o da Sovyet komandolarınca Kabil'in Kuzeyindeki Dar-ül-Aman Köşkünde 28 Aralık 1978 yılında tüm aile fertleriyle birlikte öldürülmüştür.

Yerine Moskova'dan Babrak Karmal getirilmiştir. Karmal daha uçakta iken SSCB'yi Afganistan'ı "huzur ve barış" için kontrole davet etmiştir. Ruslar, Karmal'ın daveti üzerine, Afganistan'ı karadan ve havadan 27 Aralık 1979 yılında 85 bin kişilik bir orduyla, işgal etmiştir.

SSCB'nin Afganistan işgali üzerine, ABD, SSCB'yi çevreleyen "Yeşil Kuşak" projesini uygulamaya sokmuştur. Bununla, özellikle Basra Körfez'ine SSCB'nin erişmesini engellemek isteyen ABD, bir taşla iki kuş vurmak istiyordu. Yani bir taraftan radikal hareketleri SSCB'ye yönlendirerek İslami güçleri kontrol etmiş oluyordu.

3. Taliban'ın doğuşu

Pakistanlı kıymetli gazeteci Ahmet Raşid'e göre Taliban, Afganistan'ın iç karışıklıklarla boğuştuğu sıralarda ortaya çıkan bir gruptur ve çoğu işgalde yetim ve öksüz kalmış Pakistan'daki medreselerde büyüyen çocuklardan oluşmaktadır. Afganistan'a barışı getirmek, halkı silahsızlandırmak, şeriatı uygulamak ve Afganistan'ın büyüklüğü ile İslami karakterini savunmak gibi hedeflerde kısa sürede önemli başarılar elde etmiştir. Adına mücahit denilen eşkıya gruplarından bıkmış olan halkın talepleriyle örtüşen güce duyulan ihtiyaç da Taliban'ın doğuşunu hızlandırmıştır.

Kısa bir zamanda adı sanı duyulmamış olan bir güç, birkaç hafta gibi kısacık bir zaman diliminde ve sadece 10 kişi civarında can kaybı vererek Afganistan'ın ikinci büyük şehrini ele geçirince, Taliban'ı asıl destekleyen güç Pakistan dış istihbarat birimi olan ISI olduğu için, Pakistan tarafından sevinçle karşılanmıştır. Benzeri durum Musul'u ele geçiren DEAŞ'ta da görülmüştür. Bundan sonraki üçüncü haftada ise Taliban, 31 vilayetin 12'sini ele geçirerek Afganistan'ın en büyük gücü konumuna gelecek ve Kabil'in kapılarına dayanacaktı.

ABD'nin Güneydoğu Asya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Robin Raphel, 19 Nisan 1996'dan başlayarak üç önemli merkez olan Kabil, Kandahar ve Mezar-ı Şerif'i, daha sonra da üç Orta Asya Cumhuriyetinin başkentini ziyareti sırasında "Kendimizi Afganistan olaylarının ortasına attığımızı düşünmüyoruz, kendimizi sadece Afganistan'ın bir dostu olarak görüyoruz. Bu yüzden, Afganlıları bir araya getirip konuşturmak amacındayım" derken, Raşid'e göre aslında" onun kafasında ve çantasında; Türkmenistan'dan başlayıp, Afganistan üzerinden Pakistan'a doğalgaz taşıyacak ve Amerikan Petrol devi Unocal tarafından inşa edilecek doğalgaz boru hattının projeleri" vardı.

Taliban'ın 1996 yılında Kabil'le birlikte Afganistan'ın dörtte üçünü ele geçirmesi üzerine Taliban'ı Afganistan'ın fiili hâkimi olarak tanımak durumunda kaldı. Bunda, Pakistan'ın da "en iyi seçeneğin Taliban'ın Afganistan'a hâkim olması gerektiğine dair ABD'ye sözü ve güvencesi olmasının"nın payı vardı.

Ancak olaylar istediği gibi seyretmedi. Çünkü oyuna yeni aktörler dâhil olmuştu. BM Genel sekreteri Kofi Annan'ın "Afganistan'ın, 'büyük oyun'un yeni bir versiyonu haline geldiği" ifadesi de buna işaret etmektedir.

4. Petrol şirketleri ve Taliban

Taliban'ın "Petrol ve Doğalgaz Büyük Oyunu'yla" tanışması Carlos Bulgheroni sayesinde olmuştu. İtalyan asıllı Arjantin petrol şirketi Bridas'ın yönetim kurulu Başkanı Bulgheroni, şirketinin Türkmenistan'daki doğalgaz yataklarını Pakistan ve Hindistan'dakilerle birleştirmeyi, böylece Afganistan'da hatta Hindistan'la Pakistan arasında barışın sağlanmasına da imkân tanıyacak altyapı bağlantılarını kurmayı hayal ediyordu.

Afganistan'da iç savaş, dağlarda ve cephelerde sürerken, başka bir savaş da Arjantin petrol şirketi Bridas ile Amerikan petrol şirketi Unocal arasında "Orta Asya'dan başlayarak Afganistan'dan geçecek petrol ve doğal gaz boru hattının" kontrolü için büyük kentlerin masa başlarında planlanıyor ve Kandahar'ın tozlu sokaklarında yürütülüyordu. Yani Taliban silahlandırılıp cepheye sürülürken Afganistan'ın jeostratejik konumunun kontrolü amaçlanıyordu. Böylece, Afganistan'ın, stratejik önemine petrol ve doğal gazla yeni bir sayfa daha eklenmişti.

Bridas'la birlikte Unocal adlı ABD'li bir petrol şirketi de aynı amaç için Orta Asya'ya girince hesaplar değişmeye başladı. Bridas Genel Müdürü Mario Lopez Olaciregul ise, "Biz sadece bir ülkenin kaynaklarını geliştirmeye çalışan bir petrol şirketiyiz, ama burada bambaşka bir şeyle, büyük devletlerin birbirlerini hırpaladığı "Büyük Oyun'la karşılaştık" diyordu. Bridas, proje fikrini çaldığı gerekçesiyle Delta ve Unocal'ı mahkemeye verdiyse de mahkeme masraflarından başka bir şey kazanmamıştı.

Bu süreçte, ABD ve Pakistan, Rusya ve İran'ın tepkisine rağmen Taliban'ın mutlak zaferi için hiçbir yardımı esirgemiyordu. Clinton'un Doğu Avrupa Baş Danışmanı Strobe Talbott, Temmuz 1997'de ABD'nin bölge politikasının temel kıstası olarak kabul edilen konuşmasında; "Kafkasya ve Orta Asya'da Büyük Oyun'un tekrarının başladığını ilan etmek, en azından böyle bir tahmin yürütmek moda oldu. Tabii ki bölgenin petrolle beslenen ve yağlanan itici dinamiği, büyük güçlerin rekabetini doğuracaktır. Fakat bizim amacımız eski dönemleri hatırlatan bu sonuçtan sakınmak, hatta aktif bir çaba harcayarak bunu unutturmaktır. Rudyard Kiplingi'le George McDonald Fraser'i ait oldukları yerde –tarihin sayfalarında -bırakalım. Kipling'in Kim, Fraser'ın Flashman karakterlerin oynatan bir 'büyük oyun'un kimseye faydası yoktur" derken, aslında ikinci bir Büyük oyunun başladığını ima ediyordu.

Aralık 1996'da Pakistan Dışişleri Bakanı Necmeddin Şeyh, Kandahar'da Molla Ömer'le yaptığı görüşmede ilk defa Taliban'ın çetin ceviz olduğunu anlamış ve Taliban'ın Bridas kartını oynadığını görmüştü. Çünkü Taliban yılda sadece 100 milyon doların yanı sıra yol, elektrik, su gibi alt yapı hizmetlerinin yapımını da istiyordu. Bridas tüm bunları yapmaya yardımcı olacağına taahhüt etmişti.

BM Alt Genel Sekreteri Yasuşi Akaşi'nin, "Afganistan'a dış müdahaleler artık tamamıyla petrol ve doğalgaz kavgasıyla ilintili. Bizim korkumuz, bu şirketlerin ve bölge ülkelerinin Taliban'ı kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışmalarıdır" açıklaması, tüm aktörlerin amacı olan boru hattının, Afganistan'a aynı zamanda barışı getireceği iddiasıydı. Oysa boru hattı, dış müdahalelerden arınmış, gerçek ve adil bir barış ile geçebilecekti.

ABD, 1999 yılından itibaren yavaş yavaş Taliban'ı Pakistan ile baş başa bırakma politikası uygulaya koydu. ABD'nin bölgeden en üst düzeyde sorumlu Diplomatı "ABD, Taliban'ı desteklemeye razı oldu, çünkü Taliban'ın arkasında duran Suudi Arabistan ve Pakistan hükümetleriyle yakın bağlarımız vardı. Ancak artık böyle hareket etmiyoruz ve kendilerine bu meselenin kesin biçimde halledilmesi gerektiğini düşünüyoruz" diyordu.

Taliban ise hiç kimseye minnet duymak istemiyordu. Taliban ve Pakistan ilişkileri oldukça karmaşıktı. Taliban'ın mı Pakistan'a yoksa Pakistan'ın mı Taliban'a hâkim olduğu belli olmadığı için ABD'nin de ikisinden birini ya da ikisini birlikte saf dışı etmeye karar vermesi bekleniyordu.

Taliban, Pakistan'daki devlet kurumları (Pakistan İstihbaratı ISI Başkanı Hamit GÜL gibi), siyasal partiler, İslami gruplar, Medreseler, uyuşturucu mafyası, işadamları çevresi, nakliyecilerle olan derin bağları nedeniyle kimseye vefa borcunu ödeme zorunluluğu göstermiyordu. Ama ne var ki ABD, Pakistan devlet Başkanı Pervez Müşşeref'in ifadesiyle "ehven-i şer" kabul edilen Taliban'ı feda etti.

11 Eylül 2001 terör saldırılarının kendine yapılmış bir 'savaş ilanı' kabul eden ABD, teröristlere savaş ilan ettiğini belirterek, 7 Ekim 2001'de İngiltere ile birlikte "11 Eylül'ün sebebi Usame Bin Ladin, El Kaide terör örgütü ve Taliban rejimi"ne karşı askeri operasyon başlattı. Kısa bir sürede Taliban rejimini yıkarak Afganistan'ı kontrol altına aldı. ABD'nin Afganistan'a yönelik müdahalesinin ABD'ye sağlayacağı stratejik üstünlüklerini maddeler halinde kısaca şöyle özetlemek mümkündür:

a) Afganistan'ın stratejik avantajlarının ABD lehine kullanılması.

b) Orta Asya petrol ve doğalgaz hatlarının kontrolünün ABD'nin eline geçmesi.

c) İran'ın kuzeyden kuşatılması.

d) Müstakbel güç Rusya, Çin ve Hindistan'ın kontrol altında tutulması.

e) Başta El Kaide olmak üzere terör örgütlerinin çökertilmesi.

f) Afganistan'da ekilen uyuşturucu alanlarının denetim altına alınması.

e) Bağımsızlığını yeni kazanmış Orta Asya ülkelerinin kontrol edilmesi ve bunların İran'a ya da başka ülkelere kaymasının önlenmesi.

Son imparatorluk da yenildi

Pers, İskender, İngiliz ve Rus İmparatorluğundan sonra ABD'ye de mezar olmaya başlayan Afganistan, coğrafi konumu itibariyle Türkistan, Çin, Hindistan ve İran'ı birbirine bağlayan tarihi ve tabii yolların kesiştiği, stratejik bir coğrafyada yer almaktadır.

İngiltere ve Rusya arasında, 19. yüzyılda yaşanan ve diplomasi tarihine "büyük oyun" olarak geçen mücadele, Asya Kıtası'nın kontrolü için Afganistan toprakları üzerinde askeri ve diplomatik alanlarda yaşanmıştır. Bu durum günümüzde Çin'le sürmektedir.

Tarih bize şunu öğretmektedir: Afganistan'a hâkim olan Güney Asya'ya da hâkim olmaktadır. Buraya hâkim olan Ortadoğu, Orta Asya ve Çin-İran-Orta Asya'ya müdahale etme imkânı kazanmaktadır. Buradan kovulan güç, tarihten de silinmektedir. Şu anda Taliban tarafından ön şart olarak Afganistan'dan çekilmeyi kabul eden ABD, kuyruğu dik tutarak kaçmaya çalışmaktır. Aksi halde eski Rus ve İngiliz postallarının olduğu Pençir Vadisi ve Celalabad geçitlerinde olduğu gibi Bagram dağlarında da uçak parçaları ve kola kutuları görülecektir.

hseyhanlioglu@gmail.com