Adı güzel Adnan'a...

Mustafa İsen / Yazar
29.05.2020



27 Mayıs ihtilali sırasında ilkokula yeni başlamış bir öğrenci idim. Ama küçük dünyamın hafızasında ve gözlerimin önünde net resimler var. Önce o çocuk aklımla bile bize yapılan propagandayı, tabii öğretmenim söylediği için doğru olduğuna inanarak, net hatırlıyorum. Bir de neler konuştuklarını hep merak ettiğim ve kenardan köşeden dinlediğim yaşlıların Yassıada mahkemelerinin safahatıyla ilgili anlattıkları. Ama benim neslimin olayla ilgili en net hatırladığı şeyler bunlar değil. Sonradan eşimin de defalarca ifade ettiği gibi, gazetelere yansımış boy boy idam fotoğrafları, özellikle de Adnan Menderes’inki. Çocukluğum köyde geçti, evimize günlük gazete nadir, dergi hemen hiç girmezdi. Ama babamın o günlerde şehirde görüp aldığı bir Hayat mecmuasındaki beyaz giysiler içinde, önünde idam yaftası, boynu bir tarafa bükülmüş Menderes fotoğrafını, kutsal bir nesne gibi annemin sandığında saklandığını ve zaman zaman bakılıp iç çekildiğini hatırlıyorum.

Bu cihânın yıkıldı bir yanı

Bu iç çekişler halkımızın muhayyilesinde bazen sadece eseflenme şeklinde kalmış olmakla birlikte bazı dili laf yapan, eli kalem tutanlar aracılığı ile sözlü veya yazılı metne, şiire de dönüştü. Bizim edebiyat geleneğimizde ölenin ardından yazılan şiirlere ağıt ya da mersiye adı verilir. O günlerin ağır siyasi havası içinde bu konuda bir şeyler söylemek çok zor da olsa bu toplumun onun acısını dile getirecek kadirşinas cesur evlatları her zaman olmuştur. Tarih bunun örnekleriyle dolu.

Nasıl geçmişte Kanuni Sultan Süleyman’ın taht kavgaları neticesinde kıydığı oğlu Sultan Mustafa için onlarca şair mersiye kaleme almış, hatta bunu Yahya Bey örneğinde olduğu gibi adeta protesto edercesine

Meded meded bu cihânın yıkıldı bir yanı

Ecel celâlileri aldı Mustafa Hanı

gibi güçlü bir sese dönüştürmüşse, Menderes için de benzer örnekler dile getirilmiştir.

Bu örnekler, başka konularda olduğu gibi, Türk edebiyatının üç farklı üslubu üzerinden yürümüştür. Elbette Anadolu'nun daha yalın örnekleri olan halk edebiyatı geleneği bu alanda bilemediğimiz yüzlerce bize ulaşmamış örneğe sahip olmalıdır. Ama bunların pek azı derlenmiş ve gün yüzüne çıkmıştır. Bu alandaki ağıtlar genelde bir ortak üründür ve kadınlar tarafından söylenirler. Özellikle Çukurova yöresi bu konuda yaygın ve üretken bir geleneğe sahiptir. İşte onlardan biri:

Aman adayların halı

Bankasında buğday dolu

Menderes’i asıyorlar

Yok mu bunun çifte oğlu

x

Masasında yazı yazar

Gözlerini süze süze

Sabahınan ipe gider

Polisinen geze geze

(Sargın, 2012)[i]

Bu şekilde daha birkaç dörtlük uzayıp giden bu yalın ama samimi şiirde halk muhayyilesi kendi zihninde canlandırdığı Menderes imajını yine kendi anlam kodlarıyla dile getirmiştir. Zenginliğin işareti buğday, size sahip çıkacak da oğullarınızdır (burada bütün millet). Masa ve yazı yazmak, siyaseti, bürokrasiyi, polis ise devletin gücünü (hoyrat) simgeler.

Mersiye-i Nik-nam-ı Adnan

Atalarımızın İslam uygarlığı içine katıldıkları andan itibaren, bütün din birliği üzerine kurulan medeniyetlerde görüldüğü gibi, edebi şekiller ve türler ortak bir çerçeveye dönüşmeye başladı. Bu anlamda ağıtlar da divan edebiyatı içinde mersiyeye dönüştü. Ölen birinin ardından duyulan üzüntüyü dile getirmek, o kişinin iyi tarafların anlatmak ve ölene karşı şairin ilgisini ifade etmek üzere yazılan şiirlere mersiye denir. Bu tarz şiirler derin bir üzüntüyü dile getirdikleri ve samimi duyguları ifade ettikleri için daima lirik örneklerdir. Menderes’e yazılmış böyle klasik bir mersiye de söz konusudur. Merhum Kemal Edip Kürkçüoğlu (1902-1977) tarafından kaleme alınan sözü edilen bu şiir, divan şiiri ölçüsü, yani aruz vezni ile ve beyitler halinde yazılmıştır. Benzetmeler de genelde bu geleneğin normlarını andırır. Bu gelenekte olduğu gibi dikkat çekici bir başlıkla, (Mersiye-i Nik-nam-ı Adnan, Aleyhi Rahmeti Rabbüne'r-Rahman) yani, Adı güzel Adnan’a Allah’ın rahmetine ulaşması dileği ile söylenen mersiye ifadesiyle başlayan toplam 45 beyitlik şiir. Şair redif olarak da sana kelimesini kullanır.

Kıydılar bilmem neden

Milletin ey en mübeccel ferdi, bin hürmet sana, mısraı ile başlayan şiirde Menderes’in uzun süredir beklenen bir devlet adamı olduğu, ama düşmanlarının kendisine fırsat vermeksizin onu bir darbeyle alaşağı ettiği üzüntüyle belirtilir. Bunun için şairin ifadesi, Kıydılar bilmem neden ey merd-i zî-kıymet sana şeklindedir. Onun başta imar faaliyetleri olmak üzere millet için yaptıkları sayılıp döküldükten sonra düşmanlarının kendisine nasıl iftiralar attıkları, hatta Şeddâdâne, Fir'avnâne, Nemrûdâne saldırdıkları anlatılır, hatta bir hasm u bî-ismet sana ifadesiyle dolaylı olarak İsmet Paşa’nın bu düşmanları arasında olduğu vurgulanır. Darbe sonrası kurulan mahkemeleri de engizisyonlar çağından kalma bir şiddet olarak tanımlayan şair, buna karşılık Başbakan’ın verilen kararı kader olarak kabullendiğini, hatta bunu sanki kendi rızasıymış gibi karşıladığını şöyle yansıtır:

Hükmü duydun, emre uydun hâke baş koydun hemân

Anladın dünya değil, ukbâ için kıymet sana.

Bu tarz şiirlerde sıkça karşılandığı gibi Menderes’in başarıları övüldükten sonra kaybından doğan üzüntü dile getirilmiş ve bu yese tabiat da eşlik etmiştir: Sonra gökte tek bulut yokken bir yağmur boşanmış ve halkın göz yaşlarına eşlik etmiştir.

Menderes’in ölümü sonrasında yeri mutlaka cennet olacaktır. Hatta bunun işaretleri de vardır ve

Her yanın kuşlarla dolmuş nâgehân, sanmış gören

Asumandan gelmiş istikbâl için hey'et sana, beyti, adeta bunun müjdeleri olarak dile getirilmiştir.

Fakat Kürkçüoğlu’nun şiirinde asıl vurgulanması gereken husus, adeta geleceği görmüş gibi ifade edilmiş şu mısralardır:

Gün gelip can verdiğin yer bir ziyâretgâh olur

Eskisinden fazla hürmet gösterir millet sana

Gerçi bir seng-i mezarın yok bugün, lâkin yarın;

Câ be câ haşmetli heykeller diker devlet sana.

(Köprü, Ekim 1978, sayı: 19)

Bu geleneksel metinler dışında çağdaş örnekler arasında Menderes’e yazılan bu tür şiirlerin en tanınmışı, Necip Fazıl Kısakürek tarafından kaleme alınmıştır. Zeybeğin Ölümü başlığıyla yayınlanan ve içlerinde,

Bilemem susarak ölmek mi hüner?

Lisan çıldırıyor dil nasıl döner?

Ondan son iz uzak, uzak bir fener

Öldü mü? Çatlarım yine inanmam!

Diriye yanarım ölüye yanmam!

beşliğinin de yer aldığı bu içten şiir, 1964'te yeniden yayına başlayan Büyük Doğu'da yer aldı. Tabii takibata uğradı, şair sorguya alındı. Çünkü darbe yönetiminin etkileri hala devam etmekteydi. Ama bu takibatı yapanlar unutuldu da, haksızlıklara karşı çıkan bu şiir, milletin gönlünde Menderes ya da onun gibi zulme uğrayanların sembolü olarak yaşamaya devam etti, edecek.

Bu yıl 27 Mayıs 1960 darbesinin altmışıncı yılı. Onları şehit edenleri kimse hatırlamıyor ama Adnan Menderes ismi, onun açtığı yol, yükselttiği bayrak, daha da önemlisi temsil ettiği misyon elden ele büyüyerek devam ediyor. Çok şükür ki şairin,

Ne güne dek böyle gider bu devran

Zeybeğim bir sel ol bir çığ ol davran!

dileği çok geçmeden gerçekleşti. O misyonu takip edenler, şiirde geçen Baş köşedeki sırma koltuğu sahipsiz bırakmıyorlar artık. Türkiye’nin bu kazanımlarında milletin gözü kulağı, kalbi olan şairler, kamu vicdanını dile getirerek bu misyona katkıda bulundular.

[i] (Ahmet Sargın, Adnan Mendere’e Ağıt, İleri Gazetesi, Yozgat, 10.12.2012).

(Şiirlerin tamamını okumak isteyenler, bunları internet ortamında bulabilirler.)

mustafaisen@yahoo.com