Adım adım terörsüz ve güçlü Türkiye

Vahid Yılmaz/ Yazar
30.08.2025

100 yıl önce Kurtuluş Savaşı'nı yöneten ve devleti kuran Gazi Meclis, 100 yıl sonra çok önemli bir inisiyatif alarak Türkiye'nin prangalarından kurtulmasına, yaklaşan ateş çemberine karşı iç cepheyi tahkim etmeye ve Büyük Türkiye'nin inşasına öncülük edecektir. Bu coğrafyanın evlatlarının başlattığı Terörsüz Türkiye sürecinin arkasında büyük bir devlet aklı vardır.


Adım adım terörsüz ve güçlü Türkiye

Vahid Yılmaz/ Yazar

Türkiye, uzun yıllardan beri tüm enerjisini alan etnik köken temelli ayrılıkçı hareketler ile 2000'li yıllara dek güvenlikçi politikalar ekseninde mücadele etmekteydi.

Ancak 2002'de iktidara gelen Sayın Erdoğan liderliğindeki AK Parti Hükümetleri, terörle etkin güvenlik politikalarının yanı sıra siyasi, sosyal, ekonomik ve hukuki alanda yapılan düzenlemeler ile terörün beslendiği zemini yok etmeye çalıştı.

Erdoğan, göreve gelir gelmez bu adımları peyderpey hayata geçirmeye başladı. Bu adımlar temel başlıklar halinde şöyle sıralanabilir:

1. Güneydoğu Anadolu illerine kamu yatırımlarının artırılması

24 Ocak 1980 İktisadi Kararları ile serbest ekonomik sisteme geçen Türkiye, Özal'la birlikte hızlı bir ekonomik gelişme içine girdi. Ancak diğer bölgelere nazaran Güneydoğu Anadolu illeri, ayrılıkçı PKK terör örgütünün eylemleri nedeniyle yeterli anlamda kamu yatırımı alamadı. Zaman zaman yapılan yatırımlar örgütçe engellendi. Yol çalışmalarında yakılan iş makinelerinin görüntüleri ve engellenen okul inşaatları halen hafızalarda yer edinmektir. Özel sektör ise çok zayıf kaldı.

Bu süre zarfında bölgeler arası gelişmişlik farkı maalesef arattı. Ancak Sayın Erdoğan; havaalanları, hastaneler, üniversiteler, okullar, adliye binaları, otoyollar/bölünmüş yollar, tüneller, terminaller yaparak adeta bu farkı büyük oranda kapattı.

2. Kürtçe'nin serbestçe konuşulması

Maalesef ayrılıkçı hareketlere zemin hazırlayan en önemli etkenlerden biri de yerel dil ve lehçelere (özellikle Kürtçe'ye) uygulanan yasaklardır. Kürtçe müzik dinlenmenin yasaklanması, kamu kurum ve kuruluşlarında insanların kendilerini ifade edememesi, özellikle cezaevlerinde mahkûm yakınlarının ziyaretleri esnasında ana dilleri ile konuşamaması gibi birçok anti demokratik uygulama bu menfi durumu beslemiştir.

Ancak Erdoğan, yerel dil ve lehçelerin ülkemizin bir zenginliği olduğunu defaatle ifade etmiş ve bu alandaki yasal düzenlemelerin önünü açarak bu zenginlikleri 'sorun' olmaktan çıkarmıştır.

* Mardin Artuklu Üniversitesi'nde rahmetli Prof. Dr. Kadri Yıldırım hocanın öncülüğünde Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü'nün açılması,

* TRT Kürdi'nin açılması,

* Kamu kurumlarının hizmet sunumunda yerel lehçelerde tercüme hizmeti sunması,

* Kürtçe'nin cezaevlerinde serbestçe konuşulması gibi.

3. Bölge insanının kamu kurumlarına girmesi

Bölgenin eğitimden mahrum kalması dolaylı olarak, bölge insanının kamu kurumlarına girmesini engellemekteydi. Ancak bölgede yapılan eğitim yatırımları ve ciddi sayıda öğretmen atamaları sayesinde binlerce genç terör örgütünün pençesine düşmekten kurtarılıp ülkemizin müreffeh yarınlarına omuz veren birer öğretmen, doktor, avukat, mühendis, memur, polis olmuştur. Bu sayede insanların devlete aidiyet hissi artmıştır.

4. Siyasette ve bürokraside Güneydoğu kökenli isimlerin önemli görevlere gelmesi

Siyasette ve bürokraside bölge insanının bir yerlere gelmesi, bölge insanı açısından fevkalade önemli bir gelişmedir. Terör örgütlerinin bölgede zemin bulmasını, elaman devşirmesini engellemektedir. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz Bingöllü, Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek Batmanlı, Önceki Tarım Bakanlarından Sayın Mehdi Eker Diyarbakırlı idi.

5. Ekonomik alanda refahın artması

Son 20 yılda Türkiye genelinde olduğu gibi, Güneydoğu Anadolu illerinde de refah gözle görülür durumda artmıştır. Kişi başı milli gelir; otomobil, traktör, beyaz eşya satışı;şehirleşme ve yükseköğrenim gören kişi sayısı artmıştır.Tüm bu adımlar terörün zemin bulmaması için atılmış yerinde adımlardır.

6. Ateş çemberinde güvenli liman: Türkiye etkisi

Türkiye'nin bulunduğu coğrafya, stratejik imkânlarının yanı sıra dezavantajları ve getirdiği zorluklar ile maruftur. Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar, Kuzey Afrika ve hatta Avrupa'daki savaşlar ve bunlara bağlı büyük göçler, Türkiye açısından büyük güvenlik sorunlarını da beraberinde getirmektedir.

Rusya-Ukrayna Savaşı, Suriye iç savaşı, Irak'ın işgali, Afganistan'ın işgali, Azerbaycan-Ermenistan Savaşı, Libya ve Yemen'deki iç karışıklıklar, İran- İsrail savaşı, İsrail'in Gazze'ye, Suriye'ye ve Lübnan'a yönelik saldırıları... Tüm olumsuz gelişmeler Türkiye'nin çevresinde cereyan etmektedir.

Bu kargaşaların tam ortasında olmasına rağmen, iktidarın bugüne dek ülkeyi herhangi bir çatışmanın tarafı yapmaması, bu sorunların uzağında tutması takdire şayandır.

2016 öncesinde Paralel Devlet Yapılanmasının Türkiye'yi özellikle Suriye'de, Rusya ve İran ile karşı karşıya getiren eylemlerine rağmen, bu başarılmıştır. 2016 yılında Rusya Ankara Büyükelçisinin öldürülmesi ve Rus uçağını düşürülmesini hadiselerini hatırlatmak isterim.

Bu süre zarfında Kürt kökenli vatandaşlar başta olmak üzere tüm toplum kesimleri, Türkiye gibi istikrarlı ve güçlü bir ülkede yaşamanın ne kadar değerli olduğunu yakinen görmüştür.

Dünyanın geldiği nokta itibariyle;1789 Fransız İhtilali ile dünyanın başına bela olan, modası geçmiş "milliyetçilik" akımına kapılmanın hiçbir getirisinin olamayacağını gören ayrılıkçı örgütler, nihayet bu düşüncelerinden vazgeçmeye başlamışlardır.

Ayrıca Kürt kökenli vatandaşların, demokratik uygulamaların hayata geçmesi ve bunun berberinde ekonomik refahın artması ile devlete aidiyetleri artmıştır. Devletin kendi devletleri olduğunu anlamış ve böylece ayrılıkçı fikirler ile aralarına mesafe koymaya başlamışlardır.

Terörsüz Türkiye süreci

Sayın Erdoğan'ın öncülüğünde hükümetin yaptığı reformlar, devlet bürokrasisindeki yerleşik tüm kurallar ve uygulamaların kökten değişimi ile terör örgütünün zemin bulması, dolayısıyla eleman devşirmesinin önüne geçilmeye çalışıldı ve büyük oranda bu hedef başarıldı.

İşte tam burada iç cephesinin tahkim edilmesi ve terörden tamamen arınmış büyük ve güçlü Türkiye için 22 Ekim 2024 tarihinde MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli'nin tarihi çağrısıyla Terörsüz Türkiye süreci başladı.

Sayın Erdoğan'ın da güçlü iradesiyle devam eden Terörsüz Türkiye süreci, ufak tefek itirazlar hariç, Türkiye toplumu tarafından sahiplenildi.

Örgütü kuran kişinin, örgüte yönelik silah bırakma çağrısı, akabinde örgütün kendini feshetmesi ve silah bırakma kararı izledi. Ve nihayetinde de örgütün silah bırakma süreci devam etmektedir.

2013'teki başarısız tecrübeden alınan dersler, önceki hataların

tekrarlamamasını sağladı.Süreç büyük bir titizlikle ve güvenlik bürokrasisinin temkinli duruşu ile yürütülmektedir.

Tam bu aşamada Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Kurtulmuş'un çağrısı ile TBMM'de tüm siyasal partilerden oluşan bir komisyon oluşturulması çağrısı geldi.

O çağrıya (bir parti hariç), iktidar- muhalefet tüm siyasal partiler olumlu yaklaştı ve komisyona üye vereceklerini deklare ettiler.

TBMM'de grubu bulanan AK Parti, CHP, DEM Parti, MHP, Yeni Yol ile grubu bulunmayan HÜDA Par, DSP, EMEP, DP,YRP ve TİP partilerinin katılımlarıyla yani tam bir konsensüs ile toplam 51 üyeden oluşan bir komisyon teşekkül ettirildi

Söz konusu komisyon 5 Ağustos 2025 tarihinde TBMM Başkanı Sayın Kurtulmuş'un başkanlığında ilk toplantısını yaptı.

İlk toplantıda komisyonun adı ve çalışma esas ve usulleri tespit edildi:

* Buna göre komisyon adı: "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" oldu.

* Komisyonun amacı terörün Türkiye'nin gündeminden tamamen çıkartılması, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, milli birlik ve kardeşliğimizin pekiştirilmesi, özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışmalar yapmak.

İlk üç toplantısını yüksek bir mutabakatla yapan komisyon, amacına uygun olarak toplumun tüm kesimlerinin temsiliyeti ile teşekkül etmiştir. Bu teşekkül, gelecek açısından fevkalade büyük bir şanstır.

Meclisin, Terörsüz Türkiye sürecinin nihai çözüm adresi olarak ortaya çıkması çok önemli bir gelişmedir kuşkusuz. 100 yıl önce Kurtuluş Savaşı'nı yöneten ve devleti kuran Gazi Meclis, 100 yıl sonra çok önemli bir inisiyatif alarak Türkiye'nin prangalarından kurtulmasına, yaklaşan ateş çemberine karşı iç cepheyi tahkim etmeye ve Büyük Türkiye'nin inşasına öncülük edecektir.

Bu vesile ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin işlemediğini, Türkiye'nin bir 'diktatör' tarafından yönetildiğini ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin işlevsiz kaldığını iddia edenler, büyük bir yanılgı içinde olduklarını görmüşleridir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi uygulanmaya başlandığı 2018'den beri sürekli geliştirilmiş, dünyanın içinde bulunduğu kaotik durumda Türkiye'yi istikrarlı kılmış, olaylara hızlı ve etkili çözüm geliştiren bir yönetim sistemi olarak önemini ortaya koymuştur.

Tarihi bir dönüm noktası

Çok katmanlı ve kronikleşmiş bu sorunun çözümü elbette kolay olmayacaktır. İçeride ve dışarıda kardeş kanının akmasını, bu yaranın iyileşmemesini isteyen, ülke kaynaklarının heba edilmesini isteyenler çıkacaktır. Hatta varlıklarını terörün devamında görenler dahi maalesef mevcut bu ülkede. Bu nedenle siyasetçiler, kamuoyu yapıcıları, özellikle televizyon açık oturum programları katılımcıları, kullandıkları dile çok dikkat etmelidir. Yanlış anlaşılmaya mahal verecek söz ve davranışlardan kaçınmak gerekmektedir.

Ayrıca başta şehit ve gazi aileleri olmak üzere toplumun tüm kesimlerine sürecin her aşaması ve nihai hedefi izah edilmeli varsa soru işaretleri giderilmelidir. Şunu vurgulamak gerekir ki şehit ve gazilerimizin mübarek kanlarının sayesinde Türkiye bugünlere geldi. Eğer ay yıldızlı bayrak halen dalgalanıyorsa ; Libya'da, Afşin'de, El Baba'da, Karabağ'da, Irak'ın kuzeyinde, Tel Abyad 'da ve Rasulayn'da Türkiye'nin demir yumruğu düşmanın kafasına inmişse bu, aziz şehitlerimizin sayesindedir.

Onların aziz hatırasına halel getirecek hiçbir girişimin, herhangi bir al-verin söz konusu dahi olunamayacağı Sayın Erdoğan tarafından defaatle dile getirilmiştir.

Bu coğrafyanın evlatlarının başlattığı Terörsüz Türkiye sürecinin arkasında büyük bir devlet aklı vardır. Bir ve beraber olunduğunda neler yaptığımızı tarih bize gösteriyor ancak;kavmiyetçilik, mezhepçilik, bölgecilik yapılarak tefrikaya düştüğümüzde nasıl dramlar yaşadığımızı da tarih bize gösteriyor. Sayın Erdoğan'ın ifadesiyle 'Türk, Kürt, Arap birse, beraberse o zaman Türk vardır, Kürt vardır, Arap vardır. Ayrıştıklarında, bölündüklerinde ise mağlubiyet, hezimet, hüzün vardır.' En büyük örneği ise halen gözlerimizin önünde yaşanmakta olan Gazze Soykırımı'dır. Bu yüzden tarihi fırsatın heba edilememesi için, ülkesini seven herkesin elini ve dahi gövdesini taşın altına koyması gerekmektedir.