Afganistan'ı nasıl bir gelecek bekliyor?

Faruk Önalan / Yazar
14.08.2021

Taliban tüm Afganistan'ı kontrol altına alsa dahi daha önce olduğu gibi uzun yıllar iktidarda kalması olası görünmüyor. İç savaşın, düzensiz göçün önüne geçmenin tek yolu diplomasi ve siyasi çözümden geçiyor. Birleşmiş Milletler, Kabil'de Afgan güçleri ve Taliban arasında çatışma çıkmasının "felaketle" sonuçlanacağı uyarısında bulundu ve Doha'daki görüşmelerde anlaşma sağlanması çağrısı yaptı. Afgan halkı da on yıllardır süren savaşlardan yorulmuş durumda.



2011 yazında dönemin Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin sorunlara siyasi çözüm bulmak amacıyla başlattığı sürece destek vermek için Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne iki ayrı tasarı sundu. Taliban'ın sadece Afganistan'daki uluslararası güç ile mücadele ettiği fakat El Kaide'nin hedefinin "küresel cihat" olduğu gerekçesiyle tek yaptırım listesinin ayrılması kararına varıldı. Bu doğrultuda bazı Taliban üyelerine yönelik yaptırım kararları da kaldırılmış oldu. İki oluşumun güçlenmesinde ana pay şüphesiz ABD'nin.

'Biz finanse ettik'

Bu durumu Hillary Clinton da açıkça ifade ediyordu; "Bugün savaştığımız insanları, (El-Kaide/Taliban) yirmi yıl önce biz finanse ettik ve o gün için iyi bir fikirdi. Sovyetler sonunda dağılmıştı. Fakat neyin tohumunu ektiğimize dikkat edelim çünkü onu biçeceğiz. Ciddi bir güven açığımız var. Açık olmak gerekirse bunun sebebi, Amerika'nın şu an mücadele ettiği problemi bir zamanlar kendisinin meydana getirmesi." Diğer yandan bugün ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Jake Sullivan, dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'a attığı bir e-mailde, "El Kaide, Suriye'de bizim tarafımızda" görüşünü bildiriyordu. ABD, "Afganistan'da Taliban ve El Kaide'yi bitireceğiz" diye yola çıkmıştı. Bugün geldiğimiz noktada Taliban hızlı şekilde ilerlemeye başladı. Hafta içi Kabil'e sadece 150 kilometre mesafede bulunan Gazne'yi alarak başkenti de abluka altına almaya başladı. Şehri anlaşarak Taliban'a teslim edip şehirden çıkan Gazne valisi Davud Lahman tutuklandı. ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley Temmuz sonunda yaptığı açıklamada Taliban'ın ivme kazandığını, 34 vilayetin merkezini kuşatma altına aldığını ancak henüz hiçbirini ele geçiremediğini söylemişti.

İç savaş şiddetleniyor

Taliban 15 gün süre içinde 11 vilayetin merkezinde kontrolü ele geçirdi. Ardı ardına yaşanan başarısızlıklar sonrası, haziran ayında General Yasin Ziya'nın yerine Genelkurmay Başkanı olarak atanan Veli Muhammed Ahmedzai iki ay dolmadan görevden alındı. Özel Kuvvetler Komutanı Heybetullah Alizai, Devlet Başkanı Eşref Gani tarafından yeni Genelkurmay Başkanı olarak atandı. Başkan Gani'nin Taliban ile daha etkin mücadele kapsamında yerel halkın silahlandırılması kararı üst düzey siyasiler ve aşiret reisleriyle yaptığı toplantı sonrası karara bağlandı. Taliban'ın hızlı ilerlemesi yanında alınan bu karar iç savaşın daha da şiddetleneceği ortamda düzensiz göçmen yoğunluğunun da artacağının açık bir göstergesi.

Hemen bir gün sonra toplantıya katılan isimlerden Raşid Dostum'un oğlunun Şibirgan havalimanından Taliban tarafından kaçırıldığı iddia edildi. Kaçırılma ve öldürülme korkusuyla birçok Afgan ise başkent Kabil'e doğru gidiyor. Diğer yandan Afgan hükümeti ya da yabancı güçler için çalışan binlerce kişi de bu ülkelerden vize almaya çalışıyor. Bu doğrultuda Doha'da Taliban ile görüşen Almanya, kendileri için çalışan iki binden fazla Afganistan vatandaşına aileleriyle birlikte vize verdi. ABD de daha önce kendileri için çalışmış ve belirli şartları karşılayan Afgan vatandaşlarını mülteci olarak kabul edeceğini öngören bir program açıkladı.

ABD'nin sorumsuzluğu

Ancak bu kabullerin Türkiye dahil üçüncü ülkeler üzerinden olmasını duyurması Ankara'nın da haklı olarak tepkisini çekti. "Türkiye olarak, ABD'nin sorumsuz ve ülkemize danışmadan aldığı kararı kabul etmiyoruz. ABD, eğer bu kişileri ülkesine almak istiyor ise doğrudan uçaklarla ülkesine nakletmesi mümkündür." Avusturya Şansölyesi Kurz ve bazı Avrupa Birliği yöneticilerin de göçmenler konusunda Türkiye gibi komşu ülkeleri işaret etmesi karşısında Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik net cümlelerle cevap verdi: "Türkiye, ölümden kaçan insanlara kucak açar. Onun dışında herhangi bir şekilde bunun istismar edilmesine kesinlikle müsaade etmeyiz. Türkiye, hiç kimsenin göçmen kampı değildir. Birileri bu coğrafyaları da toplama kampı gibi düşünmesinler." Türkiye doğu ve güney sınırlarından, 2020 yılı için 505 bin 2021 yılında ise 253 bin kişinin yasadışı yollarla girişini engelledi. Bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın," Herkes şunu bilsin ki Türkiye yolgeçen hanı değildir" vurgusu önemliydi.

Ülke gerçekleri

Arap Medya Derneği Başkanı Turan Kışlakçı ile röportaj yapan Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahit, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek istiyoruz. Erdoğan hem bizim için hem de İslam dünyası için çok önemli bir devlet lideridir. Afganistan'ın gerçeklerini kendisiyle de paylaşmak istiyoruz" sözlerini sarf etmişti. Türkiye öncelikli olarak göçmen akışının durması, Taliban saldırılarının sonlandırılması ve siyasi müzakerelere dönülmesi için hem Dışişleri kanalı hem de istihbari açıdan faaliyetler yürütüyor. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanı Erdoğan da gerekirse Taliban lideri ile görüşebileceğini söylerken, ertesi gün Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani ile de bir görüşme gerçekleştirdi. Taliban ile yapılacak olası görüşmelerde siyasi bir çözüm adına iktidarı paylaşma teklifi götürülebilir. El Cezire'ye konuşan Afgan hükümetinden bir kaynak da, Katar aracılığıyla iktidarı paylaşma teklifinin iletildiğini söyledi. Fakat aynı gün Pakistan Başbakanı İmran Han, Taliban liderlerinin kendisine Eşref Gani cumhurbaşkanı olduğu sürece Afgan hükümetiyle müzakere etmeyeceklerini söylediğini belirtti. Bunun yanında Eşref Gani'nin, Afganistan'a yeniden müdahale etmesi için Amerika'yı ikna etmeye çalıştığını söyleyen İmran Han, "20 yıldır buradalar. 20 yıldır yapmadıklarını şimdi mi yapacaklar?" sözleriyle tepkisini dile getirdi. Zaten ABD de geri dönmek konusunda pek hevesli değil. Afgan hükümetinin kendi başının çaresine bakmasını istiyorlar. Savunma Bakanı Sözcüsü John Kirby, Kabil yönetiminin 300 binden fazla asker ve polis gücünün, kendilerinin de büyük katkı sundukları modern bir hava kuvvetleri, modern silahların yanı sıra Taliban'ın sahip olmadığı birçok avantajı olduğunu söyledi. "Taliban'ın Hava Kuvvetleri yok. Şimdi bu avantajları kullanmak zorundalar. Bu liderliği sergilemeleri gerekiyor." Bu arada Pentagon sözcüsünün bahsettiği o modern silahların çoğu hatta Hindistan'ın hediye ettiği MI-35 helikopter Taliban'ın eline geçti. Ele geçirilen önemli miktarda silah ilerleyen dönemlerde bölge ülkeler açısından ciddi sorunları da beraberinde getirecektir. Beyaz Saray, Afganistan'da Taliban'ın zafer kazandığını söylemek için henüz çok erken olduğunu söylerken Amerikan istihbaratı böyle giderse Kabil'in üç ay arasında düşebileceğini söylüyor. Fakat yine de, Afgan güvenlik güçlerinin daha fazla direniş göstererek ivmeyi tersine çevirebileceği görüşünü benimsiyorlar. Bu noktada önceki Başkan Trump'ın izinden gittiği söylenen Biden'a, Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenilir bir müttefik olmadığı hissini yaşattığı için demokratlardan da tepkiler gelmeye başladı. Şüphesiz en net tepki, Obama döneminde Afganistan, Pakistan ve Orta Asya'dan sorumlu eski savunma bakan yardımcısı olan David Sedney'den geldi;

"Burada çıkarılması gereken ders, ister Ukrayna, ister Vietnam, ister Tayvan veya herhangi bir ülke olsun, kimsenin ABD'ye güvenmemesi gerektiğidir."

Belirsizlikler süreci

Hem Rusya hem de Çin, Amerika'nın Afganistan'da bir kargaşa ortamı yaratıp çekilmesini eleştirdi. Ruslar, Tacikistan-Afganistan sınırına yığınak yapmaya başladı. Biden, Kabil yönetimine hava desteği vermeye devam edeceklerini belirtse de 31 Ağustos'tan sonra sürecin nasıl işleyeceği hala belirsiz. Zaten Afganistan dışındaki Amerikan üslerinden yapılacak hava desteğinin bir anlam ifade etmeyeceği açık. Trump yönetimi, asıl planlarının Kabil-Taliban arasında bir anlaşma sağlanmadan geri çekilmenin tamamlanmayacağı yönünde olduğunu belirtiyor. Ancak hem eski hem yeni Amerikan yönetimi barış görüşmelerine önem vermeyen Eşref Gani'yi suçluyor. Müzakereler yerine savaş ağaları, aşiret liderleri ile görüşüp ülkeyi iç savaşa götürmeye çalışmakla itham ediyorlar.

Taliban'ın Afganistan'ın büyük bölümünü kontrol etmesi, Türkiye'nin Kabil Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı'nın güvenliğini üstlenmeye devam etmesini de riske atıyor. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da Pakistan ziyaretinde, konunun önümüzdeki günlerde netlik kazanacağını (ABD ve Taliban ile görüşmeler) belirtip Türk askerini tehlikeye atmak gibi durumun söz konusu olamayacağını vurguladı. Havaalanının Taliban tarafından ele geçirilmesi, Amerikan ve müttefik ülkelerinin personelinin Afganistan'dan güvenli bir şekilde tahliye edilmesini imkânsız hale getirebilir. Burada kilit nokta; Türkiye'nin yürüteceği diplomatik girişimlerde. O yüzden Taliban ile hâlihazırda yapılan görüşmeler büyük önem arz ediyor. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın bu noktada Pakistan ziyareti kritik önemdeydi. Aslında, Pakistan Türkiye'nin Afganistan'da olmasına pek taraftar değil. Fakat Pakistan Başbakanı İmran Han, Hulusi Akar ile görüşmesi sonrasında diğer yabancı birliklerin Afganistan'dan çekilmesinin ardından Taliban ile Ankara arasında Kabil havaalanının işletilmesi ve güvenliğine ilişkin görüşmeleri kolaylaştırmak için çaba göstereceğini söyledi.

Halk savaş yorgunu

Taliban tüm Afganistan'ı kontrol altına alsa dahi daha önce olduğu gibi uzun yıllar iktidarda kalması olası görünmüyor. İç savaşın, düzensiz göçün önüne geçmenin tek yolu diplomasi ve siyasi çözümden geçiyor. Birleşmiş Milletler, Kabil'de Afgan güçleri ve Taliban arasında çatışma çıkmasının "felaketle" sonuçlanacağı uyarısında bulundu ve Doha'daki görüşmelerde anlaşma sağlanması çağrısı yaptı. Afgan halkı da on yıllardır süren savaşlardan yorulmuş durumda. Öte yandan milyarlarca dolarlık doğal zenginlikten de istifade edemiyorlar. Umarız siyasi bir uzlaşı olur ve Afganistan günün sonunda huzuru bulur.

[email protected]