Afganistan’ın 200 yıldır süren trajedisi

Murat Güzel / Açık Görüş Kitaplığı
22.09.2019

Kendisi de bir Afgan Türkü olan Dr. İzzetullah Zeki, ‘Afganistan’da Hakimiyet Mücadelesi’ adlı kitabı aracılığıyla Afganistan’ın geçtiği tarihsel süreçleri ayrıntılı bir şekilde işliyor. Zeki, Batı işgalinin vahim sonuçlarına dair görüşlerini ifade ediyor.



Takriben 200 yıldır sancılı bir coğrafya Afganistan. Tarihte Gazneliler, Selçuklular, Timurlular gibi önemli Türk devletlerinin ortaya çıkışlarına şahitlik etmiş Afganistan’da son 200 yıldır süregelen işgal ve savaşların Hindukuş, Pamir, Firuzkuh gibi dağlarıyla meşhur bu coğrafyada yaşayan insanları canlarından bezdirdiği bile söylenebilir. Hindistan’ı işgal eden İngiltere’nin Afganistan’da da hakimiyet kurmak istemesiyle başlayan süreçte ilkin dostluk anlaşması imzalar İngilizler Afganistan’la. Tarih 1809’dur. Bu anlaşmayla ülkenin dış politikasını belirleyen kararların tamamı İngilizler tarafından alınacaktır. Bu anlaşmayla da yetinmez İngilizler, 1839’da Sihlerle işbirliği yaparak Afganistan’ı tamamen işgal ederler. İngizlier ile Afganlar arasındaki ilk savaş böyle başlar. Sonunda İngilizleri ülkeden çıkartmayı başarır Afganlar ama 1878’de İngilizler bu kez Ruslarla işbirliği içinde tekrar işgal eder Afganistan’ı. Kısa sürer bu kez İngiliz işgali çünkü ülkenin başına Rusların desteklediği Abdurrahman Han geçer, fakat kötü sonuçları günümüze dek süren Durand sınır anlaşması da imzalanmış olur bir şekilde. Afganlar ile İngilizler arasında nihai savaş 1919’da imzalanan Ravalpindi anlaşmasıyla sona erer ve Afganistan bağımsız bir devlet olur. 1973 yılında dek gerek Doğu gerekse Batı bloklarından bağımsız bir çizgi izleyen Afganistan, o yıl SSCB’nin desteklediği askeri bir darbeyle cumhuriyete dönüşür ve SSCB’ye yanaşır. Ülkede Rus nüfuzu giderek artmaktadır. 1978 yılında da Babrak Karmal’ın gerçekleştirdiği darbe ve ülkeye Sovyet ordusunu davet etmesiyle 1992’ye dek sürecek büyük bir cihad başlar. 1992-1996 yılları arasında genellikle sağ muhafazakar örgütlerin kendi aralarındaki çatışmalarına sahne olan Afganistan 1996’da Taliban’ın kontrolüne girer. 

Yabancı ordu mezarlığı

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’deki İkiz Kuleler’in vurulmasıyla birlikte El Kaide dolayısıyla ABD işgali başlar ülkede. Halen süren bu mücadelede ülkede bulunan diğer birçok etnik unsur gibi Afganistan Türkleri de olumsuz etkilenmektedir. Cünbiş Partisi altında toplanan Afganistanlı Türklere gerek Türkiye’nin gerekse diğer Türk cumhuriyetlerini maddi ve manevi destekleri bu partiyi ülkede önemli bir örgüt haline getirir. Kendisi de bir Afgan Türkü olan Dr. İzzetullah Zeki’nin kaleme aldığı Afganistan’da Hakimiyet Mücadelesi adlı eseri aracılığıyla yukarıda kısmen özetlediğimiz tarihsel süreci ayrıntılı bir şekilde işleyerek bu ülkede 200 yıldır süren bir insani trajediye hepimizi ortak kılıyor. Doğu ve Batı arasında önemli bir geçiş noktası olan ve stratejik bir mevkide bulunan Afganistan’da yaşananları detaylı bir şekilde aktaran Zeki, Batı işgalinin vahim sonuçları ve muhtemel gelişmelere ilişkin de görüşlerini ifade ediyor. Kitabın son bölümü ise Afganistan Türklerinin konumu, siyasal duruşları ve örgütlerini daha yakından tanımamıza yol açacak bilgiler içeriyor. 

İngilizlerin üç kez, Ruslar ile ABD’nin bir kez işgal ettiği ülkede yaşanan trajedinin belki ilk sonucu öteden beri “yabancı ordu mezarlığı” olarak anılan ülkedeki nüfusun kendi içinde bölünüp parçalanması ve birbirlerine düşman birçok unsura ayrışması olsa gerek. İzzetullah Zeki’ye göre bu durum zaten ülkede yaygın kabilecilikler dolayısıyla az olan devlet ve siyaset tecrübelerini tümüyle yok ederek çeşitli siyasi örgütlerin kendi siyasal hırslarıyla ülkenin beşeri, kültürel ve iktisadi kaynaklarını bitirmeleri sonucunu doğurmuş. 

@uzakkoku

Klasik İslam’a ‘müphem’ bir yaklaşım

Alman oryantalist Thomas Bauer’in kaleme aldığı eserde klasik İslam kültürü bir çeşit “müphemlik kültürü” olarak niteleniyor. Aynı normun farklı yorumlanabileceği, hatta fraklı yorumların bir arada geçerlilik taşıyabileceği bir durumu adlandırmak amacıyla “müphemlik hoşgörüsü”nden bahsediyor Bauer. Özellikle Eyyubiler, Selçuklular ve Memluklar dönemine eğilen Bauer, modern zamanlarda İslam dünyasına ithal edilen Batılı modernliğin kesinlik takıntısının pozitif değere sahip “müphemlik kültürü”nü tahrip ederek süreç içerisinde İslam’ı katılaştırdığını öne sürüyor. İslamcılık ile Batılı modernizmi bu bakımdan eşleyen Bauer, eserinde dini literatürün yanısıra edebi metinlerden de yararlanıyor. 

Müphemlik Kültürü ve İslam, Thomas Bauer, İletişim, 2019

Parmenides’ten geriye kalan her şey

Sokrates öncesi Yunan felsefesinin en önemli simaları arasında yer alan Parmenides özellikle “Hakikat ve Kanaat”, “Varlık ve Hiçlik”, “Bir ve Çok”, “Aynı ve Başka” vb. kavram çiftlerinin ve metafizik düşüncenin gelişimine imkan sağlayan ayrımların da mucidi olarak düşünülür. Parmenides’in Türkçeye ilk kez çevrilen Fragmanlar’ı bu filozoftan kalanları derleyip toplayan yanıyla dikkat çekiyor. Parmenides’in kişiliği, öğretisi ve sonraki dönemlerde nasıl alımlandığına ilişkin fragmanların yer aldığı eserde onun astronomi, biyoloji ve coğrafya gibi disiplinlerde de donanımlı bir filozof olduğu görülüyor. Fragmanların orijinal Grekçe metinlerinin de yer aldığı kitap bu açıdan Batı düşüncesinin doğuş aşamasına okurları tanık kılıyor. 

Fragmanlar, Parmenides, çev. Y. Gurur Sev, Pinhan, 2019