Ahilik vizyonu ekonomimize nasıl katkı sağlar?

Dr. Hülya Bulut / Marmara Üniversitesi
13.05.2022

Temel gıda, enerji, petrol fiyatlarındaki yükselişlerin yanı sıra tetiklenen kur artışları, hükümetin müdahalesi ile kurlarda yaşanan düşüşe rağmen, fiyatların düşmemesi kamuoyunda rahatsızlık doğuruyor. Sorumluluk yönü zayıf olan tacirlerin davranışları kalıcı ekonomik yüklere neden oluyor. Bu bağlamda, Ahilik ruhuna sahip çıkmanın önemi bir kere daha görülüyor.



Arapçada kardeşim anlamındaki ehî, Türkçe'de ise cömert anlamındaki "akı" kelimelerinden türetildiği bilinen ve kökenleri Arap, İran ve Türk toplumunda İslam öncesi dönemlere kadar uzanan Ahilik, 13. yüzyılda Nasıreddin El Hoyi (Ahi Evran) tarafından kurulan bir teşkilattır. Ahiliği fikir düzeyinde besleyen önde gelen İslam düşünürlerinden bazıları İbn-i Arabi, Davud-ı Kayseri, Molla Fenari, Şeyh Edibali ve Evhadüddin Hamid b. Ebil-Fahr el-Kirmanî'dir. Günümüz tabiri ile bu teşkilatın vizyonunu; Allah'ın kitabını ve Resûlü'nün sünnetini referans alarak, Türk İslam toprağının bekası için Anadolu'nun ekonomik kalkınmasına katkı sağlayarak siyasi istikrara destek olmak; misyonunu ise toplumu göçebelikten yerleşikliğe geçirmek için insanlara iş ve aş edinme becerisi kazandırmak, sosyal yardımlaşma ve dayanışma ile birlik ve beraberliği sağlamak şeklinde ifade etmek mümkündür.

Uhuvvet ve Fütüvvet

Anadolu'da Ahilik teşkilatının kurulmasında ve toplum tarafından kabul edilmesinde İslam'daki uhuvvet (kardeşlik, din kardeşliği) anlayışının yanı sıra fütüvvet geleneğinin büyük etkisi vardır. Ahilik teşkilatı oluşturulurken, işe başlamada ve mesleğe ilk adımı atmada İsrâ suresinin 32-39. ayetlerini içeren ve kelime anlamı olarak; soy temizliği, cömertlik, eli açıklık, mertlik, gençlik, yiğitlik, delikanlılık anlamlarına gelen "Fütüvvet" Hutbesi okutulmaktaydı.

Bu ayetlerde; zinaya yaklaşılmaması (İsra 32), Allah'ın dokunulmaz kıldığı cana kıyılmaması (İsra 33), yetim malına, onun yararına olmadığı sürece el sürülmemesi ve ahde vefa gösterilmesi (İsra 34), ölçü ve tartının tam ve doğru olarak yapılması (İsra 35), kişinin bilmediği bir şeyin peşine düşmemesi, bilgisiz hüküm vermemesi, bilmediği veya tanımadığı kişiler hakkında ileri geri konuşmaması (İsra 36), yeryüzünde büyüklük taslayarak yürünmemesi, böbürlenerek dolaşılmaması, kibirden ve azametten uzak durulması (İsra 37), yasaklanan tüm bu tutum ve davranışların kötü olduğu ve Allah nazarında asla hoş görülmediği (İsra 38), Allah'tan başka ilah edinmemesi (İsra 39) emredilmiştir.

Ahi, kusuru yüze vurmaz

Ahilikte; kendisine yapılan kötülüğe iyilikle cevap vermek, karşılıksız yardım etmek, koşulsuz sevmek, affetmek, şefkatli davranmak, alçakgönüllü olmak, merhamet ve hürmet sahibi olmak, başkalarının kusurlarını yüzüne vurmamak, kendi kusurlarını gidermeye çalışmak gibi Allah Resûlü'nün yaşam şeklini gözeterek İslam'ın toplum hayatına getirdiği günlük hayat pratikleri de büyük öneme sahipti. Dolayısıyla, her şeyden önce kamil insan anlayışına çok önem verildiği görülmektedir.

Ahlaki gelişimde öncü

Kamil insanın eğitimi için hem iş başı hem de iş dışı konulardaki eğitimler ön plana çıkmıştır. İş başı eğitimler; yamak, çırak, kalfa, usta ilişkileri silsilesinde uygulamalı olarak tatbik edilmiş, üretilen ürün veya sunulan hizmetin kalitesine güvence verilmesi ve aynı zamanda kutsal olan insan emeğine liyakat ile yetkinlik kazandırılması amaçlanmıştır. İş dışındaki eğitimler ise; tekke ve zaviyelerde verilenlerin yanı sıra, görgü kuralları, okuma-yazma, okçuluk, tarım, binicilik gibi farklı alanlara ilişkindir. Ayrıca insanlara; komşuluk ilişkileri, arkadaşlık, dostluk, kardeşlik ve din kardeşliği gibi konularda da eğitimler verilerek, birey ve toplum ahlakının geliştirilmesine gayret edilmiştir.

Ahilik teşkilatında bir eğitim aracı olarak kabul, aklanma ve tövbe gibi merasimler de ayrı bir yere sahipti. Merasimde; "vardığın yere izzet ve hürmet ile var, edebinle otur, sözünü hikmetle söyle, söylemeyeceksen dinle, vardığın yerden hizmet ederek dön" gibi öğütlerle tavır ve davranışların şekillenmesine de önem verilmekteydi. Ahilerin mesleklere, meslek erbabına, emeğe, sanata, ticarete, maddeye ve ustaya verdikleri değeri göstermesi bakımından, bir nevi kalfanın diploma veya terfi töreni niteliğindeki "Şed Kuşanma Törenleri"nde, Kuran ve sünnet referanslı dini ve ahlaki değerlere ilişkin açıklamaların özel bir anlamı vardı.

Meslekten azil edilme

Her mesleğin pirinin peygamberler olduğuna inanılır; Hz. Adem çiftçilerin, Hz. Şit hallaçların, Hz. Nuh marangozların, Hz. Salih devecilerin, Hz. İbrahim sütçülerin, Hz. İdris terzilerin, Hz. Yusuf saatçilerin, Hz. Zülküfl ekmekçilerin, Hz. Lût tarihçilerin, Hz. Üzeyir bağcıların, Hz. İlyas çulhacıların, Hz. Davud demircilerin, Hz. Yunus balıkçıların Hz. Lokman hekimlerin, Hz. Musa çobanların, Hz. İsa seyyahların, Hz. Muhammded (SAV) ise tüccarların öncüsü olduğu kabul edilirdi.

Fütüvvetname'de yer verildiği üzere teşkilata asla kabul edilmeyen kişiler: Kafirler, münafıklar, müneccimler, süci yani sarhoşluk veren içkileri içenler, tellaklar, tellallar yani arabulucular, pişe-karlar, kasaplar, cerrahlar, amel-darlar yani kanun ve töre koyucular, sayyadlar yani avcılar, muhtekirler bir tür stokçular, güzel gözlüler, insanların kusurlarını açığa vuranlar, bahiller yani başı boş gezen aylak kimseler, gıybet edenler yani insanların arkasından konuşanlar, iftiracılar, hırsızlar, haramdan sakınmayanlar, büyüklük taslayanlar, kibirliler, zalimler, azgınlar, şehvet düşkünleri, mal mülk tutkunları, nefsine uyanlardır.

Fütüvvet ehline uygun olmayan davranışları sergileyenler ise uyarılır, kendilerine meslekten ve teşkilattan çıkartılacakları bildirilirdi. Kasten yapılan yanlış davranışların telafisi için bu davranışları yapan kişiler toplum önünde cezalandırıldı. Örneğin, aleme ibret olsun diye; ayakkabıları hileli mal niteliğinde üreten bir esnafın ayağındaki ayakkabının çıkartılarak dama atılması ve dükkanının kapatılması; ekşimiş pekmez satan bir esnafın başına bu pekmez küpünün geçirilmesi; odunları eksik tartan bir oduncunun sırtına 60 okkalık kantarın verilmesi ve bu şekilde çarşı pazarda gezdirilmesi gibi.

Bir kadın STK'sı

Kirmani, Anadolu'da yaşarken Malatya, Sivas ve Konya gibi pek çok şehri gezmiş ve Kayseri civarına yerleşmiştir. Bacıyan-ı Rum adıyla bilinen teşkilatın kurucusu olan Fatima Hanım, Kirmani'nin kızıdır ve kendisinin Ahi Evran'ın eşi olan Fatma Bacı olduğu söylenir. Anadolu Kadınlar Birliği anlamına gelen "Bacıyan-ı Rum", dünyanın ilk kadın teşkilatı ve bir sivil toplum kuruluşu olarak nitelendirilir. Örgücülük, kilimcilik, el sanatları, kilim ve halı dokumacılığı gibi alanlarda üretim yapan; ahlaka, ilme, sanata çok önem veren Ahilik'te, kadınların ekonomik ve sosyal hayatta aktif görev almalarına önem veriliyordu. Yine, kadınların din, ahlak, iş ve sosyal alanlara yönelik eğitim talepleri, Ahilik teşkilatının adeta kadın kolları statüsündeki bu teşkilat tarafından karşılanıyordu.

Şeffaflık ve sorumluluk

Vakıflar aracılığıyla toplumda denge unsuru yaratarak, fakirler, garipler, kimsesizler, savaşa gidenlerin aileleri, misafirler, işinde zarar edenler, yolcular, yetimler hep korunmakta ve kollanmaktadır. Ahilik teşkilatının ekonomiye ilişkin ve dolayısıyla hayatın genelindeki yaşam tarzına ilişkin felsefesinin esasları şöyle sıralanabilir: Kainatın, dünyanın, malın ve mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunu bilmek, kaynakları gereksiz yere tüketmemek, bu kaynaklarda başkalarının da hakkı olduğunu unutmamak, israftan uzak durmak, ihtiyaçtan fazlasını ihtiyaç sahiplerine dağıtmak, çalışmak, üretmek, faiz yememek, kazancı helal yoldan temin etmek, fahiş fiyatlamadan kaçınmak, kaliteli ürün ve hizmet sunmak, emeğe saygı göstermek, çevreyi, tabiatı, hayvanları korumak, eziyet etmemek ve tüm bunları yaparken Allah'ın rızasını kazanmanın ve müminlerin dualarında yer almanın önemli olduğunu bilmek.

Geri kaldığı iddia edilerek hor görülen Doğu'da Ahilik'in özü bunlar iken, Batı'da ise Alev Alatlı'nın Fesüphanallah ve Hafazanallah kitaplarında tüm detaylarıyla anlattığı infanticidum, eugenes ve utendi et abutendi hüküm sürüyordu (Meraklılarına araştırma konusu!). Kaldı ki, OECD'nin (Organisation for Economic Co-operation and Development) kurumsal yönetim ilkeleri olarak belirlediği adillik, hesap verilebilirlik, şeffaflık ve sorumluluk gibi 4 temel kavram, daha 13'üncü yüzyılda iken Anadolu'nun ekonomik ve sosyal alanlara ilişkin faaliyetlerinde en etkili şekilde Ahilik teşkilatınca hayata geçirilmişti.

Ahilik vizyonu

Güncel ve önemli tartışma konularından biri, COVID-19 pandemisinin tüm dünyada yol açtığı maliyet enflasyonu neticesinde karşılaştığımız ekonomik sıkıntılar. Malumunuz temel gıda, enerji, petrol fiyatlarındaki yükselişlerin yanı sıra tetiklenen kur artışları, iç piyasada yaşanan ani ve beklenmedik zamlar hükümetin müdahalesi ile kurlarda yaşanan düşüşe rağmen, fiyatların düşmemesi kamuoyunda sık sık dile getirilen ve şikâyet edilen bir husus olarak karşımıza çıkıyor. Çoğu zaman adil, şeffaf, hesap verebilir ve sorumluluk yönü zayıf olan bazı basiretsiz tacirlerin davranışları ise kalıcı ekonomik yüklere ve sarmallara neden olmakta. Bu bağlamda, Ahilik ruhuna bir cevher gibi sahip çıkmanın son derece önemli olduğu bir kere daha görülmektedir.

Nitekim, UNESCO (The United Nations Educational, Scientific and Cultural Organisation) doğumunun 850. yıl dönümüne denk gelen 2021 yılını Ahi Evran Yılı ilan etmiş, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise "Hakk'a hizmet, halka hizmettir" vurgusu ile 2021 yılını "Ahi Evran Yılı" olarak duyurmuştur. Tarih ne olursa olsun, tükenmeyen bir ruh olarak Ahilik'i, bir kere daha gözden geçirmeye ve bu nazardan kendimizi değerlendirmeye ne dersiniz? Kendimizi; yani işimizi, mesleğimizi, davranışlarımızı, tüketim kalıplarımızı, misafirperverliğimizi, vatana, millete, insanlığa karşı yükümlülüklerimizi gözden geçirmeye. Madde ile manayı birbirinden ayırmadığımıza, helal her kırk lokmamızın birini gönül coğrafyamızda paylaştığımıza, ensar olarak muhacirleri kucakladığımıza ve komşumuz açken tok yatmadığımıza emin olmak zamanı değil mi artık? Haydi, dem bu demdir!

[email protected]