'Akıllı güç' Türkiye

Prof. Dr. Metin Aksoy / Selçuk Üniversitesi Rektörü
20.02.2021

Türkiye'yi "yumuşak ve sert gücünü senkronik ve etkili bir şekilde kullanan akıllı bir güç" olarak değerlendirmek ülkemizin uluslararası ilişkilerdeki özgül ağırlığına daha uygundur.



Güç; uluslararası ilişkilerin ve bu ilişkilerin anlamlandırılması noktasında kullanılan teorik yaklaşımların yaygın ve yerleşik kavramlarından bir tanesidir. Aynı zamanda güç uluslararası ilişkilerde pejoratif anlamları en fazla çağrıştıran kavramdır. Bu durum ilk olarak kavramsal popülerleşmenin bir sonucudur. Öyle ki kavramın Uluslararası İlişkilerdeki "her şeyi" açıklamak için kullanılması kavramın zamanla "hiçbir şeyi" doğru düzgün açıklayamamasıyla sonuçlanmıştır. İkinci olarak ise kavramın uluslararası ilişkilerdeki pratik karşılığı onun pejoratif çağrışımlarını perçinlemiştir. Bizatihi soyut doğası gereği hiçbir kavram kendi kendine olumsuz çağrışımlara sebebiyet veremeyeceğine göre pratik çarpıklık uluslararası ilişkiler aktörlerinin davranışlarının sonucudur. Yani uluslararası ilişkilerde güce vurgu yapılarak girişilen ve nihayetinde sistemsel ahengi bozan her eylem kavramın lekelenmesine sebebiyet vermiştir. Yine de güç kavramı uluslararası ilişkilerin bir realitesidir ve bu haliyle "bir devletin istediğini elde etmek için diğerlerini etkileyebilme kapasitesi" anlamına gelmektedir.

Güç kavramının uluslararası ilişkilerdeki yaygınlığını ve popülaritesini gösteren bir durum da kavramın sesteşliğidir. Öyle ki güç kavramı aynı zamanda devlete tekabül eden bir çerçevede kullanılmaktadır. Bu bakımdan örneğin hegemonik güç, bölgesel güç, yükselen güç ve güç dengesi gibi kavramsallaştırmalarda yer alan "güç" ifadesi devlet anlamında kullanılmaktadır. İşte bu durum yani güç kavramının uluslararası ilişkilerdeki en etkili aktör olan devlete tekabül edecek şekilde kullanılması gücün "kavramsal gücünü" ortaya koymaktadır. Zira bu haliyle aracın özneleşmesi süreci tamamlanmış ve devletin politik eğilimleri noktasında diğerlerini etkileyebilme kapasitesi ve aracı olan güç, bizzat devletin yerine kullanılarak özneleşmiştir. Sonuç ise aralarında nüans bulunan kullanımların birbirlerine karıştırılmasıdır. Örneğin "A devletinin yumuşak gücü" ile "yumuşak bir güç olarak A devleti" birbirlerinden farklı yönlere işaret etmektedir.

Çünkü "A devletinin yumuşak gücünden" bahsederken vurgulanmak istenilen A devletinin güç unsurlarından birini yani yumuşak gücünü kullanmasına işaret etmektedir. Oysa "yumuşak bir güç olarak A devleti" ifadesi yine A devleti nezdinde kısıtlayıcı bir anlamı barındırmaktadır. Zira burada kast edilen A devletinin gücün unsurlarından biriyle özdeşlemesi yani onun diğerlerini etkileyebilme kapasitesinin sınırlarının çizilmesidir.

Özgül ağırlık

Türkiye özelinde meseleyi daha da somutlaştırmak adına "Türkiye'nin bölgesel gücü" ifadesi ile "bölgesel güç Türkiye" ifadesi arasındaki nüansa bakılabilir. İlk kullanımda Türkiye'nin gücünün etkili olduğu mecralardan biri vurgulanırken ikinci kullanımda -bazen farkında olmadan yapılan- Türkiye'yi kendi bölgesinde etkili olmakla sınırlamaktır. Benzer şekilde "Türkiye'nin yumuşak gücü" ile "Yumuşak güç Türkiye" ifadelerinden ilkinde gücün bir çeşidine atıf yapılmakta ve kavram asıl anlamıyla kullanılmaktadır. Oysa ikinci ifadede güç kelimesi devlet ve Türkiye'ye tekabül edecek şekilde ve Türkiye'nin uluslararası ilişkilerdeki özgül ağırlığını ve etki kapasitesini sınırlandıracak şekilde kullanılmaktadır. Tüm bu hususlar ve ayrımlar ışığında Türkiye'nin uluslararası ilişkilerdeki özgül ağırlığını güç çerçevesinde değerlendirmek ve buradan hareketle Türkiye nezdinde başında "güç" kelimesinin bulunduğu bir kavramsallaştırmaya gitmek artık mümkündür.

Türkiye'nin sert ve yumuşak gücü

Gücün çeşitleri konusunda literatürde üzerinde durulan en net ayrım Joseph S. Nye tarafından ortaya atılmıştır: Sert güç ve yumuşak güç. Bunlardan sert güç devletlerin hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla zora dayanarak (özellikle askeri güç unsurlarıyla girişilen) hareket etmelerini sağlayan enstrümanlardır. Yumuşak güç ise bir devletin sahip olduğu cazibe ve prestij yoluyla diğer devletleri kendi politik eğilimine çekmesine dayanan enstrümanlardır. Bu ayrım çerçevesinde bakıldığında Türkiye'nin iki güç çeşidini de aktif bir şekilde kullandığını tespit etmek mümkündür.

Zira Türkiye'nin sert gücü başta Suriye'de yürüttüğü operasyonlarda kendisini göstermektedir. Öyle ki Türkiye bu operasyonlarla hem Suriye'nin hem de bölgenin barış ve istikrarına birer tehdit oluşturan YPG/PYD/PKK gibi terör örgütlerine karşı sert gücünü başarılı bir şekilde kullanmaktadır.

Benzer şekilde Türkiye'nin Libya'daki askeri varlığı da sert güç uygulamasının bir diğer örneğidir. Zira buradaki Türk askerinin varlığı Libya'nın içinde bulunduğu kaotik ortamı sonlandırmak ve ardından tesis edilmesi hedeflenen toplumsal barış ortamını sürdürmek için sert gücün araçsallaştırılmasına karşılık gelmektedir. Yine Doğu Akdeniz'de Türk donanmasının varlığı Türkiye'nin sert gücünü uygulamasının bir göstergesidir. Özellikle Doğu Akdeniz'de çalışmalar yapan sondaj gemilerimize eşlik eden deniz kuvvetlerimiz Türkiye'nin bölge nezdindeki haklarını korumak için sert gücü kullanmayı da göze aldığını göstermektedir. Bu çerçeveden bakıldığında Azerbaycan'ın Karabağ nezdindeki tarihi başarısında Türk İHA ve SİHA'larının etkinliği bile -dolaylı da olsa- Türkiye'nin sert güç uygulamasındaki başarısına işaret etmektedir.

Bir model ülke

Yumuşak güç çerçevesinden bakıldığında ise Türkiye sahip olduğu prestijle özellikle yakın çevresinde etkin sonuçlar almaktadır. Bu çerçevede Türkiye sahip olduğu bir takım araçları uluslararası prestijini arttırmak ve böylece yumuşak gücünü daha da etkin kılmak için kullanmaktadır. Örneğin Türkiye demokrasisiyle bölge ülkeleri nezdinde bir model olarak görülmektedir. Bununla birlikte Türkiye Osmanlı Devleti'nin ardılı bir devlet olarak bölgedeki tarihsel ve kültürel bağlarını kuvvetlendirmeye çalışmaktadır. Benzer şekilde Türkiye'nin yaptığı dış yardımlar da onun yumuşak gücünü perçinleyen girişimlerdir. TİKA ve YTB gibi kurumların Türkiye'nin yakın çevresindeki faaliyetleri de bu kapsamda değerlendirilebilir. Tüm bu girişimlerin Türkiye'nin yakın çevresindeki ihtilaflarda ara bulucu rolü oynamasına imkan tanıması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan nezdinde Türkiye'nin yakın çevresinde sahip olduğu popülarite yakın güç uygulamasının ulaştığı başarının kanıtlarıdır. Son döneme kadar defalarca yazılıp çizildiği için bu örnekleri ve Türkiye'nin yumuşak gücünün unsurlarını daha fazla açmak yerine pandemi sürecinde Türkiye'nin örneğin ABD, İspanya, İtalya, Birleşik Krallık ve Bosna Hersek ile Karadağ gibi Balkan ülkelerine tıbbi yardım malzemesi gönderdiğinin hatırlanması yeterli olacaktır. Özetle yumuşak güç ve onun kamu diplomasisi, kültürel diplomasi, dış yardım gibi araçları bakımından Türk dış politikası başarılı bir sınav vermektedir.

Etkinlik kapasitesi

Buraya kadar yapılan tüm değerlendirmeler aslında Türkiye'nin uluslararası ilişkilerdeki özgül ağırlığının gücün yalnızca bir çeşidiyle özdeşleştirilemeyecek kadar ağır olduğunu dolayısıyla "bölgesel güç Türkiye" veya "yumuşak güç Türkiye" gibi söylemlerin Türkiye'nin etkinlik kapasitesini daralttığını vurgulamak için yapılmıştır. Zira görüldüğü üzere bu ifadelerdeki "güç" kelimeleri gücün çeşidinden ziyade devleti ve Türkiye'yi belli bir gücün ekseninde tanımlamak için kullanılmaktadırlar. Yine görüldüğü üzere Türkiye hem sert hem de yumuşak gücü birlikte ve etkin bir şekilde kullanan bir devlettir. O halde Joseph S. Nye'ın güç çeşitlerine geri dönecek olursa Nye'ın vurguladığı bir diğer güç çeşidi Türkiye'yi betimlemek için daha uygun gözükmektedir: Akıllı güç.

Diplomasi masası

Yalnızca sert güç veya yalnızca yumuşak güç uygulamanın yetersizliğine vurgu yapan Nye bu iki gücün kaynaklarının karışımını ifade eden akıllı gücün daha etkin olacağını belirtmiştir. Bu kavramsallaştırma üzerinden gidildiğinde yumuşak gücü ve sert gücü aynı anda ve etkili bir şekilde uygulayan "Türkiye'nin akıllı gücünden" bahsetmek ve hatta "Türkiye'yi akıllı güç olarak" betimlemek gerekmektedir. Zira Türkiye sert gücünü hayati çıkarları noktasında araçsallaştırıken, sert gücünün de sunduğu prestij ile desteklenen yumuşak gücünü de kullanmaktadır. Bununla birlikte Türkiye sert gücünü kullanırken yumuşak gücün kaynaklarını da araçsallaştırmaya ve yumuşak gücünü kullanırken de sert güç unsurlarını dostları-düşmanları nezdinde hazırda tutmaya devam etmektedir. Bu çerçevede örneğin Türkiye; Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz gibi alanlarda sert gücünü askeri varlığıyla gösterirken diplomasi masasını da boş bırakmamaktadır. Benzer şekilde Türkiye salt sert güç kullanmanın kati şartlarının bulunduğu uluslararası sistemde (II. Dünya Savaşı sonrası tesis edilen BM sisteminde) attığı her adımın uluslararası meşruiyet zemini oluşturmaya da devam etmektedir. Dolayısıyla gücün etkileme kapasitesi olarak değil de devlete tekabül edecek şekilde kullanıldığı durumlarda Türkiye'yi "yumuşak ve sert gücünü senkronik ve etkili bir şekilde kullanan akıllı bir güç" olarak değerlendirmek ülkemizin uluslararası ilişkilerdeki özgül ağırlığına daha uygundur.

meaksoyy@gmail.com