Algı ve olgu arasında Taliban 2.0'ın teo-politiği

Prof. Dr. Özcan Hıdır / İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Öğretim Üyesi
11.09.2021

Taliban'ın teolojik olarak değiştiğini söylemek kolay olmasa da, dini anlayışlarını anlatma, tedrici olarak benimsetme ve üsluplarında değişim olduğu görülüyor. Dünyaya ve “öteki”ne bakışta da daha ılımlı mesajlar verdikleri, belli ölçüde siyasi, diplomatik ve teo-politik tecrübe edindikleri anlaşılıyor.



Peştu dilinde "talebeler" anlamına gelen ve 1990'ların başında, muhtemelen 1993'te Peştuların Ghilzai ve onların da Hotak aşiretine mensup olan Molla Ömer tarafından kurulan Taliban, tekrar Afganistan'da iktidar oldu. Böylece 1996-2001 arasındaki iktidarının (Taliban 1.0) ardından, yaklaşık 200 bin Afganlının, 66 bin Afgan askerinin, 10 binlerce Taliban savaşçısının öldüğü Afganistan, Taliban dini liderlerinin ağırlıkta olduğu ve 2016'da Molla Ömer'den sonra örgütün üçüncü dini lideri olan Mevlevî Hibetullah Akhunzâde'nin başbakanlığında "Taliban 2.0" hükümetiyle yeni bir döneme giriyor. Yeni hükümetin yemin töreni için 11 Eylül gibi sembolik bir tarihi benimsemiş olması da ayrıca dikkat çekicidir. Böylece modern dönemde Sünnî dünyada belki de bir ilk olarak Afganistan'da yasama, yürütme ve yargı alanlarında dini liderlerin-ulemanın (tam) egemen olduğu tek Sünnî örnek olarak ortaya çıkmıştır.

Bu meyanda şunu da ifade etmek gerekir ki, Türkiye'de Taliban'ın siyasi, teolojik ve teo-politik yapısına dair "sağlıklı-yeterli" bilgiye sahip olduğumuz konusunda da kuşkularım olduğunu belirtmek isterim. Zira medyada Taliban hakkında konuşan yorumcuların daha ziyade Batı kaynaklı bilgi-haberlerle yorum yaptıkları kavram, yorum ve tutumlarından anlaşılıyor.

Biz bu makalede Taliban bağlamında Türkiye'de yeterince irdelenmediğini düşündüğümüz, ama her biri aslında geniş analizleri gerektiren bazı sorulara kısaca cevaplar vermeye çalışacağız. Bunlar, genel olarak Taliban'ın dini-ideolojik, teo-politik ve etnik-sekter arka planıyla ilgilidir.

Diyûbend Medreseleri

Adını, 1866'da o tarihte küçük bir kasaba olan Diyûbend'de (Dârülulûm-i Diyûbend) kurulan medreseden alan bu okullar, Taliban olayı ile tekrar gündeme gelmiştir. Taliban, Pakistan-Hindistan-Afganistan'daki Diyobend medreselerinde okumuş talebelerin kurduğu harekettir. Medresenin müfredatının büyük oranda Hanefî-Maturîdî arka plana dayandığı da biliniyor. Dolayısıyla Taliban bağlamında tartışılan konulardan biri de Taliban'ın Hanefî-Maturîdî inanç-anlayışı ne derece sürdürdüğü, yıllar içerisinde -en azından belli kesimlerinin- el-Kaide gibi radikal-entegrist selefî çizgiden etkilenip etkilenmediğidir.

Şunu belirtelim ki, Diyûbend medreseleri Hind Alt Kıtasındaki Müslümanlar için oldukça önemli bir eğitim kurumu olup pek çok önemli alim yetişmiş, yetişiyor. Hind Alt Kıtasının tarihteki önemli alimlerinden Şah Veliyyullah ed-Dihlevî'den etkileşimleri de söz konusudur. Günümüzde ise Takî Osman bu geleneğin önemli alimlerindendir. Esası itibariyle Osmanlı medreselerine oldukça benzerlik arzeder. Hatta bu medreseler İngilizlere karşı mücadelenin bayraktarlığını yapmış, Osmanlı'nın son döneminde de Osmanlıya yardım göndermişlerdir. Ancak zaman içerisinde, kurulduğu hüviyet üzere devam eden versiyonları olsa da, bu medreselerde bölünmeler, değişimler ve manipülasyonlar olmuştur. Afganistan'ın işgali dönemi sonrasında kurulan Taliban (medrese talebeleri) ise, kökeninde Diyobend medrese geleneğine dayanan küçük bir medreseye dayansa da, esasen bu geleneğin ilmî-fikrî yapısını sürdür(e)memiş, özellikle Pakistan'daki bazı medreselerden farklı katılımlarla sayısal olarak çoğalmıştır. Böylece teolojisi ve teo-politiğinde de değişimler meydana geldiği söylenebilir. Dolayısıyla halihazırdaki Taliban'ın Diyobend medrese geleneğinin ilmi-fikri yapısına sahip olup olmadığı net olmayıp soru işaretleri barındırmaktadır.

Bu anlamda bir diğer husus da Taliban'ın Hanefî-Maturîdî anlayışının-yorumunun Türkiye başta olmak üzere diğer coğrafyalardaki Hanefî-Maturîdîlik yorumu ile ne derece örtüştüğüdür. Bilindiği üzere, hemen bütün mezhep ve anlayışlarda olduğu gibi, Hanefî-Maturîdîliğin de muhtelif coğrafyalardaki tezahürlerinde farklılık olmuştur. Bunda pek çok etken rol oynasa da esasen yöntemler, zaman-zemin, sosyoloji ve şehirleşme daha ziyade rol oynamaktadır. Bu meyanda Taliban'ın Hanefî-Maturîdî kaynaklarını daha ziyade metin merkezli lafzî-literalist olarak anladığı söylenebilir. Ancak Taliban'ın dünyaya yansıyan İslamî yorumunun Peştun-Afgan örfüne dayanan yönleri de vardır ki, mesela "burka" bu yorumun izlerini taşır. Hanefî-Maturîdî çizginin bir diğer tezahürü de "ihya-tecditçi (ceditçi) akımdır ki, Kazan başta olmak üzere tarihte bazı coğrafyalarda ortaya çıkmış ve Anadolu'yu da belli ölçüde etkilemiştir. Bu anlayışta teks-metin tabiatıyla önemlidir; ancak daha ziyade bağlam-konteks öne çıkar. Bu durum, sosyoloji, zaman-zemin ve bağlamın değişimiyle bazı dinî yorum-anlayışların (tedeyyün) da değişiminin olabileceği olgusunu hatırlatır.

Hanefî-Maturîdîliğin bir diğer tezahürü ise daha çok Anadolu ve Balkanlar'daki yorumdur ki, belli ölçüde "irfanî" boyutun da katılmasıyla "Hanefî-Maturîdî-irfanî" çizgi olarak tebellür eder. Ancak tecdit-ceditçi Hanefî-Maturîdîliğin de belli ölçüde Anadolu'da zemin bulduğuna işaret etmiştik. Bütün bunların dışında Hanefî-Maturîdîliğin Biladüşşam, Irak ve Mısır başta olmak üzere Arap coğrafyasındaki tezahürü-yorumlarını da zikretmek gerekir ki, bütün bunların mukayeseli analizi ayrı çalışmaların konusudur.

İran'ın teo-politik tutumu

Taliban 2.0 bağlamında, "Suud ılımlılaşırken Afganistan'da radikal sünni devlet mi oluşturuluyor?" şeklinde sorgulamalar olmadı değil. Tabiatıyla bu bağlamda hemen yanı başındaki bu sünnî (şer'î-islamî) devlete İran'ın tepkisinin ne olacağı da sorgulandı. İran'daki tepkilere bakılırsa "iyi" ve "kötü" olarak iki Taliban portresi çizilmiş; dolayısıyla "skeptik-şüpheci" tutum ortaya çıkmıştır. Hatta bu meyanda "Şiî-Sünnî" gerginliğinin çıkma ihtimaline vurgu yapanlar da olmuştur. Ayetullah Hameney ise, "Hükümetler gelip gider; biz Afgan halkının yanındayız" şeklinde Afgan halkı ile Taliban'ı ayrıştıran bir açıklama yapmıştır.

Öte yandan Taliban'ın belli ölçüde selefî-haricî tutumlardan etkilendiği, Arap savaşçılar ve her ne kadar halihazırda Afganistan'da etkin değilse de el-Kaide unsurları ile yer yer irtibatlı olduğuna dair de yorumlar yapılmaktadır. Buna göre 1979'da Sovyetler Birliği'nin işgaline karşı başlayan "Afgan cihadı"nın destekçileri ABD ve Pakistan ile beraber Suudi Arabistan idi. Hatta bu anlamda, "Pakistan Taliban"ı da kur(dur)ulmuştur. Böylece Suudi Selefi anlayışı Pakistan'daki benzer-ilgili gruplar aracılığıyla Afganistan Taliban'ını belli ölçüde etkilediği şeklinde yorumlar yapılıyor. Neticede Taliban Deobandi medreselerinin lafzî Hanefilik yorumu ile Selefî etkisini belli ölçüde birleştirmiş olduğu yönünde kanaatler izhar edilmektedir.

Bununla birlikte Taliban'ın dinî-fikrî yapısını oluşturan kitaplara bakılırsa selefi-harici çizgiden etkilendikleri kanaatine ihtiyatla yaklaşma gereği vardır. Zira Taliban, ülkemizde çok okunan Osmanlı döneminde halk için yazılan meşhur sûfî metinlerinden Delâilü'l-hayrât adlı eseri okumaktadır ki, bu eser Selefîlerin reddettiği kitaplardandır. Hatta Vehhabîliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhâb'ın yaktırdığı ve Suudi Arabistan fetva kurulunun, "tevessül (evliyayı vesile ederek Allah'a dua)" ihtiva ettiği gerekçesiyle okunmasının caiz olmadığına dair fetva verdiği kitaplar arasındadır.

Etnik kökeni: Peştunlar

Afganistan'ın karışık etnik yapısında en kalabalık nüfusu, yüzde 42 ile Peştunlar oluşturuyor. Etnik kökenleri hakkında "Aryan" soyundan geldikleri veya "İsrailoğulları-Yahudi" kökene -ki tahkike muhtaçtır- dayandıklarına dair bilgi- spekülasyonlar olan Peştunlar, farklı istatistikler olsa da, Afganistan'da yaklaşık 15 milyon, Pakistan'da ise 30-35 milyon nüfusa sahiptir. Bu anlamda Taliban'ın arka planı, sosyo-kültürel yapısı ve teo-politiğini anlamada en önemli yönlerden biri de, dayandıkları etnik köken olan Peştunları/Peştun kabile yapısını anlamaktır. Afganistan'da son üç asırdır şu veya bu şekilde hakim olan ve toplamda 60'tan fazla kabileye sahip Peştunlar savaşta ve barışta "Loya Jirga (Peştuca'da Büyük Şura/Aşiretler Meclisi)" adlı bir heyeti bulunur. Her kabile kendi içinde klanlara, alt klanlara ve ataerkil ailelere ayrılmakta olup Taliban bu yönüyle, her kesimden temsilcilerin katılabildiği ve bir emir tarafından yönetilen "Loya Jirga" hareketidir.

Diplomat bir kavim oldukları, bir yandan savaşırken diplomasiyi yürütebildikleri, aralarında kavga ederken bile barış masasına oturabildikleri, gerilla savaşını uzun yıllar sürdürecek bir karaktere sahip oldukları, oldukça misafirperver oldukları, ilme ve ilim adamına çok itibar ettikleri -ki "talip", "molla" ve "mevlevî" gibi ilmi ünvanlar kullanırlar- bu bölgeyi genelde dizayn eden İngilizler-Batılılara ait kaynaklarda da zikredilir.

İhvan-Karadavî bağlantısı

Esasen Taliban ile alakalı tartışmalarda gözden kaçırılan bir diğer nokta da Taliban'ın 2011 yılından itibaren Katar-Doha'da açtığı ofistir. Bu meyanda Taliban 2.0'ın önde gelen liderlerinin Katar-Doha'da farklı eğitimler aldığı da dillendiriliyor. Katar-Doha denince akla gelen en önemli alim, Dünya Alimler Birliği'nin eski başkanı Yûsuf el-Karadavî'dir. Dolayısıyla bu olgu, Taliban liderlerinin Katar-Doha'da Karadavî ve Dünya Alimler Birliği'ne mensup alimlerle irtibatını hatıra getiriyor. Karadavî'nin twitter'den haber verdiğine göre, 2020'nin Ekim ayında Doha'da Taliban delegasyonunun Karadavî'yi evinde ziyaret ettiği ve anlaşmazlıkları sona erdirme konusunda görüşmeler yaptıkları bilgisine sahibiz. Yine Dünya Alimler Birliği'nin halihazırdaki başkanı Ahmed er-Reysûnî'nin de Doha'da Taliban yetkilileriyle görüştüğü biliniyor. Karadavî ve Reysûnî'nin Katar devlet aklının da teşvik-desteğiyle bu görüşmeleri yaptığı da söylenmelidir. Hatta bu bağlantının 2012 yılı öncesi yani ilk ofisin açılma dönemlerine kadar gittiği de söylenebilir.

Dolayısıyla yaklaşık 10 yıl süreyle Doha'da bulunan Taliban (dinî-siyasî) liderlerinin (mollalar-mevlevîler) İhvan, Dünya Alimler Birliği ve dolayısıyla Karadavî ile irtibatı tabiatıyla hatıra gelmektedir. Ne var ki Hanefî- Maturîdî arka plana yaslanan ve belli kesimlerinini selefi anlayıştan da etkilenmiş olabilecek olan Taliban'ın hareket olarak belli ölçüde İhvan'dan da etkilenmiş olabileceği söylenebilir. Ancak net ifadeler için daha fazla donelere ihtiyaç duyduğumuz da aşikâr.

Bütün bunlar ışığında, Taliban 2.0, Taliban 1.0'dan dini, siyasi, sosyolojik anlamda farklı mıdır? Şayet farklıysa ne derece farklıdır? Teolojik olarak değiştiklerini söylemek kolay olmasa da, dini anlayışlarını anlatma, tedrici olarak benimsetme ve üsluplarında değişim olduğu görülüyor. Dünyaya ve "öteki"ne bakışta da daha ılımlı mesajlar verdikleri, belli ölçüde siyasi, diplomatik ve teo-politik tecrübe edindikleri de anlaşılıyor. Siyasi meşruiyetleri de önceki döneme göre daha iyi noktada. Buna göre I. Taliban dönemi kırsaldan-medreseden devlete yürüyüş ise, şimdiki Taliban 2.0 dönemi daha rafine üslup-anlayışla Doha-Katar'dan devlete yürüyüş olarak yeni bir tecrübeyi ifade etmektedir. Bu meyanda cemaatten devleti yönetmeye yürüyüş açısından İslam dünyasındaki tecrübelerin mukayeseli analizi dikkat çekici sonuçlar da üretecektir. Mesela Sudan'da Hasan Türabî, Mısır'da İhvan-Mürsî, Tunus'ta Nahda-Gannûşî ve Afganistan'da Taliban tecrübeleri zikredilebilir.

Netice olarak Taliban'ın siyasî, teolojik tutumu ve teo-politiğinin ne olacağı konusunda hala yeterince sağlıklı donelere sahip değiliz. İngiliz Genelkurmay Başkanı Sir Nick Carter'ın ifadesinde karşılığını bulan "2001'dekine (Taliban 1.0) göre Taliban'ın bugün (Taliban 2.0) daha açık fikirli olduğu söylense ve Türkiye ve İslam dünyasında karşı çıkanların yanı sıra "ihtiyatlı iyimser" görüşler daha ziyade öne çıksa da bekleyip göreceğiz.

ohidir@hotmail.com