Algoritmanın iktidarı

Dr. Muhammed Ersin Toy/ Yazar
28.02.2026

Görünürlük yönetimi, temsilin yoğunluğunu belirler; temsilin yoğunluğu ise algısal çerçeveyi üretir. Böylece kültürel içerik yalnızca estetik bir üretim değil, aynı zamanda küresel ölçekte imaj ve norm inşa eden bir mekanizmaya dönüşmektedir.


Algoritmanın iktidarı

Dr. Muhammed Ersin Toy/ Yazar

Netflix'in ürettiği her Türk içeriğini akademik ilgim gereği çok yakından takip ediyor ve izliyorum. Fakat bunu Netflix'in reklamını, tanıtımını yapmak için yazmıyorum. Çünkü biz Türklerde şöyle bir durum var: Bir içeriğin kötü ve çarpık olduğundan bahsettiğinizde bu daha da ilgi çekiyor. "Acaba öyle mi?" diye insanlar daha fazla rağbet gösteriyor. Bu yazıyı yazmamın amacı genel bir değerlendirme yapmaktır. Bu yüzden mesele yalnızca bir dizinin içeriği değildir. Mesele, içeriğin dolaşım biçimidir. Mesele, hangi anlatının merkezde tutulduğudur. Mesele, görünürlüğün kim tarafından ve hangi mantıkla dağıtıldığıdır. Toplum bir şekilde dizayn ediliyor. Neyle? Medya ile. Fakat artık o bildiğimiz medya yok.

4. Kol Güç: Klasik medya. Gazeteler, televizyonlar, editörler. 5. Kol Güç: Etki ajanları. Influencer'lar, sosyal medya figürleri, dijital ağ aktörleri. Ve şimdi sistem 6. Kol'a kendini bırakmış durumda. 6. Kol Nedir? Kol, medyanın algoritmasıdır. Platform mimarisidir. Neyin görünüp neyin görünmeyeceğinin, neyin trend olup neyin geri plana itileceğinin belirlenmesidir. Artık mesele içerik üretmek değildir. Mesele görünürlük üretmektir. Çünkü: Görünür olan norm olur. Tekrar edilen meşrulaşır. Öne çıkarılan doğal kabul edilir. Netflix bugün bir yayıncıdan çok bir eşik bekçisidir. Ancak bu eşik bekçiliği klasik editörlük değildir. Bu, kod üzerinden yapılan bir eşik bekçiliğidir. Algoritma üzerinden yapılan bir seçiciliktir. Netflix yalnızca bir eğlence platformu değildir. Belirli ilişki biçimlerini tekrar eden, belirli değerleri dramatik merkezde tutan ve bir yaşam tarzını normalleştiren bir kültürel dağıtım mekanizmasıdır. Bunu doğrudan ideolojik sloganlarla yapmaz. Fakat hangi yaşam biçimlerinin sürekli görünür olacağını tasarlayarak yapar. Netflix algoritma kurar. Trend belirler. Görünürlük dağıtır. Kültürel kodları tekrar tekrar öne çıkarır. Bu tekrar sıradan değildir. Çünkü tekrar kültürel hafıza üretir. Hafıza norm üretir. 6. Kol tam olarak budur: Söylemi değil, söylemin dolaşım ortamını kontrol eden güç. Netflix'in Türkiye içeriklerinde bu 6. Kol'u açık biçimde görmek mümkündür. Sürekli ihanet, aldatma, zina, yalan ve değer aşınması dramatik merkezde tutulur. Bu tekrar yalnızca bir tercih değil; bir yönelim üretir.

Masumiyet Müzesi: Arzunun pornografikleştirilmesi

Masumiyet Müzesi, görünürde bir aşk hikâyesidir. Ancak anlatının derin yapısında romantizmden çok arzunun merkezileştirilmesi vardır. Dizi 1970'lerin İstanbul'unda geçer. Kemal elit, zengin, yurtdışında eğitim almış bir Beyaz Türk'tür. Sınıfsal olarak üst tabakayı temsil eder. Evleneceği kişi de kendisi gibi aynı kültürel çevreden gelen Sibel'dir. Fakat Kemal, 18 yaşındaki Füsun'la karşılaşır. Füsun alt sınıfa mensup, muhafazakâr bir aileden gelen genç bir kasiyerdir. Sınıfsal karşıtlık dramatik gerilim üretir. Füsun'un gençliği ve bedeni anlatının ilk kıvılcımını oluşturur. Bir ay sonra evlenecek olan bir adamın, nişanlı olduğu halde başka bir kadınla ilişkiye girmesi hikâyenin merkezine yerleştirilir. Bu yalnız bir duygusal bağ değildir. Arzu doğrudan sahneye sürülür. Arzu hikâyeyi taşıyan temel unsura dönüştürülür. Arzu, pornografikleştirilir. Kemal'in nişanlanmasından sonra Füsun aşık olduğunu fark eder ve krize girer. Ailesi meseleyi evlilikle bastırmaya çalışır. Bu refleks muhafazakâr dünyanın çözüm biçimi gibi kodlanır. Füsun istemediği biriyle evlendirilir. Ancak anlatı burada bitmez. Füsun evli olmasına rağmen Kemal'le görüşmeye devam eder. Sekiz yıl boyunca süren bu yakınlık dramatize edilir. Koca durumu bilmektedir; maddi çıkar üzerinden bu durumu tolere eder. Böylece sadakat ekonomik pazarlığa indirgenir. Ahlaki sınır çözülür. Takıntı derinlik gibi sunulur. Saplantı aşk gibi gösterilir. Sadakatsizlik trajik estetiğe dönüştürülür. Kemal'in sekiz yıl boyunca Füsun'a ait eşyaları obsesif biçimde toplaması ve bunu "Masumiyet Müzesi" olarak adlandırması, saplantının romantize edilmesidir. Masumiyet artık saflık değil; pornografik arzunun ardından kalan nesnelerdir. Burada pornografikleştirme yalnız çıplaklık değildir. Pornografikleştirme, arzunun sürekli merkezde tutulmasıdır. Cinsellik bir eylemden çok bir atmosfer hâline getirilir.

18 yaş vurgusu: Hukuki eşik, kültürel meşruiyet

Füsun'un yaşı özellikle vurgulanır: 18. Yasal sınırın hemen eşiği. 18 yaşından önce bir sınır ima edilir; 18'e girildiği anda sınır ortadan kalkar. Hukuki meşruiyet ile kültürel meşruiyet arasındaki geçiş burada kurulur. "Yasal olan" ile "ahlaki olan" arasındaki mesafe daraltılır. Mesaj örtük biçimde şudur: Yasalsa sorun yoktur. Özgürlük bireysel arzudur. Arzu meşrudur. Özgürlük, sınırların yokluğu ile eşitlenir. Anlatının ideolojik zemini hedonisttir. Ancak bu hedonizm sloganla değil, estetik tercihlerle işler. Gelenek geri kalmışlık olarak kodlanır. Muhafazakârlık çözülür. Sınırlar dramatik engel gibi sunulur. Füsun'un annesi başörtülü, fakir ve muhafazakâr bir figürdür. Geleneksel temsildir. Ancak kızının evli olmasına rağmen Kemal'le görüşmesine zemin hazırlayan da odur. Böylece gelenek kendi içinden çözülür. Bu sembolik bir çözülmedir.

Küpe: Pornografinin görsel imzası üzerine

Masumiyet Müzesi dizisinde Füsun karakterinin taktığı küpelerin, dizi sonrasında ticari bir emtiaya dönüştürülerek piyasaya sürülmesi, basit bir aksesuarın pazarlanması olarak okunamaz. Burada satışa sunulan nesne, küpenin kendisi değil; küpe üzerinden inşa edilen pornografik ikonografidir.

Dizi içerisinde Füsun'un küpelerinin özellikle cinsellik öncesi ve sonrası sahnelerde kadraja alınması, rastlantısal bir estetik tercih değildir. Bu tercih, görsel anlatının bilinçli bir sembolik inşasına işaret eder. Küpe, sıradan bir takı olmaktan çıkar; dramatik geçişi işaretleyen bir eşik göstergesine dönüşür. Masumiyet ile arzu arasındaki sınır, bu nesne üzerinden görselleştirilir.

Bu bağlamda küpe, bedeni çerçeveleyen bir detay olarak arzunun görsel yoğunlaştırıcısı işlevini görür. Görsel tekrar, izleyici hafızasında bir çağrışım mekanizması üretir. Küpenin her kadraja girişi, masumiyet–arzu gerilimini yeniden aktive eder. Böylece nesne, anlatı içinde sembolik bir yük kazanır.

Pornografikleştirme burada çıplaklığın temsili üzerinden değil, arzunun simgesel tekrarının estetikleştirilmesi üzerinden gerçekleşir. Cinsellik doğrudan teşhir edilmeden, atmosferik bir yoğunluk hâlinde merkezileştirilir. Arzu estetikleştirilir; estetikleştirilen arzu dramatik merkeze yerleştirilir; dramatik merkezde konumlanan arzu ise normatif bir görünürlük kazanır.

Bu sürecin ticari aşamasında ise sembolik anlam metalaştırılır. Piyasaya sürülen küpe, Füsun karakterine ait bir aksesuar olmanın ötesinde, dizide inşa edilmiş arzusal imgenin maddi karşılığı hâline gelir. Dolayısıyla satılan nesne, karakterin takısı değil; pornografikleştirilmiş bir arzunun ticarileştirilmiş formudur.

Bu durum, kültürel üretim ile piyasa mekanizması arasındaki sürekliliği göstermektedir. Görsel temsil, tekrar yoluyla hafızaya yerleşir; hafızada arzu üretir; üretilen arzu ise metalaştırılarak dolaşıma sokulur. Böylece estetik bir motif, ekonomik bir ürüne dönüşürken, aynı zamanda normatif bir kültürel kodun yeniden üretimine hizmet eder.

Küpenin ticari dolaşıma girişi, nesnenin değil, temsil biçiminin pazarlanması anlamına gelir. Bu çerçevede küpe, pornografinin görsel imzası olarak işlev görür; estetikleştirilmiş arzunun simgesel taşıyıcısı hâline gelir.

6. Kol'un iktidarı meselesi

Kemal, Sibel ile nişanlı olmasına rağmen 18 yaşındaki Füsun'la ilişkiye girer. Kemal'in babası da annesini aldatmıştır; aldatma aile içinde sıradanlaştırılır. Kemal, Sibel ile evli olmamasına rağmen onunla da evlilik dışı ilişki yaşar. Sekiz yıl boyunca evli olan Füsun, ailesinin bilgisi ve zımni onayıyla Kemal'le yakınlık sürdürür. Aldatma sıradanlaşır. İhanet dramatize edilir. Kurallar çözülür. Gelenek aşındırılır. Arzu, bir saplantıya dönüşerek dramatik merkeze yerleştirilir. Ve bütün bunlar açık bir ideolojik sloganla değil; algoritma, görünürlük ve tekrar üzerinden yapılır. Çünkü artık medya yalnızca mesaj vermez. Mesajın hangi bağlamda, hangi yoğunlukta ve hangi estetikle karşımıza çıkacağını belirler. Bu, klasik medyadan daha derin bir kültürel etkidir. Bu, 6. Kol'un iktidarıdır.

Türkiye dünyaya nasıl gösteriliyor?

Netflix yalnızca Türkiye için içerik üretmez. 190'dan fazla ülkede faaliyet gösteren küresel bir platform olarak içerik üretir ve dağıtır. Bu ölçek, Netflix'i yerel bir yayıncı olmaktan çıkarır; küresel bir dolaşım mimarisine dönüştürür. Zira Netflix'in ürettiği Türk içerikleri, yalnızca Türkiye'de tüketilen yerel hikâyeler olarak kalmaz; uluslararası piyasaya sürülür ve küresel dolaşıma girer.

Bu artık yalnızca iç kamuoyuna yönelik bir anlatı değildir; küresel norm üretiminin bir parçasıdır. Bir Türk dizisi yalnızca Türkiye'de izlenmez; Avrupa'da, Amerika'da, Orta Doğu'da, Latin Amerika'da aynı anda dolaşıma girer. Bu dolaşım sırasında yerel kültürel kodlar, platformun küresel mimarisi ve algoritmik tercihleri içinde süzülerek yeniden paketlenir. Algoritma sadece içerik seçmez: Algoritma temsil seçer. Algoritma görünürlük seçer.Algoritma bir ülkenin hangi yüzünün dünyaya gösterileceğini belirler.

Dolayısıyla mesele yalnızca "Türkiye'de ne gösteriliyor?" sorusu değildir. Mesele şudur:Türkiye dünyaya nasıl gösteriliyor?

Netflix'in ürettiği Türkiye imajı

Netflix yalnızca hikâye üretmez; imaj üretir. Küresel platform mimarisi içinde Türk içerikleri dolaşıma girdiğinde, ortaya yalnızca bir dizi çıkmaz; bir ülke temsili çıkar. Bir Türkiye algısı inşa edilir. Bu temsilde iki katman özellikle dikkat çeker:

1) Mekân olarak Türkiye: Estetik ve turistik

Türkiye lokasyon olarak güçlü gösterilir: Deniz... Boğaz... Tarihi yapılar... Şehir siluetleri... Kültürel zenginlik... İstanbul romantize edilir. Mekân estetikleştirilir. Türkiye burada bir "lokasyon markası" hâline gelir: turistik olarak cazip, görsel olarak güçlü, estetik olarak parlatılmış.

2) Toplum olarak Türkiye: Sürekli gerilim üreten ilişkiler

Ancak aynı anlatı yapısı içerisinde toplumsal ilişkiler belirli bir normatif çerçeve içinde yeniden kurgulanmaktadır. Bu kurguda aldatma dramatik merkeze yerleştirilmekte; ihanet olağanlaştırılmakta ve çarpık ilişki biçimleri rasyonelleştirilmektedir. Aile kurumu, özellikle aile içi iletişim, karşılıklı saygı ve nezaket pratikleri üzerinden aşındırılmakta; evlilik kurumu ise istikrar ve güven zemini olmaktan ziyade bireysel özgürlüğü sınırlayan bir yapı olarak temsil edilmektedir.

Anlatı, özgür, bağımsız ve asi karakter tipolojilerini sistematik biçimde öne çıkarmaktadır. Kadın özne, bağımsızlık ve bireysel özgürlükle özdeşleştirilmekte; evlilik ve annelik ise sembolik olarak bir zincirlenme ya da potansiyel kısıtlanma biçimi olarak kodlanmaktadır. Bu temsil düzeni içinde yalanın olağanlaşması, güvensizliğin atmosferik bir arka plan hâline gelmesi ve evlilik dışı ilişkilerin estetikleştirilmesi dikkat çekicidir. Sadakat çoğu zaman zayıflıkla eşleştirilirken, ahlaki sınırlar dramatik engeller olarak kurgulanmakta; gelenek ve din ise aşılması gereken bir bariyer olarak sunulmaktadır. Böylece bireysel arzu, en yüksek referans noktası hâline getirilmektedir.

Bu temsil stratejisi iki katmanlı bir ülke imajı üretmektedir. Birinci katmanda Türkiye, mekânsal estetik üzerinden büyüleyici ve turistik bir cazibe alanı olarak konumlandırılmaktadır. İkinci katmanda ise toplumsal ilişkiler, gerilimli, istikrarsız ve güven krizleriyle örülü bir yapı içinde sunulmaktadır. Turistik olarak cazip; ancak ilişkiler bakımından tekinsiz ve güvensiz bir atmosfer üreten bu çifte temsil, estetik güç ile normatif çatışmayı eşzamanlı olarak dolaşıma sokmaktadır.

Karakterlerin hedonist motivasyonlarla hareket eden, kurumsal ve geleneksel sınırları aşan özneler olarak kurgulanması; kültürel üretimin neoliberal birey anlayışıyla kesiştiğini göstermektedir. Böylece estetik olarak güçlü fakat değerler bakımından çatışmalı bir toplumsal çerçeve inşa edilmektedir.

Bu karşıtlık dramatik yoğunluğu artırmakta ve küresel izleyici için hem egzotik hem de gerilimli bir anlatı alanı üretmektedir. Dini ve kültürel değerler ise çoğu zaman normatif derinlikleriyle değil, toplumsal meşruiyet üretmek ve uluslararası dolaşımda pazarlanabilirlik sağlamak amacıyla araçsallaştırılan sembolik unsurlar olarak ele alınmaktadır. Ancak kritik nokta şudur: Tekrar edilen temsil zamanla algıya dönüşür. Algı ise normatif beklentileri şekillendirir.

Tam da bu noktada 6. Kol'un küresel işleyişi görünür hâle gelir. Algoritmik görünürlük yönetimi aracılığıyla belirli temsil biçimleri sürekli dolaşıma sokulmakta; tekrar, temsilin kalıcılığını sağlamaktadır. Görünürlük yönetimi, temsilin yoğunluğunu belirler; temsilin yoğunluğu ise algısal çerçeveyi üretir. Böylece kültürel içerik yalnızca estetik bir üretim değil, aynı zamanda küresel ölçekte imaj ve norm inşa eden bir mekanizmaya dönüşmektedir.