Çin artık büyüyen bir ekonomi olmanın yanında ABD'nin küresel ekonomik üstünlüğüne de meydan okuyan sistemik bir rakiptir. Bu nedenle ABD'nin Çin'i sınırlama stratejisi askeri çatışmadan çok iki temel jeoekonomik eksen üzerine kurulmuştur: Çin'e ürettirmemek. Çin'e sattırmamak.
Dr. İbrahim Cevizli/ Yazar
21'inci yüzyılın küresel güç mücadelesi artık cephelerde değil, enerji hatlarında ve ticaret yollarında yaşanmaktadır. Bu mücadelenin merkezinde ise Amerika Birleşik Devletleri ve Çin Halk Cumhuriyeti olmak üzere iki aktör bulunmaktadır. Ancak bu rekabet, Soğuk Savaş dönemindeki gibi ideolojik olmaktan ziyade üretim, enerji ve ticaret üstünlüğünü önceleyen ekonomik ve jeoekonomiktir.
Nitekim Çin artık büyüyen bir ekonomi olmanın yanında ABD'nin küresel ekonomik üstünlüğüne de meydan okuyan sistemik bir rakiptir. Bu nedenle ABD'nin Çin'i sınırlama stratejisi askeri çatışmadan çok iki temel jeoekonomik eksen üzerine kurulmuştur:
* Çin'e ürettirmemek
* Çin'e sattırmamak.
ABD için gerçek bir tehdit
Son yirmi yılda Çin'in ekonomik yükselişi modern tarihin en hızlı güç dönüşümlerinden birini temsil etmektedir. 2000 yılında Çin'in nominal gayrisafi yurtiçi hasılası yaklaşık 1,2 trilyon dolar seviyesindeyken, ABD ekonomisi 10,2 trilyon dolar büyüklüğündeydi. Başka bir ifadeyle ABD ekonomisi Çin'in yaklaşık sekiz katı büyüklüğündeydi.
Ancak 2024 yılı itibarıyla Çin'in ekonomik büyüklüğü yaklaşık 18 trilyon dolara ulaşmış, ABD ekonomisi ise yaklaşık 27 trilyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Daha da önemlisi, satın alma gücü paritesine göre Çin ekonomisi yaklaşık 35 trilyon dolarlık büyüklüğüyle dünyanın en büyük ekonomisi konumuna yükselmiştir.
Çin'in asıl gücü ise üretim kapasitesinden gelmektedir.
Bugün küresel imalat üretiminin yaklaşık yüzde 30'u Çin'de gerçekleşirken, ABD'nin payı yaklaşık yüzde 15 seviyesinde kalmaktadır. Aynı şekilde Çin, yaklaşık 3,4 trilyon dolarlık ihracat hacmiyle dünyanın en büyük ihracatçısıdır. ABD'nin ihracatı ise yaklaşık 2,1 trilyon dolar seviyesindedir. Bu veriler, Çin'in yalnızca büyüyen bir ekonomi olmadığını, aynı zamanda küresel üretim ve ticaret sisteminin merkezi haline geldiğini açıkça göstermektedir.
Tam da bu nedenle, ABD Çin'in sınırlanmasındaki yolun doğrudan askeri çatışmadan ziyade Çin'in üretim ve ticaret kapasitesinin mümkün olduğunca kontrol altına alınmasından geçtiğini öncelemektedir.
Birinci strateji: Çin'e ürettirmemek – Enerji arzını kontrol etmek
Sanayi üretiminin temel girdisi enerjidir. Enerji olmadan üretim olmaz. Sanayide kullanılan enerjide petrol halen başat bir rol oynamaktadır.
Çin dünyanın en büyük sanayi üreticisi olması sebebiyle aynı zamanda dünyanın en büyük enerji ithalatçısıdır. Çin'de petrol ve doğalgaz rezervleri bulunmasına rağmen, bu rezervler dünyanın en büyük üretim ekonomisini beslemeye yetmemektedir. Bu nedenle Çin günlük yaklaşık olarak 11 milyon varil petrol tüketmekte ve bunun yüzde 70'ini ithal etmektedir. Bu durum, Çin'in üretim gücünü aynı zamanda jeopolitik bir kırılganlık haline getirmektedir. Çünkü enerji akışını kontrol eden, üretimi de kontrol edebilmektedir.
Buna karşılık ABD, kaya petrolü devrimi sayesinde günlük yaklaşık 13 milyon varil üretim kapasitesine ulaşarak dünyanın en büyük petrol üreticisi haline gelmiştir. Bu durum, ABD'ye yalnızca enerji bağımsızlığı kazandırmakla kalmamış, aynı zamanda küresel enerji akışı üzerinde stratejik nüfuz sağlamıştır.
Bu noktada asıl mesele petrolün varlığı değil, petrol akışının kim tarafından kontrol edildiğidir.
ABD'nin Venezuela ve İran üzerindeki politikaları bu çerçevede değerlendirildiğinde daha anlamlı hale gelmektedir. Venezuela dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahiptir. İran ise dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinden birine sahiptir. ABD'nin bu ülkeler üzerindeki yaptırım ve baskı politikaları yalnızca bölgesel siyasi meseleler değil, aynı zamanda küresel enerji akışını ve dolayısıyla Çin'in enerji tedarik güvenliğini etkileyebilecek stratejik hamlelerdir. Çünkü bilindiği üzere Çin'in en büyük petrol aldığı ülkeler Venezuela ve İran olmaktadır.
Bu stratejinin bir diğer önemli boyutu ise petrol-dolar sistemidir. Küresel petrol ticaretinin büyük bölümü dolar üzerinden yapılmaktadır. Bu sistem, ABD dolarının küresel rezerv para statüsünü güçlendirmekte ve ABD'ye benzersiz bir finansal üstünlük sağlamaktadır. Nitekim ABD petrol ihraç eden bu ülkelerin petrol ticaretini dolar ile yaptırmaya devam ettirdiği sürece bu üstünlüğü korumaya devam ettirebilecektir. Ancak Çin enerji ticaretini dolar dışında alternatif para birimleri üzerinden gerçekleştirmeyi başarırsa, bu durum yalnızca enerji piyasalarını değil, aynı zamanda küresel finansal güç dengelerini de değiştirebilir. Bu nedenle ABD'nin amacı yalnızca enerji akışını kontrol etmek değil, aynı zamanda enerji ticaretinin dolar üzerinden yapılmasını sürdürmektir.
İkinci strateji: Çin'e sattırmamak – Ticaret yollarını kontrol etmek
Bir ülkenin süper güç olabilmesi için yalnızca üretmesi yeterli değildir; aynı zamanda ürettiğini küresel pazarlara ulaştırabilmesi gerekir. Çin'in küresel ekonomik gücü, üretim kapasitesi kadar bu üretimi dünya pazarlarına ulaştırabilme kapasitesine de bağlıdır.
Bu nedenle küresel ticaret yollarının kontrolü, modern jeopolitiğin kalbidir.
Çin'in bu kapsamda geliştirdiği en önemli jeoekonomik hamle Kuşak ve Yol Girişimi'dir (Belt and Road Initiative). Bu girişim, Çin'i Asya, Avrupa ve Afrika'ya bağlayan kara ve deniz ticaret ağlarını kapsayan küresel dev bir lojistik sistemdir. Bu sistem yalnızca geleneksel ticaret yollarını değil, aynı zamanda yeni stratejik koridorları da içermektedir. Pakistan Ekonomik Koridoru, Orta Doğu üzerinden Basra Körfezi'ne oradan da Irak'tan geçerek Türkiye'ye ulaşan Kalkınma Yolu Projesi, Güney Kafkasya'da stratejik bir geçiş noktası olan Zengezur Koridoru ve küresel ısınma nedeniyle giderek daha erişilebilir hale gelen Kuzey Arktik deniz yolu, Çin'in ticaret güvenliğini çeşitlendirmeyi amaçlayan bu stratejinin temel bileşenleri arasındadır.
Bu koridorlar ile Çin geleneksel ticaret yollarına olan bağımlılığını azaltarak küresel ticarete kesintisiz erişim sağlamayı hedeflemektedir.
Nitekim Rusya-Ukrayna savaşı da bu bağlamda önemli sonuçlar doğurmuştur. Bu savaş, Çin'in kuzey ticaret yollarını kullanma kapasitesini sınırlamış ve Çin'i alternatif güzergâhlara yönlendirmiştir.
ABD ise bu ticaret yollarında doğrudan veya dolaylı kontrol sahibi olmak istemektedir.
Nitekim ABD'nin Grönland'a yönelik ilgisi, yalnızca doğal kaynaklarla değil, Kuzey Kutbu'nda buzulların erimesiyle açılan yeni ticaret yollarıyla da ilgilidir. Bu nedenle bu bölgelerin kontrolü, geleceğin ticaret yollarını kontrol etmek anlamına gelmektedir.
Üretimi ve ticareti kontrol eden, gücü kontrol eder
Sonuç olarak ABD'nin Çin'i sınırlama stratejisi doğrudan askeri çatışmadan ziyade jeoekonomik kontrol üzerine kuruludur.
Bu strateji iki temel ayağa dayanmaktadır:
* Birincisi, Çin'in üretim kapasitesini sınırlamak için enerji arzını kontrol etmek. Böylelikle Petro-Dolar hakimiyetini de devam ettirmek.
* İkincisi, Çin'in ticaret kapasitesini sınırlamak için ticaret yollarını kontrol etmek.
Çin dünyanın en büyük üretim gücü haline gelmiştir.
ABD ise bu üretimin enerji kaynaklarını ve ticaret yollarını kontrol ederek küresel üstünlüğünü korumaya çalışmaktadır.
21'inci yüzyılın küresel rekabeti, tankların ve silahların değil, petrol akışının ve ticaret yollarının kontrolü üzerinden şekillenmektedir.
Ve bu rekabette asıl soru şudur:
Üreten mi kazanacak, yoksa üretenin üretmesini ve satmasını kontrol eden mi?