Amerika'nın her gün daha çok iten iki kutbu

Dr. Ali Demirdaş / Yazar
19.02.2021

Geçen yılki 'Siyah Hayatlar Önemli' protestoları gösterdi ki Demokratlar beyaz hegemonyasına karşı radikalleşiyor. Aynı şekilde 6 Ocak baskını gösterdi ki Trump yanlısı Cumhuriyetçiler de Biden'ı ve Demokratları işgalci bir tehlike olarak görerek radikalleşiyor. Ve bu gidişatı durduracak hiçbir emare yok. Keskin hatlarıyla ayrışan Amerikan toplumu yeni çatışmalara gebe. 2020 yazında George Floyd'un beyaz bir polis tarafindan öldürülmesi akabinde patlak veren protestolarda şehirlerin Demokrat görüşlü kişilerce yakılıp yıkılması, Demokrat eyalet valilerinin bu olaylara siyasi nedenlerle müdahale etmekte isteksiz davranması, Demokratlara hali hazırda öfkeli olan Trump taraftarlarında tabiri caizse "işgal altına alınıyoruz" duygusu uyandırdı.



Dünyanın süper gücü Amerika Birleşik Devletleri'nde toplumdaki siyasi kutuplaşmanın derecesi o boyutlara ulaştı ki son bir yılda yaşanan olaylar durumun iyiye gideceğine ait hiç umut vermiyor. Bu kutuplaşmanın vehametini anlamak için öncelikle bu iki grubun kimlerden oluştuğunu ve ne istediğini anlamak lazım. Son başkanlık seçimi de gösterdi ki Amerikalılar genel itibariyle Cumhuriyetçi (sağ) ve Demokrat (sol) olarak ayrılmış durumda ve her iki grup ötekine karşı müthiş bir güvensizlik ve şüphe duymakta. Aşağıda görüleceği üzere bu iki grup dünya görüşü bağlamında birbirinin tamamen zıddı bir noktaya doğru hızla savrulmakta ve bu da Amerikan toplumunun geri dönülemez bir biçimde parçalanması ihtimalini ortaya çıkarmakta.

Dünya vatandaşlığı

Amerika'da Demokratlar genel olarak günlük hayatta özgürlükçü (liberal) politikaları benimser. Buna göre LGBT hakları, ırksal ve cinsiyet eşitliği, kadının kürtaj hakkının olması, bireysel silahlanmanın sınırlandırılması, vatandaşlara daha fazla devlet yardımı gibi konulara yoğunlaşırken, milliyetçilik ve din vurgusundan ziyade, globalleşme, dünya vatandaşlığı gibi kavramları benimserler. Demokrat nüfusun çoğunu liberal beyazlar, siyahiler ve göçmenler teşkil eder.

Anti Obama

Cumhuriyetçiler ise Demokratların tersine muhafazakardır ve Hıristiyanlığın insan hayatına daha da girmesini savunur. Dolayısıyla LGBT, kürtaj gibi konulara karşı sert tutum almışlardır. İngilizcesi WASP (Beyaz Anglo Sakson Protestan) olarak da adlandırılan Cumhuriyetçi Amerikalılar, oldukça milliyetçi bir halet-i ruhiyeye sahiptir ve genel anlamda Amerika'ya beyaz ve Hıristiyan olmayan göçe karşıdırlar. Cumhuriyetçi nüfustan önemli bir kesim beyaz olmayan Obama'nın başkanlığına (2008-2016) oldukça içerlemiş ve Obama döneminde yasalaşan eşcinsel evliliği, kürtaj serbestliği, evrensel sağlık hizmeti (Obama Care) gibi konularda büyük tepki vermişlerdir. Öyle ki, Cumhuriyetçi görüşteki evlenme memurları günah olduğu gerekçesiyle iki erkeğin ya da kadının evlenme işlemlerini reddetmiş hatta bazıları istifalarını sunmuşlardır. Birçok Cumhuriyetçi, Obama'yı din karşıtı gördükleri için "ateist" ve "Deccal" (Anti Christ) olarak nitelendirmiştir. Ayrıca, herkese sağlık hizmeti amaçlayan Obama'yı 'sosyalist' olarak adlandıran Cumhuriyetçiler "Alın terimle kazandığım maaşımdan kesilecek paralarla aylak aylak oturan birisinin sağlık giderini karşılamak istemiyorum" fikrindedirler.

İşte Obama dönemindeki bu politikalardan çekinen Cumhuriyetçi seçmen, "tecavüzcü" Meksikalıları memleketlerine göndereceğim, "sosyalist" Obama Care'i kaldıracağım, Washington'daki bataklığı kurutacağım gibi söylemlere ağırlık veren Trump'ın 2016'da Amerikan başkanı olmasını sağlamıştır.

İşgal edilmişlik hissi

Dikkat edilmesi gereken bir husus da Cumhuriyetçi kesimdeki azımsanmayacak sayıda, Evangelican diye tabir edilen bir kesimin olduğudur. Bu grup İncil'e göre Hz. İsa'nın gelmesinin yakın olduğuna ve Başkan Trump'ın bu amaçla Tanrı tarafından gönderildiğine inanır. Örneğin bu kesime göre Kudüs'ün İsrail'in başkenti yapması İncil'e göre Hz. İsa'nın yeryüzüne dönmeden önce gerçekleşmesi gereken kehanetlerden biridir ve Trump'ın Kudüs kararı onun Tanrı tarafından gönderildiğinin bir ispatıdır. Dolayısıyla Trump Amerikan başkanı olarak ikinci kez seçilmelidir.

Fakat, 2020 yazında George Floyd'un beyaz bir polis tarafından öldürülmesi akabinde patlak veren protestolarda şehirlerin Demokrat görüşlü kişilerce yakılıp yıkılması, Demokrat eyalet valilerinin bu olaylara siyasi nedenlerle müdahale etmekte isteksiz davranması, Demokratlara hali hazırda öfkeli olan Trump taraftarlarında tabiri caizse "işgal altına alınıyoruz" duygusu uyandırdı. COVID-19 nedeniyle hayatın her alanına gelen kısıtlamalar Trump taraftarlarında bu kaygıyı daha da artırdı. Bu yüzden Trump yanlıları, mağazalarda ve kalabalıkta özgürlüklerine tehlike olarak algıladıkları maskeyi takmayı reddediyor. Bu korkuyu daha da fazlalaştıran husus ise genel olarak mektup yoluyla oy kullanılması sonucu Biden'in başkan seçilmesi. Her 10 Cumhuriyetçiden 7'si seçimde yolsuzluk yapıldığına inanıyor. İşte, 6 Ocak'taki Kongre binası baskını Cumhuriyetçilerin bu köşeye sıkışmışlık ve işgal edilmişlik halinin bir sonucudur. Yani, bu kişilere göre her ne olursa olsun Biden başkan yapılmamalıdır.

Cadı avı

İşi daha da kötüleştiren husus Meclis baskınından sonra Cumhuriyetçilere yönelik bir "cadı avının" ve "linç girişiminin" başlaması. Trump ve ona destek veren şahısların sosyal medya hesapları kapatılıyor, hatta Cumhuriyetçi yayın yapan nadir TV kanallarından Fox TV'nin kapatılması gündeme geliyor. Trump yanlılarına toplumda öcü muamelesi yapılmaya başlanıyor, Trump'a sempati duyan kişiler işlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Trump destekçisi siyasilere şirketler bahis yapmayı durduruyor. 75 milyon Amerikalının Trump'a oy verdiği göz önüne alınırsa bu gidişat Amerikan toplumu için büyük bir patlamanın habercisidir. İşi daha da tehlikeli kılan husus ise Trump taraftarlarının bireysel silahlanmayı hayat hakkıyla bir tutmaları ve ağır silahlar dahil tepeden tırnağa silahlı olmalarıdır. Bu köşeye sıkışmışlık halinin Cumhuriyetçi şiddeti olarak geri tepmesi muhtemeldir. Hatırlanacağı üzere 168 Amerikalının ölümüne neden olan 1995 Oklahoma City bombalı saldırısı, "hükümetin şahsi yaşam alanına yönelik kısıtlamasını" protesto eden Timothy McVeigh tarafından yapılmıştır. 6 Ocak olaylarından sonra resmi binalara silahla girilmesi konusunda Amerika sathında kısıtlamalar başladı bile. Gecen Ekim ayında bir grup aşırı-sağcı Cumhuriyetçi, Michigan Eyaleti'nin Demokrat valisi Gretchen Whitmer'i kaçırmak üzereyken FBI tarafından yakalanmıştı.

Geçen yılki 'Siyah Hayatlar Önemli' protestoları gösterdi ki Demokratlar beyaz hegemonyasına karşı radikalleşiyor. Aynı şekilde 6 Ocak baskını gösterdi ki Trump yanlısı Cumhuriyetçiler de Biden'ı ve Demokratları işgalci bir tehlike olarak görerek radikalleşiyor. Ve bu gidişatı durduracak hiçbir emare yok. Keskin hatlarıyla ayrışan Amerikan toplumu yeni çatışmalara gebe.

alidemirdas32@outlook.com