Antalya'da SCF'lileri süngületmeyen doktor: Burhanettin Onat

Av. İsmail Küçükkılınç/ Yazar
05.06.2021

1930 yerel seçimlerinde Antalya'da SCF'liler sandıklara yanaştırılmaz, polis zorbalığı başlar. Dayak ve küfür halkı daha da bileyler. Dağılma emrine rağmen halk dağılmayınca bir tabur asker gelir. Alay kumandanı Celal Bey, valinin emri gereği dağılmazlarsa kalabalığı süngületeceğini söyler.



Burhanettin Onat Tunalı-Rodoslu muhacir, İttihadçı, Türk Ocaklı, Tıbbiyeli, SCF'li, DP'li, Milli Mücadeleci İstiklal madalyalı bir siyasetçi.

Ben Dr. Reşid Galip hakkında çalışma yaparken Burhanettin Onat ismine rastladım ve oradan onun Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) macerasına merak duydum. Ülkemizde iki şeyi anlamakta zorlanmışımdır. Birisi muhacirlerin bekamızdaki hisselerinin farkında olamayışları ve geldikleri yerleri çok kolay unutuşlarını bir de SCF çalışmalarının azlığını. SCF araştırmaları mayınlı tarlalarda dolaşmaya benzerse de usul ve üsluba dikkat ederek bu mevzuyu da hakkını vererek çalışmak mümkündür. Ancak bunun için mümkünse sadece Kemalist kaynaklara itibar ve istinat etmek gerekir.

Film olsa gözyaşına boğar

SCF ile ilgili en acı ve ağır hatırat Burhanettin Onat'a ait olanıdır. Kanaatim odur ki şayet Çağan Irmak, bir partiye veya görüşe yarar kaygısı taşımadan bu hatıratı filme alırsa sadece Antalya ve Denizlililer değil tüm milleti gözyaşına boğar. Babam ve Oğlum filminden dahi etkilenmeyenler bu hatırat filme alınırsa farklı hisle meşbu olacaklardır.

Burhanettin Onat'ın SCF hatıraları mahalli kaynaklar sayılmazsa ilk olarak Ahmet Şevket Elman'ın hazırladığı Dr.Reşit Galip 1892-1934 (Ankara:y.y., 1955) unvanlı kitapta yer almıştır. Muhammet Güçlü'nün Dr.H.Burhanettin Onat ve Hayatı[1894-1976](Antalya: Antalya Ticaret Odası Kültür Yayınları, 2004) unvanlı kitabında ise Onat'ın kızı ve damadının da hatıralarının bulunduğu daha geniş bilgiler mevcuttur.

Hatıratı mutlaka okunmalı

Ancak Onat'ın SCF hatıraları Emine Gürsoy Naskali'nin hazırladığı Celal Bayar Arşivi'nden Serbest Fırka Anıları (İstanbul: Doğan Kitap, 2015) unvanlı eserde yer almaktadır. Velud bir akademisyen ve araştırmacı olan Naskali zannımca Onat hatıratıyla tahmininden çok daha fazla bir hizmet ifa etmiştir. Bu kitabın yeni baskına Onat'ın SCF raporu da eklenmelidir.

Onat'ı hatıratı başta siyasetçiler olmak üzere hukukçu, emniyet ve ordu mensubu yetkilerin, akademisyenlerin okuması şart olan bir hatırattır.

Burhanettin Onat, 1930 senesine gelindiğinde yaklaşık 10 yıllık bir Antalyalıdır. Mustafa Kemal 6-12 Mart 1930 tarihleri arasında Antalya'ya geldiğinde ona rehberlik eden isimlerden biridir. Mahalle, ilk mektep, tıbbiye ve Türk Ocağı'ndan arkadaşı olan Dr. Reşit Galip de Onat'ı Mustafa Kemal'e tanıtanlardan biridir.

SCF'ye gir, diyen Mustafa Kemal

Onat yazın tatil için Büyükada'ya gittiğinde gazetelerde yeni bir fırkanın/partinin kurulacağının ve yakın arkadaşı Dr. Reşid Galip'in de bu fırkaya gireceğinin yazılması üzerine Reşid Galip'i görmek için günübirlik ve yaz kıyafetiyle Yalova'ya gider. Kendisinin geldiği Mustafa Kemal'e de bildirilir ve akşama yemeğe davet edilir. Yemekte Mustafa Kemal, Onat'ı tahmin etmeyeceği şekilde över ve ona Fethi Bey'in kuracağı partiye girmesini söyler. Onat'ın mesleğini yapmak istediği şeklindeki itirazını Mustafa Kemal kabul etmez ve artık Onat da yeni fırkanın bir ferdi olur. Onat'a yakın arkadaşı Dr. Reşid Galip siyasette idamın da olduğunu hatırlatır. Antalya'ya döndüğünde SCF'nin il, ilçe ve civar illerdeki teşkilatlarını kuran Onat, belediye seçimleri yaklaşınca işin farklılaştığını görür. Çünkü Antalya'daki hava seçimi SCF'nin hem de büyük bir farkla kazanacağı yönündedir. Aslında hava SCF'nin girdiği her yerde seçimi kazanacağı yönündedir. Kılıç Ali "Halk İsmet Paşa hükümetinin icraatından o kadar bıkmış, usanmış, bizar olmuş bir vaziyette idi ki o günlerde İstanbul, İzmir ve emsali yerler adeta 10 Temmuz[10 Temmuz 1324/23 Temmuz 1908 Meşrutiyet'in ilanı]gününün heyecanlarını yaşıyordu" demektedir.

Ve şayia başlar...

Buna mani olmak için Halk fırkalılar şayialara başlamışlardır. Onat şöyle yazıyor: "Yok, halk Fethi Bey'i yeşil bayraklar, yeşil sarıklı hocalarla tekbirlerle karşılamışlar, 'Şeriat istiyoruz' diye bağırmışlar. Fethi Bey de güya onlara vaatlerde bulunmuş. Ankara ve İstanbul'da bu kampanya işlerken Antalya'da da 'Bu Serbest Fırkalılar aptal insanlar. Gazi'nin halkı denemek için bu partiyi kurduğunu hâlâ anlamıyorlar. Günü gelince kafalarına öyle bir yumruk yiyecekler ki neye uğradıklarını bilemeyecekler' şayiaları uçurulmaya başlandı". Aslında Kılıç Ali de SCF'nin kurulma gerekçesi hakkında aşağı-yukarı aynı şeyleri yazmaktadır: "İsmet Paşa son zamanlarda adeta kabına sığamayan bir hale gelmişti. Yapılan işlerin ve elde edilen bütün muvaffakiyetlerin kendi eseri olduğu hakkında hal ve tavırlarıyla etrafına kanaatler telkin etmek istiyor. Atatürk'ün işret ve sefahate dalmış, devlet işlerini bütün İsmet'in omuzlarına yüklemiş olduğunu ve bu manzara karşısında kendisinin her türlü ihtirasattan azade, ciddi ve feragat sahibi bir vatanperver olduğu manzarasını yaratmak istiyor".

Yalan makinesi işliyor

Antalya'daki yalan makinesini medrese mezunu sarıklı bir molla iken CHP'li olunca laiklikte bilgili laikleri bile yaya bırakan Hoca Rasih Efendi idare etmektedir.

Burhanettin Onat da seçim çalışmalarında lideri Fethi Bey ve diğer tüm SCF'liler gibi demiryolları politikası için ağır ifadeler kullanmıştır. Halk demiryolları için toplanan vergilerden bizar olmuştur. Çünkü bu hizmetin tüm yükü bir neslin omuzlarına yüklenmiştir. Onat " demiryolu rayları travers yerine kemiklerimiz üzerine döşenecekse elbette buna karşı sessiz ve hareketsiz kalamayız" der. Burhanettin Onat'ın bu sözü Ankara'da gündem olmuş hatta Kılıç Ali'ye göre İsmet Paşa, bu söz sebebiyle Onat'ı tutuklatmak istemiş ancak Mustafa Kemal'den çekindiği için bunu yapamamıştır.

Polis zorbalığı

Seçim başlayınca SCF'liler sandıklara yanaştırılmaz, polis zorbalığı başlar. Dayak ve küfür Antalyalıları daha da bileyler. Antalyalıların oy kullanma ısrarı üzerine Vali, Onat'ı makamına çağırır, kapıyı kapattırır ve şunu söyler: "Başlangıçta hepimiz ümide düştük. Sevindik. Ama şimdi işin bir oyun, bir düzen olduğu anlaşıldı artık. Seçimden çekilin". Onat'ın sert cevabı üzerine ona korkunç bir telgraf gösterir. Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya imzalı telgrafta "seçimin neye mal olursa olsun CHP'ye kazandırılması" yazılıdır. Onat, valiye ne yapacağını sorar. Valinin cevabı nettir: "Elimden ne gelirse yapacağım. İcap ederse üzerinize ateş ettireceğim. Şişe dizdirir gibi hepinizi süngületeceğim". Onat "niçin beyefendi" diye sorar. Vali: "Ben memur adamım. Benim çoluk çocuğum var. Dünyada dikili bir ağacım yok. Avuç açıp dilenmeye yahut Muşlarda Hakkârilerde sürünmeye niyetim yok" cevabını verir.

Onat, oy kullanmak için toplanan halka tehlikeyi ima eden bir konuşma yapar. Korkunç bir sessizlik hâkim olur kalabalığa. Onat "Bence bu sükûn hararetli tezahürattan, alkıştan çok daha manalı ve tesirli idi" diye yazar.

Ertesi gün halk tekrar oy kullanmak için toplanır, dağılma emrine rağmen dağılmaz. Vali askere emir verir ve bir tabur asker gelir. Halk askere saldırır ama vurmak için, karşı koymak için değil onları kucaklamak, öpmek için. Çünkü Onat öyle talimat vermiştir. Tabur komutanı dâhil tüm asker çekilir. Vali de alay komutanına emir verir. Bu defa askerler alay komutanın emrinde gelir. Alay kumandanı Celal Bey, valinin emri gereği dağılmazlarsa kalabalığı süngületeceğini söyler.

'Bu yara Çanakkale'den'

Oy kullanmak için toplananlardan aksakallı biri göğsünü açıp yarasını göstererek "Bak kumandan bey, ben bu yarayı Çanakkale'de aldım. Orda ölmedim. Sen vur da süngü ile öleyim" der. Göğsünü açarak askerin üzerine yürüyenler çoğalınca kumandan elindeki kırbaçla bir halka bir de "vursanıza" diye askere vurur. Ancak yine asker-halk kaynaşması olur. Süngülenen bir kişi yerde kanlar içinde yatmakta, dipçik darbesiyle nefesi kesilen bir ihtiyar da kan tükürmektedir. Onlar hemen hastaneye kaldırılır. Bu ara albayın kafasına da kahvenin üst üste yığılmış taburelerinden biri çarpar. Bu hadise daha sonra Mustafa Kemal'in "Efendi! Her tarafta anarşi beliriyor. Antalya'da kumandanın kafasını iskemle ile kırmışlar. Bu kumandan çok büyük ve sabırlı adammış! Ben olsaydım bir bölük mitralyöz getirip oradakileri biçerdim" demesine sebep olacaktır.

'Anarşi var, anarşi!'

Bu konuşmayı nakleden Ahmet Ağaoğlu, Mustafa Kemal'e "Paşam, kumandanın intihap yerinde ne işi vardır?" diye sorar. Mustafa Kemal de "anarşiye mani olmak için gelmiş" der. Ağaoğlu da cevaben "Hayır! Anarşi tam onun oraya gelmesinden çıkar!" der. Mustafa Kemal hiddetlenerek "Efendi! Anarşi var, anarşi! Sizin haberiniz yok, gafilsiniz!" der.

Vali CHP'li oldukları belli olanlar haricinde kimseye oy kullandırmamakta kararlı olduğu için yeniden asker çağırır, bu defa başka bir tabur gelir. Ancak Vali Faiz Bey bu defa süngüleme, ateş etme emrini kesin olarak dinleyecek bir yüzbaşı bulmuştur. Yüzbaşı da kararlıdır. Yüzbaşı önce halka üç defa dağılın der, halk hareketsiz kalınca önce üç defa havaya ateş ettirir, halk yine sessiz kalmaya devam edince de nişan al emrini verir. Askerler tam tetiğe dokunacakken Burhanettin Onat devreye girer ve namluların üzerine doğru yürümeye başlar. Askerleri sakinleştirir. Aslında ateş etmeye niyetsiz askerler de böyle bir hareket beklemektedir. Sonra seçmenlere hitaba başlar. Fakat seçmenler "oylarımızı kullanmadan dağılmayız, vururlarsa vursunlar" diye Onat'a da itiraz ederler.

Neticede Onat kalabalığı dağılmaya ikna eder ama vali biraz da üç tabur askerin dağıtamadığı kalabalığı Onat'ın dağıtmasının verdiği kızgınlıkla herkesi tutuklatmaya başlar.

Tabii Antalya Olayları, yalan ve iftiralarla farklı bir şekilde Ankara'ya bildirilir. Valinin derdi sıkıyönetim ilanıdır. Ancak Onat'ı Mustafa Kemal ve Dr. Reşit Galip başta pek çok isim tanıdığı için valinin ve Hoca Rasih Efendi'nin telgrafları ihtiyatla karşılanır. İlginçtir, Genelkurmay İkinci Başkanı Asım[Gündüz]Paşa da Albay Celal Bey'i arar. Ankara'nın halkın askerin üstüne yürüdüğü, saldırdığı, kendisine tabure ile saldırıldığı sorularının hepsine Celal Bey namusluca cevap verir. Olayları Burhanettin Bey'in durdurduğunu ilave eder. Kendisine Burhanettin Bey'in şimdi nerede olduğu sorulunca da "arkadaşlarıyla birlikte hükümetin altındaki bodrumda tutukludur" cevabını verir.

Fezleke felaket

Ankara, Örfî İdare (sıkıyönetim) gerekip gerekmediğini bir de Ağır Ceza Reisi İbradılı Sadık Bey'e sorar. O da namuslu, dürüst, celadetli bilinmesinin hakkını verir.

Sıra tutukluların sorgusuna gelir. Hazırlanan fezleke bir felakettir. Fes giydirmek, medrese açmak, yeşil sarık, yeşil bayrak, hâsılı şeriat ve irtica ile özdeş ya da alakalı ne kadar itham varsa hepsi yazılıdır. Hâkim maznunları (şüphelileri) sorguya çekerken bir komiser içeri girer ve hâkime "sizi telgrafhaneden istiyorlar efendim. Ankara'da makine başına çağırıyorlarmış" der. Hâkim "Önce şapkanı çıkar. Mahkemeye böyle koğuşa girilir gibi girilmez. Bunu öğren. Sonra git, beni çağıran o efendilerine söyle, ben burada vazife başındayım. İcra-yı kaza eden bir hâkimi hiç kimse ve hiçbir kuvvet yerinden kaldıramaz. Haydi git, öyle söyle" der. Nihayetinde 176 kişinin hükümet emirlerine uymama, hükümet kuvvetlerine mukavemet ve fiili harekette bulunmak ve İçtimaat[Toplanma]Kanunu'na muhalefet suçlarından dolayı tutuksuz olarak yargılanmasına karar verilmiştir.

Onat ve arkadaşları serbest bırakıldıktan sonra gelen İstanbul gazetelerini okurlar. Onat şunları yazar: "Gelen İstanbul gazetelerini okudukça içine düştüğümüz hayret ve dehşet artıyordu. Halk Partisi şahından, vezirinden, filinden piyonlarına kadar bütün kuvvetlerini seferber edip hücuma geçmiş, onlara bakılırsa hepimiz mürteci, baldırı çıplak, bozguncu, anarşist vatan haini insanlardık. Memleketin selameti namına hepimizin yakalanıp asılmamız lazımdı".

CHP kazandı

Antalya seçimleri sona erdiğinde seçimi CHP'nin kazandığı ilan edilir. Ancak CHP'den tek bir oyun dahi atılmadığı Şarampol Mahallesi sandığından yüzlerce Halk Fırkası pusulası çıktığı görülür.

Fethi Bey'in İzmir ve Balıkesir mitingleri aslında fırtınanın belirtileri idi. Çünkü bu iki ilde de Fethi Bey'in yeşil bayraklarla karşılandığı, onlara şeriatla ilgili sözler verildiği mealinde haberler yapılmıştı. Kılıç Ali yalan ve iftira olduğu tartışmasız olan bu hadiseyi sanki olmuş gibi yazmaktadır: "Baytar Basri namında birisi gelmiş Fethi Bey'i Balıkesir'e davet etmiş, o da bu davete uyarak Balıkesir'e gitmiş. Fethi Bey Balıkesir'de aynı coşku ve tezahüratla tekkelerden çıkartılan bayraklarla ve şeyh, derviş ve sofuların ilahileriyle karşılanmış ve aynı zamanda Fethi Bey Balıkesir'de bir tekkede misafir edilmiş".

İlginçtir, Fethi Bey'in ziyaretleriyle ilgili hükümet raporları aslında gerçek dışı iddiaları içerse de Mustafa Kemal, bunlara bir kıymet atfetmiştir. Kılıç Ali'nin hatıratına göre Riyaset-i Cumhur Katib-i Umumisi Hasan Rıza Soyak bu raporları Mustafa Kemal'e getirdiğinde Kılıç Ali de oradadır. Hasan Rıza'nın "Paşam, bu vaziyet mühim ve tehlikeye doğru gidiyor. Acaba ne yapılması lazım gelecektir?" sorusu üzerine Mustafa Kemal "Tehlike tebellür ederse[belirirse]ben derhal fırkanın başına geçeceğim, evvela karşımızda canlanmış bulunan irticayı bertaraf etmeye çalışacağım ve mücadele edeceğim" cevabını verir. Hasan Rıza'nın "ya onlar mevki-i iktidarı ele alırlarsa" demesi üzerine de "İşte o zaman (bizleri[Kılıç Ali ve Hasan Rıza'yı]göstererek) sen, ben, o ve inkılâp taraftarları gider, onların kulaklarından tutar, iskat ederiz" sert çıkışını yapar.

Ali Fethi Okyar, 1930 seçimleri sebebiyle TBMM'de yaptığı konuşmada bu irtica ithamlarına net ve gerçeğe uygun bir cevap vermiştir: "İrtica diye tefsir olunan bu hareket halkın reyini[oyunu]serbestçe ve istediği taraf lehine kullanmak istemesinden başka hiçbir surette tecelli etmemiştir. Halkın reyini Serbest Cumhuriyet Fırkası'na vermek istemesini irtica suretiyle tefsir edenler, halkın reyini de inhisar altına[tekel]almak isteyenlerdir".

Tarih önünde ricat

Malumdur ki, 27 Mayıs darbesine giden süreçte de Adnan Menderes'in birçok yerde yeşil bayraklarla karşılandığı yalanları yazılmıştı. Ancak seçimlerde yaşananları çoğu kimse tahmin etmiyordu. Çünkü SCF'nin kurucuları olan Fethi Bey, Mustafa Kemal'in eski arkadaşı ve amiri, Nuri Conker kendisine "Kalk biraz da ben Atatürk olayım" diyecek kadar yakın, Tahsin Uzer, Makedonya'da "beli tabancalı kaymakam" diye bilinen bir Selanikli, Makbule Hanım ise Mustafa Kemal'in kızkardeşiydi. Aslında başta Onat olmak üzere birçok SCF'linin başına çok daha ağır şeylerin gelmemesinin sebebi de yine budur. Şayet 1930 seçimlerindeki parti bu kadrosuyla SCF değil de Terakkiperver Cumhuriyet Fırka olsaydı ülke bir felaketle karşı karşıya kalabilirdi.

Onat, fırkanın feshi sebebiyle önce Fethi Okyar'ı hedef alan şu satırları yazar: "Bu, kahramanca müdafaa edilen bir kalenin saraydan gelen bir emir üzerine alavere ile düşmana teslimi gibi geldi bize". Sonra da Mustafa Kemal'i hedef alan şu satırları yazar: "Hiç kimse Gazi'den ikinci bir fırka kurulmasını istemiş değildi. O istedi, o kurdurttu, sonradan neden bu yola dökülmesine seyirci kaldı. Yalnız seyirci kalmak değil. Önce bizi apaçık şekilde desteklerken, bize paraca da yardımda bulunarak kızkardeşini de partimize verirken sonradan işin bu safhaya dökülmesine neden lüzum gördü? Neden göz yumdu? Yalnız göz yummak değil, 'Ben Halk Partisi'nin reisiyim' demeye vardırdı'... Gazi işin başında kurduğu cumhuriyeti hakiki bir cumhuriyet haline getirmek için giriştiği hamlede samimi idi. Fakat tezvir ve tehdit karşısında, tarih önünde en büyük ricatını yaptı. Bizi de böyle perperişan edip ortada bıraktı".

Onat, neticede Mustafa Kemal hakkında dikkatli bir lisanla eleştiri getiriyor. Ancak o da herkes gibi biliyor ki, o dönemde Mustafa Kemal'i tehdit edecek hiçbir kimse ve güç yoktu. Onat "Halk Fırkası ilk günden itibaren halka yumruğunu göstererek 'korkunuz ve itaat ediniz' demiştir" derken aslında söylediği şeylerin sertliğinin farkındadır.

Onat, Türk Milleti'nin geneline teşmil edilemeyecek bir kusura da işaret ediyor: "Fırka lağvedilinceye kadar en kuvvetli sandığımız taraftarlarımız dize gelerek, af dileyerek, yalvararak postlarını kurtarmaya çalışıyorlardı". Denizli'de yargılamalarda karşılaştığı bir muamele de onda iz bırakmıştır. Denizli'de Ticaret Bankası müdürü olan bir akrabası başlarda onu arama cesareti gösteremezken Denizlilerin Antalyalılara sahip çıkışını gördükten sonra tavrını değiştirmek mecburiyetinde kalmıştır.

Antalyalı SCF'lilerin davası ise Denizli'de görülecektir. Onat ve arkadaşlarının Denizli'de yaşadıkları ancak bir filmle anlatılabilir. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi'nde yaşananlar, Ankara'dan devamlı telgraf alan heyetin ve Reis Giritli Ali Rıza Bey'in tavrı (sanıkları beraat ettirdikten sonra "siz evlerinize, bakalım biz nereye" demiştir) müddei-i umuminin(savcının) hali, Denizlililerin sanıklara sahip çıkışı ve nihayetinde beraat kararı beyaz perdeye aktarılmayı hak ediyor.

Burhanettin Onat, DP ve 27 Mayıs darbesinde de akla gelenlerden biridir. Demokrat Parti'de tenkidçi ve hafif muhalif yönüyle öne çıkan mebuslarından biridir. Bu özelliği bilindiği için Yassıada Komutanı Tarık Güryay ondan çok şey beklemektedir. Güryay, yardımcılarına "Biz Burhan Bey'den çok şey bekliyoruz. O çok şeyler aydınlatacak ve tahliye edileceklerin başında gelecek" der. Onat da "Tarık Bey, beni size yanlış anlatmışlar. Bildiğim birşey var idiyse iktidarda iken söylerdim. Kendime şan olurdu. Şimdi kapana sıkışmış, delik arayan fare gibi birbirimizi ısırmamızı, birbirimizi dişlememizi bekliyorsunuz. İftira etmemi istiyorsunuz" diye cevap verir.

Doktor girdim, hukukçu çıktım

Onat, Yassıada'daki duruşmalar esnasında da ABD'den şahitlik yapması için getirilen ve DP'lilere "otomat mebuslar, midelerinden yakalanmışlar" diyerek hakaret eden, Tahkikat Komisyonu sebebiyle onları itham eden ve bir şahit değil de şikâyetçi gibi ifade veren Anayasa Hukuku profesörü Hüseyin Nail Kubalı'ya adeta bir "anayasa hukuku hocası" gibi cevap verince uyduruk mahkemenin emirber başkanı Salin Başol hayretini gizleyemez ve ona "hukukla ilgin ne senin, sen doktor değil misin" diye sorar. Onat da "Meclise doktor girdim, hukukçu çıktım. Yassıada Üniversitesi'nde de doktora tezimi veriyorum" diye cevap verir. Başol bu defa "Geç kalmışsın" der. Onat da "Dinimde beşikten mezara kadar tahsil ediniz diye buyurulduğuna göre, mezarın başında bile iki kelime öğrendi isem, geç sayılmış kalmam" mukabelesinde bulunur. Başol, Kubalı'ya Onat'ın itirazlarına ne diyeceğini sorar. O da küstahça bir ifade kullanır: "Efendim, tarihte ilk defadır ki, bir doktor, bir Anayasa profesörünü mat etti. Tebrik ederim. Teşekkür ederim, kendilerinden istifade ettim". Oysa Onat'ın mat ettiği bir ihtisas değil, intikam hissi, insanlıktan itizal idi. Kubalı da diğer birçok hukuk profesörü de ihtisaslarının, ilimlerinin namusunu, şerefini, haysiyetini iki paralık etmiş, postal yalayıcılığı yapmışlardı. Darbeciler, Celal Bayar'ın idamını temin ya da onu idamla tehdit edip güya tüm suçu üzerine almasına mani olmak için TCK'nın 65 yaşın üstündekilerin idam edilemeyeceğini havi maddesinin ilgasını ve yeni maddenin ma-kable şamil (maddenin yürürlüğünden önceki bir suçu da kapsayıcı) olmasını isterken, meşhur hukuk profesörleri buna itiraz etmiyor, bilakis bu düzenlemeyi hukuka uygun buluyorlardı.

Salim Başol ve Hüseyin Nail Kubalı'nın bildikleri ancak inkâr ettikleri gerçek şu idi: Demokrat Partili mebus ve bakanların kahir ekseriyeti Osmanlı'dan müdevver münevver vatanperver insanlardı. Hele ki Tıbbiyelilerin üstelik Türk Ocağı mensubu doktorların çok-yönlülüğü müsellemdi. Siyasî ve ideolojik bakımdan aralarında belli farklılıklar olsa da Burhanettin Onat gibi Rodoslu ve Türk Ocaklı olan Reşit Galip, yine Türk Ocaklı Hasan Ferit Cansever, yenilerde Millî Mücadele hatıraları yayınlanan Fazıl Doğan ve Lütfi Kırdar gibi doktorlar çok-yönlülükle meşhur idi. 27 Mayıs'tan sonra darbeci subayların en hayret ettikleri şeylerin başında DP'li mebus ve bakanların tahsil durumları ve bildikleri yabancı lisan sayısının fazlalığı gelir.

Neticede Onat da mahkûm olmuş, hapis yatmıştır.

avkucukkilinc@hotmail.com

Notlar

1-İtiraf etmek gerekir ki doktorluk kadar kıymetli ve kutsal çok az meslek vardır. Meşrutiyet devri doktorlarında halka hizmet götürmek bir inanç halini almıştı. Anlaşıldığı kadarıyla Onat da fakirleri ücretsiz tedavi eden ve millete borcunu ödeyen doktorlardan biridir.

2-Türkiye'de tarih, geçmişte olmuş-bitmiş bir mesele, hadiseler yığını değildir. Tarih, ülkemiz mevzubahis oldukta bir hayalet gibi aramızda dolaşan, varlığını hissettiren garip bir şeydir. Bu sebeple salt bir disiplinin ilgi sahasına taalluk etmez. Aslında tarih, müstakil bir disiplinden ziyade farklı disiplinlerin bir uzvu, bir unsurudur.

2-Meşrutiyet ve Tek-Parti devirleri, İTC, TCF, SCF ve DP gibi partiler bihakkın anlaşılmadan/bilinmeden sadece siyaseti ve ülke idaresini değil, toplumu da anlamak kolay olmayacaktır.

3-Yakın tarih sözkonusu olduğunda çoğu hatıratın vesika kıymet ve hükmünde olduğunu tekrar etmekte fayda bulunmaktadır.