Antioksidan fabrikası

Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut / Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü
11.06.2021

Yapılan araştırmalar, nar suyundaki antioksidan miktarının diğer bütün meyve sularından daha fazla olduğunu göstermiştir. Bir bardak nar suyunda mevcut olan antioksidan miktarı, on bardak yeşil çay ya da portakal suyunda bulunanla aynı miktardadır. Kur'ân-ı Kerîm'de üç kez adı anılır narın ve Rahmân Sûresi'nin 68. ayetinde hurma ile birlikte Cennet'te bulunan eşsiz meyveler arasında zikredilir. İmam Kurtubî, söz konusu ayetin tefsirini yaparken Allah Rasûlü'nün "cennet suyundan bir damla ile aşılanmamış hiçbir nar olmadığına" işaret ederek "israf edilmeden tüketilmesini" tavsiye ettiğini, ayrıca Hz. Ali'nin de "narı içerisindeki ince zarı ile birlikte yemenin mideyi güçlendirdiğini" belirttiğini kaydeder. Narın, eski Mısır kültüründe dünyanın ilk meyvesi olduğu ve tarihî serüveninde insana eşlik ettiği kabul edilir. Kutsaldır. Birçok dinî anlatının merkezi motifini oluşturur.



Rivayete göre, Uhud Savaşı'nda Müslümanlar ile Mekkeli müşrikler arasındaki savaş bütün şiddetiyle devam ederken Peygamber Efendimizin mübarek dişleri şehit olunca Cebrail Aleyhisselam hemen yetişmiş, Rasûlüllah'ın kırılan dişini yere düşmeden hemen yakalayıp almış ve uygun bir yere gömmüştü. Dişin gömüldüğü yerden bir süre sonra güzel bir nar ağacının bittiği görüldü. Narın kırmızılığı Allah'ın elçisinin kanını, nar tanelerinin dizilişi ise güzelliği ile meşhur olan dişlerini temsil ediyordu.

Nar kültürü

Anadolu'da nar ile ilgili onlarca hikâye anlatılır. Yukarıdaki de onlardan biridir. Yalnızca bu türden hikâyelerle değil, aynı zamanda birbirlerine kavuşamamış masum ve sevdalı âşıkların yürek burkan öykülerini anlatan türküler, şiirler, ninniler ve manilerle kendisine methiyeler düzülmüş bir meyvedir nar. Kur'ân-ı Kerîm'de üç kez adı anılır ve Rahmân Sûresi'nin 68. ayetinde hurma ile birlikte Cennet'te bulunan eşsiz meyveler arasında zikredilir. İmam Kurtubî, söz konusu ayetin tefsirini yaparken Allah Rasûlü'nün "cennet suyundan bir damla ile aşılanmamış hiçbir nar olmadığına" işaret ederek "israf edilmeden tüketilmesini" tavsiye ettiğini, ayrıca Hz. Ali'nin de "narı içerisindeki ince zarı ile birlikte yemenin mideyi güçlendirdiğini" belirttiğini kaydeder.

İlk meyve miti

İran mitolojisinin efsanevî karakteri İsfendiyar'ın yedikten sonra büyük bir kuvvet elde ederek yenilmezlik özelliğini kazandığı nar ile ilgili hikâye ve güzellemeler yalnızca bizim kültürümüze özgü değildir. Başta anavatanı İran olmak üzere Güneydoğu Anadolu'yu da kapsayacak şekilde Ortadoğu, Kafkasya ve Hindistan'ın kuzeyinde görülen tropikal ve subtropikal iklimin meyvesi olan nar, bilinen en eski meyvelerden biri olup yaklaşık 4 bin yıldır insanlık tarafından tanınmaktadır. Eski Mısır kültüründe dünyanın ilk meyvesi olduğu ve tarihî serüveninde insana eşlik ettiği kabul edilir. Kutsaldır. Birçok dinî anlatının merkezi motifini oluşturur.

Hititlerden günümüze kadar Anadolu'nun binlerce yıllık tarihinde kesintisiz olarak takip edilen bir meyve olarak nar, kilimler üzerindeki motiflerden mimarî unsurlara ve kutsal metinlere kadar her alanda kendisini gösteren bir öğedir. Arkeolog Prof. Dr. Engin Özgen tarafından Kilis'in 7 kilometre güneydoğusundaki Oylu ilçesi yakınlarında bulunan Oylum Höyük'te yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında 4 bin yıllık kömürleşmiş bir nar kabuğu bulunmuştur. Nitekim bütün bunlara bağlı olarak da birçok coğrafya ve kültürde nara ilişkin özgün kavrayışlar gelişmiştir. Antik mitolojilerden yaşayan halk efsanelerine dek uzanan geniş kronoloji hattı üzerinde ilgi çekici bir söylence kültürüne kaynaklık eden nar yüzlerce yıldan beri hayat, rüya tabirleri, sağlık, uzun ömür, doğurganlık, güç ve cesaret, bereket, bilgi, ahlak, ölümsüzlük ve maneviyatın sembolü olarak insan imgelemini beslemiştir.

Yıl boyunca yeşil kaldığı için halk söylencelerinde sembolik açıdan ruhun ölmezliğine ve Tanrı'nın ebedîliğine işaret eden nar, hayat ve bilgi ağacının meyvesi, içindeki yüzlerce tanesi ile çokluktan birliğe, kesretten vahdete ulaşmanın simgesidir. Onda zıtlıklar birliğe ulaşır. Ateşi andıran kızıllığı, insanın mâsivâdan uzaklaşmasının ve kalbinin Hak aşkı için yanıp arınmasının işaretidir. Bir rivayete göre Adem ile Havva'ya yasaklanan yasak meyveyi veren ve evliyalar ile ermişler tarafından muhafaza edilen kutsal ağaçtır. Ortaçağ Hıristiyan sanatında doğurganlığın sembolü olup Hz. İsa'nın yeniden doğuşunu müjdeleyen nar, aynı zamanda kötü ruhları da kovmakta, nazardan korumaktadır. Nar ağacından bir parça alarak evine koyan ya da üzerinde taşıyan kimsenin nazarlara gelmeyeceğine ve kötü ruhların kendisine vereceği zararlardan emin olacağına inanılır. "Nar ağacının bittiği yerden zehirli hayvanların kaçacağı" inanışı bugün Anadolu'da halen oldukça yaygındır.

Nasıl bir meyve?

Latince ismi meyveyi Akdeniz havzasına taşıdıkları düşünülen Fenikelilere yapılan bir göndermeyle "Punica granatum" (Fenike elması) olan nar, kınagilller (Lythraceae) familyasından çekirdekli bir yemiştir. Çekirdek, su ve kabuk olmak üzere üç kısımdan meydana gelen nar güçlü bir antioksidan kaynağıdır ve antioksidan aktivitesinin yüzde 92'lik bir kısmını içeriğinde bulunan ve sayıları elliye yakın olan fenolik bileşikler oluşturmaktadır. Yapılan araştırmalar, nar suyundaki antioksidan miktarının diğer bütün meyve sularından daha fazla olduğunu göstermiştir. Bir bardak nar suyunda mevcut olan antioksidan miktarı, on bardak yeşil çay ya da portakal suyunda bulunanla aynı miktardadır. Muhteviyatında 124 çeşit farklı fitokimyasal olduğu bilimsel araştırmalar tarafından ortaya konmuş olan narda, ayrıca protein, karbonhidrat, kalsiyum, fosfor ve demir gibi maddeler ile B1, B2 ve C vitaminleri de bulunmaktadır. Yine meyvenin ağırlığının yarısını meydana getiren kabuk kısmında meyveye antimutajenik, antioksidan ve antibakteriyel özellikler veren maddeler vardır.

Ülkemizde boncuk narı, deve dişi gök milesi, kara nar, Karaköprü, katırbaşı, kızıl, kuş narı, tırbey, çekirdeksiz nar, ekşi nar, tatlı nar, zivzik narı, nuznar ve Çüngüş narı gibi birçok çeşidi bulunan nar, ağacı ve meyvesi, çiçeği, çekirdeği, zarı, yağı, suyu ve kabukları ile sanayi, ticaret ve eczacılık açısından eşsiz bir meyvedir. Kabuğunun özel yapısından dolayı yapısını ve besin değerlerini 4-6 aya kadar koruyabilen nadir meyveler arasında olan nardan kök boya, nar şerbeti, nar ekşisi, pekmez, şurup, likör, merhem, şampuan, duş jeli, krem ve gıda katkı maddesi gibi birçok ürün yapılmakta, ayrıca hediyelik eşya yapımından mimarlık ve süsleme sanatına kadar pek çok alanda kullanılmaktadır.

Antik mitolojilerde ve halk hikâyelerinde güzellik kaynağı olarak görülen nar, içeriğindeki güçlü antioksidanlarla cildi korumakta ve canlılık vermekte, çekirdeğinin yağı ile de adeta bir tür gençlik iksiri rolü üstlenmektedir. Orta yaşlarda yaşlanmanın geciktirilmesinde önemli etkileri vardır. Nitekim nar çekirdeği yağından kırışıklık giderici, cilt yenileyici ve ölü hücreleri arındırıcı kozmetik ürünlerinin yapıldığını biliyoruz. Bu çerçevede narın köselemsi kabuğunun öğütülerek biraz da su katılmak suretiyle elde edilecek karışımın kirli cildi temizleyeceğini ve tene göz alıcı bir parlaklık kazandıracağını belirtelim. Yine nar çekirdeğinde bulunan bir yüksek antioksidan çoklu doymamış yağ asidi olan punikik asidin antikanserojen olmasının yanında nörokoruyucu etkiler ürettiğini de not edelim.

Kalbin ilacı

2010 yılında Columbia Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma ile tansiyonu düşürdüğü, kalp ve damar hastalıklarına karşı koruma sağladığı ortaya konan nar, ayrıca damar sertliğini de önlemektedir. Yapılan bir başka araştırma, damar sertliği olan kişilerin düzenli nar tüketmeleri durumunda damar sertliklerinde yüzde 44 oranında bir azalma olduğunu ortaya koymuş, yine bir başka araştırma ise iki hafta boyunca günlük 50 ml nar suyu tüketen tansiyon hastalarının tansiyonlarının yüzde 5 oranında dikkat çekici bir düşüş gösterdiğini kanıtlamıştır. Özellikle Zaghwani olarak bilinen nar çeşidinin meme kanseri hücreleri üzerinde yüksek sitotoksik etki gösterdiği de aynı şekilde bilimsel bulgularla kanıtlanmıştır. Araştırmalar, narın meyve tanelerinin tümör karşıtı özelliklere sahip olduğunu göstermektedir.

Geleneksel halk tıbbında ortadan ikiye kesildiğinde zarıyla birlikte kalp ve aort damarlarına benzediği ya da taneleri diş tanelerini andırdığı için kalp ve diş hastalıklarına iyi geldiğine inanılan narın bu özelliklerinin bilimsel verilerle desteklendiğini biliyoruz. Kalbi adeta bir ilaç gibi koruma altına alan ve kan şekeri ile kolesterolün istikrarlı bir yapıya kavuşmasında olumlu etkileri gözlenen bu Cennet meyvesi damarları açmakta ve insana ferahlık vermekte, ayrıca diş ve dişeti rahatsızlıklarına iyi gelmektedir. Özellikle ağızda iyice çiğnendikten sonra bir süre bekletilip o şekilde yutulması, sağlıklı bir ağız için son derece olumlu sonuçlar üretmektedir. Dişetlerini güçlendirerek ağız yaralarını iyileştiren nar, bütün bunlara ilave olarak yorgunluk, stres ve hararet gibi durumlara da iyi gelmekte, bağırsak kurtlarının düşürülmesine katkı sağlamaktadır. Suyu idrar arttırıcı, hazmı kolaylaştırıcı ve kuvvet verici olan, ayrıca prostat ve cilt kanserlerine karşı koruyucu kalkan vazifesi gören narın şiresi de sesi açmakta, meyveleri ciğerleri güçlendirmektedir. Kabuğunun sıcak suda demlenmesi yoluyla elde edilecek olan çayın ishali hemen kesmesi ya da eklem ağrılarını azaltması da narın insan sağlığına sunduğu faydalar arasındadır. Çekirdeği kalp krizi riskini azaltmakta, menopoz sıkıntılarına engel olmakta, doğum kontrol haplarının oluşturduğu yan etkilerini gidermekte ve yüksek tansiyonu düşürmektedir.

Narın özellikle kabuk ve çekirdekleri tarafından sergilenen ve bağışıklık sistemini güçlendiren yüksek antioksidan aktivite, meyvenin kanser de dâhil olmak üzere oksidatif ve inflamatuar bozukluklara karşı güçlü bir koruyucu etki sergilemesini temin etmektedir. Özellikle meyvenin yenilmeyen kabul ve lamel kısımları yenilebilir kısmına oranla çok daha yüksek oranda fenolik madde ihtiva etmekte ve antioksidan aktivite üretmektedir. Nar ağacının sulu ekstraktlarının da yüksek miktarda fenolik bileşen, punikalajin ile galajik asit içerdiği ve bunlarla antioksidan aktivite arasında olumlu bir ilişkinin de gözlendiğini hatırlanacak olursa, meyvenin endüstriyel işlenme sürecinde ortaya çıkan atıkların da israf edilmeden kullanılması gerektiği söylenebilir. Nitekim nar suyu işleme atıklarının içerdiği biyoaktif bileşikler (özellikle de fenolik maddeler), ciddi bir nutrasötik (besleyici özelliklerine ilave olarak sağlık açısından da önemli katkılar üreten maddeler) ve sağaltıcı potansiyel taşımaktadır.

Kısaca özetlemeye çalıştığımız bütün bu verilerden hareketle denilebilir ki, ağacından meyvesine kadar narın muhtelif yönlerinden elde edilebilecek ekstraktların diyabet, kalp hastalıkları ve kanser gibi birçok hastalığın tedavisinde daha işlevsel bir biçimde kullanılma olanakları vardır. Kanser yapıcı etkilerinin giderek daha çok belirgin hale gelmesinden dolayı son yıllarda gıda ve yem sektöründe yaygın olarak kullanılan sentetik antioksidanların kullanımına haklı olarak sınırlamalar getirilmeye başlandığı da hatırlanacak olursa, doğal bir antioksidan fabrikası olan narın sağlık ve çevre açısından giderek daha çok önem kazanacağını söylenebilir.

aysunbay@hotmail.com