Arabacı'nın altın sevdası nasıl bitti?

Mustafa Çiftçi / Yazar
19.02.2021

Doktorun akıllısına kıymet yetmez. Arabacı'nın altınla, defineyle uğraşmasını şöyle izah etmiş: "Bu yaşa kadar kendi eliyle bir iş becerememiş, rüzgar nereye eserse o tarafa savrulmuş bir adam ilk defa kendi bir şey becermek arzusuna kapılmış ve o sebepten böyle olmuş. Babanıza acilen bir meşgale bulun." Oğulları Arabacı oyalansın diyerek el işi belletmişler. Torunlarından birini başına refakatçi koymuşlar. Köyden telefon gelirse diyerek elinden cep telefonunu almışlar. Zamanla Arabacı düzelmiş. Ama köy yerinde altın sevdasına düşen Taksim hiç düzelmemiş.



Adı, Musul Ercilasun ama arkadaşları bu garip adı söylemez de soyadından mülhem Arabacı derlerdi. Musul ismini dedesi koymuş. Dedesi Musul'da askerlik yapmış. Orayıı pek sevmiş. Hatta orada askerlik sonrası kalmış diyenler de var. Ama neticede torununa Musul ismini verecek kadar çok sevmiş. Ercilasun ismi de babasına okuma yazma belleten hocanın adıymış. Okulda değil de askerdeki "Ali Okulu" denilen kurslarda okuma belletmiş. Yani Musul Ercilasun Arabacı'nın isimleri böyle hikayeliydi.

Arabacı genç iken pek atik, pek cevval bir şey değilmiş ama ekmeğinin tenekecilikten kazanacak kadar da bir becerisi varmış. Peynir tenekelerini lehimleyip üzerine bir tutamak ekleyip satarmış. O günlerde bir akıl veren sayesinde Almanya işçi kurasına yazılmış. Almanya çıkmış. Bir hevesle trene binmiş ver elini Almanya. Ondan sonrası klasik hikayedir. Almanya'da emekli olmuş. Orada tosun tombalak sahibi bir adamken öleceksem de kendi memleketimde öleyim diyerek tası tarağı toplamış memlekete gelmiş.

Buraya kadar her şey normal seyrindedir. Ama Arabacı memlekete dönünce belki biraz da can sıkıntısından definecilik işine merak salmış. Esasen Arabacı'yı meraklandıran bir arkadaşıymış. Aynı köydenmiş ikisi de. Arabacı emekli olup da köye yerleşince tekrar buluşmuşlar. Nasıl olduysa iş defineciliğe gelmiş. Arabacı da Almanya'dan emekli olduğu için para var. Diğer arkadaşı Taksim. Esas adı Mahmut ama kendisi İstanbul'da askerliğini yapmış ve İstanbul hikayesi anlatmakla meşhur bir adam olduğundan adı Taksim kalmış. Taksim ile Arabacı kafa kafaya verip nerede mezar nerede höyük varsa deşelemeye başlamışlar.

Kral kızı çeyizi

Definecilik işinde efsane ve hikaye çoktur. Arabacının bu kadar hevesli oluşunu duyanlar hikayeleriyle başını döndürmüşler. Bir kralın kızına çeyiz olsun diye hediye ettiği bir sandık dolusu altın kız düğüne beş gece kalan ölünce mezarına onunla beraber gömülmüş. Ve güya o defineyi hiç kız evladı olmayan biri ancak bulabilirmiş. Arabacı'nın üç oğlu olduğundan bu işe tam adaymış. Bir cihaz getirmişler. Cihazın kendi çok paraymış ama cihazı kullanan adam; "...para vermeyin ama altın bulunursa beni de ortak edin." diye şart koşmuş. Arabacı tamam demiş ve aramaya başlamışlar. Ve bir gecelik arama sonunda cihaz sabaha karşı ötmüş. Aman demişler bir el atın. O hırsla kazmışlar. Ve hepsini şok eden bir iş olmuş. Bir küp bulmuşlar. Küpü kırsalar, baksalar ki çil çil altınlar. Herkes deliye dönmüşken. Taksim itiraz etmiş. Hani bir sandık dolusuydu altınlar. Bu küp nereden çıktı şimdi?" Arabacı Taksim'i azarlamış. "Ulan altın buldun ya ona bak ister sandık ister küp."

Altın hevesi adamı uyutmaz. Arabacı, Taksim ve cihazı kullanan adam ile bir de köyden kazıya yardım eden genç uyumamışlar. Define arama cihazını kullanan adam kurnazmış. "Benim payımı verin gideyim." demiş. Hemen bir hesap çıkarmışlar. "Bu altın şu kadar eder." demiş adam. Dediği rakama bir kaloriferli daire, güzel bir araba ve güzel bir emeklilik ikramiyesi çıkıyormuş. Adam; "Benim payıma düşen paranın ikramiye kısmı sizin olsun. Bana bir ev, bir araba parası bırakın ben hemen gideyim. Sizin yanınızda kalmam dikkat çeker." demiş. Adamın teklifi Arabacı ve Taksim'e makul gelmiş. Ama Taksim'de para ne gezer? Mecburen Arabacı'ya müracaat edilmiş. Arabacı altınları görünce deliye dönmüş olduğundan hemen bir daire ve araba parasını ayarlamaya çıkmış. Bu arada diğer üç ortak bir bağ evinde yatıp kalkmışlar. Altının başını beklemişler. Sonunda Arabacı oğullarının itirazına rağmen satıp savıp parayı denkleştirmiş. Getirip cihazı kullanan adama parayı saymışlar. Adam parayı aldığı gibi kayıplara karışmış. Bizimkiler bağ evinde bir hesaba oturmuşlar. Altınların hayali onları sabahlara kadar uyutmamış. Altını kime satacaklarını düşünmüşler. Sonunda Taksim bir akıl vermiş hepsine. "Benim asker arkadaşım vardır. Sarraftır. İstanbul'da dükkanı vardır. Ben bir altın ile ona gideyim. Durumu anlatayım siz burada beni bekleyin" demiş. Arabacı bu teklife sıcak bakmış. Çünkü buradaki herhangi bir sarrafa verirsem bunun define altını olduğunu o saat anlayıp bizi jandarmaya ihbar ederler. En iyisi sen İstanbul'un yolunu tut karşadım Taksim" demiş. Ama Taskim'in İstanbul'a gidecek parası yokmuş. Arabacı parayı vermiş. Bir de sıkı sıkı tembihlemiş. "Eğer sarraf arkadaşın bu işte bize ardım ederse onu da boş komayız bilmiş olsun" demiş.

Şifreli haber

Taksim İstanbul'da ne edeceğini düşünerek otobüste hiç uyumamış. Cebinde altın sikke ile sarraf arkadaşını bulmuş. Arkadaşı iyi davranmış. "Ver bakalım şu altın parayı." demiş. Ve eline alır almaz anlamış ki bu altın değildir. Taksim başta inanmamış. "Başkası da baksın." demiş. Başka sarraf da bakınca Taksim neticeye razı olmuş. Hemen bir telefon ile şifreli haber vermiş Arabacı'ya. "Topladığımız elmalar hep çürükmüş." demiş. Arabacı oracığa yığılmış. Allah'tan yanında dördüncü ortak olan genç varmış da hastaneye yetiştirmiş.

Taksim İstanbul'dan kös kös köye dönmüş. Hastanede yatan Arabacı'yı ziyaret etmiş. Hastane odasında ağlaşmışlar. Arabacı en çok kendine kızıyormuş. "Ben Avrupa görmüş adamım nasıl oldu da kandım bu adama?" diye öfkeleniyormuş.

Hala höyük deşelermiş

Bu hikaye zamanla duyulmuş. Köydeki herkes Taksim ve Arabacı'yla dalga geçmiş epeyce bir zaman. Arabacı dayanamamış tası tarağı toplamış Almanya'ya oğlunun yanına geri dönmüş. Ama altın işi Arabacı'yı hiç rahat bırakmamış. Rüyalarından sıçrayarak uyanıyor, hep altın hikayesi anlatıyormuş. Yarı deli halde Almanya sokaklarını turlarken oğulları bir doktora götürüp sormuşlar nedir durum diye. Doktorun akıllısına kıymet yetmez. O doktor da akıllı bir şeymiş. Arabacı'nın altınla, defineyle uğraşmasını şöyle izah etmiş: "Bu yaşa kadar kendi eliyle bir iş becerememiş, rüzgar nereye eserse o tarafa savrulmuş bir adam ilk defa kendi bir şey becermek arzuna kapılmış ve o sebepten böyle olmuş. Babanıza acilen bir meşgale bulun. Yanında biri ona refakat etsin ve mümkünse köye ile alakasını kesin bir müddet". Oğulları Arabacı oyalansın diyerek el işi belletmişler. Torunlarından birini başına refakatçi koymuşlar. Köyden telefon gelirse diyerek elinden cep telefonunu almışlar. Zamanla Arabacı düzelmiş. Ama köy yerinde altın sevdasına düşen Taksim hiç düzelmemiş. Hala höyük deşeler gezermiş diyorlar. Ne diyelim Allah altın sevdasından hepimizi muhafaza buyursun vesselam...

mustafatoros@gmail.com