Arsan Duolay açgözlülük ile beslenir, gribin müsebbibi Aan Arbatıılar'dır

Röportaj / Hale Kaplan Öz
14.02.2020

Ahmet Burak Turan: “Mitolojiye bakıldığında Türklerin en çok yeni doğmuş bebeklerine bir şey olmasından korktukları söylenebilir. Kötü varlıkların büyük kısmı kadındır. Grip virüsünü temsil eden Aan Arbatıılar'dır. Bu ruhların eline düşen hastayı kurtarmanın tek yolu, bir şamanın yer altındaki acıklı cehennem yurduna inmesidir.”



Türk Canavarları Sözlüğü’nün yazarı Ahmet Burak Turan kendini amatör bir canavar avcısı gibi hissetmek istediği için bu kitabı hazırladığını söylüyor. Türk mitolojisini okuyup cımbızla ayrıştırdığı kötücül varlıkları gruplamış. Ulaştığı eski mektuplardaki Türkologların kendi aralarındaki diyalogları, araştırma ve makaleler de Turan’ın çalışmasını zenginleştirmiş. Tabii en önemli kısmı saha araştırması… Yazar üç yıl şehre pek uğramadan sürekli yürüdüğünü söylüyor. Sormuş, cevaplar almış, ninelerin hikayelerini dinlemiş… Türk Canavarlar Sözlüğü böylece ortaya çıkmış.

Prof. Dr. Muharrem Kaya Sovyetlerin yıkılmasının en çok Türk halk kültürü üzerine çalışanlara yaradığını söylüyor. Orta Asya araştırmalarına nasıl bir katkısı oldu bu sürecin?

TDK kütüphanelerindeki Türkoloji çalışmalarına ait neredeyse tüm kitaplar Sovyetler dönemine ait araştırmaları içermekte. Ancak yine de Türk sahası hakkındaki çalışmaların, Kaya’nın da belirttiği üzere Sovyetlerin dağılmasından sonra hız kazanması, tarafsız bir araştırma çalışmasının nihayet başlayabilmiş olmasından kaynaklanıyor denebilir. Ayrıca Sovyetlerden ayrılan Türk diyarlarının kendi üniversitelerinde kendi kültürlerini özgürce araştırma ve kaleme alma şansları da doğmuş oldu elbette.

Sadece canavarlar ve şeytani ruhları merkeze alışınızın sebebi nedir?

Bunu yapmamın özünde korku hikayeleri ve romanları yazmaya dair çalışmalarımın bulunması yatıyor. Ayrıca insanın içindeki canavarı önemsiyorum ve mitolojideki yaratıkların bu iç canavarımızı imgelemeye çalışan formlar olduğuna inanıyorum. Yine de bu bilimsel bir açıklama olmadığı için çok fazla iddialı olma niyetinde değilim.

İyi ruhlar sözlük oluşturamayacak kadar az mı?

İyi ruhların sayısı kötü ruhlara kıyasla daha az denilebilir. Ama burada iyi ve kötü ayrımının eski Türkler için çok da bir şey ifade etmediğini belirtmek istiyorum. Kötücül bir eylem mutlaka içsel bir öz ceza ile birlikte gelmekte. Ve insanoğlu iyiyi, kötüyü elbette bu sonradan oluşan etkiyi takip ederek anlayabilir. Ancak yine de günümüz insanının kötü tabiriyle, eski insanın kötüye bakış açışı arasında farklar var. Örneğin Erlik Han, gelmiş geçmiş en kötü varlık olarak anılırken, yine de eski Türkler kendisine duydukları olağanüstü saygı çerçevesinde kurbanlar kesip dualar ederlerdi. Kimse de onları yargılamazdı. Erlik tarafından beslenen kara şamanlar ise kendi uzmanlıklarına ait hastalıkları tedavi eder ve Erlik’e istinaden özel ritüeller gerçekleştirirdi.

Ruhları iyi ve kötü olarak sınıflandırmak çoğu zaman güçleşebilmekte. Örneğin Anadolu söylencelerinde karşımıza çıkan Çike adlı ruh, yakaladığı kurbanlarına saatlerce yır/şarkı veya kay/destan okutarak hayatlarından bezdirir. Ya da Sagay Türklerinin anlatılarında karşılaşabileceğimiz Sagay Karısı lakaplı kötü ruh, yakaladığı kurbanlarını saatlerce gıdıklar. Ya da Bedik adındaki ruh, Eğlence Cini olarak anılır, son derece kötücül ve bencil bir ruh olmasına rağmen insanlar tarafından sevilir ama yine de ahırdaki hayvanlarla dalga geçmek ve sürekli gürültü çıkarmak gibi huyları olduğu için evden gitmesi için ne gerekirse yapılır. Bazı ruhlar da doğrudan iyilik saçar. Tabii sularına gidilirse. Mesela Abzar İyesi adlı ruh sevimli bulduğu hayvanların geceleri tüylerini tarar, bitlerini temizler, kuyruklarını örer.

Korku kültürünü ortaya koyan böylesine geniş bir literatürün varlığı şaşırtıcı değil mi? Bu durum bize Türkler hakkında ne söyler?

İnanın bunu ben de ilk başta çok şaşırtıcı bulmuştum. Yani bu araştırmalara ilk başladığımda kötü varlıklara dair tek bildiğim cinler ve vampirlerdi. Batı kültürünün edebiyat ve sinemada kullandığı tüm canavar motiflerini köken itibariyle antik Yunan ve vahiyler kitabına dayandığını keşfettiğimde, daha fazlasını bulabilmek için kendi coğrafyama bakmış ve ilk olarak babamın anlattığı Arap/Sahap karakterini hatırlayıp konuyu adım adım derinleştirmiştim. Dedemin yaşadığı bazı olayları anlatmıştı babam ve sonra kendi yaşadığı bazı olayları… Ve böylece içine ansızın daldığım varlıklar alemi beni Türk mitolojisinin ardı arkası kesilmez imgelem dünyasına fırlatıvermişti. Burada bulduğum yaratıkların çokluğu, canlılığı ve detaylı tariflerine olan şaşkınlığım kısacık bir süre sonra Yaşar Kemal’in Binboğalar Efsanesi’ni okuyunca bitti. Çünkü kendisi satır aralarında diyordu ki, Bir Yörük çocuğunun gece bir ihtiyaçtan dolayı çadırından çıktığında gördüğü sadece ağaçların arasında dolaşan gölgelerdir. Ve sabahleyin bu gölgeler artık birer canavar olarak anlatılmaya başlanmış olacaktır. Yani işin özü, Türklerin göçebe bir millet oluşundan kaynaklanıyor. Ve her şeyin bir ruhu olduğuna dair derin inançlarından. Bu da elbette rengarenk bir imgelem dünyası sunuyor. Kötücül olanların çokluğu ise, rasyonel olmayan bir bakışla doğa fenomenlerini açıklamak için imgeleri kullanmaktan başka ellerinde hiçbir şey olmayışından kaynaklanmakta. Hatta bazen sadece hastalıkları ya da doğal felaketleri açıklamak için değil, olayların sonuçlarını dahi açıklarken bu ruhlardan istifade edilmiştir. Eğer bir Türk birliği yenilirse, kendilerine ait Çıvı bölüğünün yenilmesinden dolayı bu durumun yaşandığına hükmedilirdi. Dîvânü Lugati’t-Türk’te anlatıldığı üzere, hangi Çıvı bölüğü galip gelirse, insanların savaşı da o yönde etkilenirmiş. Bu varlıklardan hangisi taraf kaçarsa onların taraf olduğu ordu da mutlaka savaşı kaybeder, hakanları da tıpkı o varlıklar gibi kaçarmış.

Hikayeler ve destanlar da kötü varlıklarla iç içedir. Sıkça bahsedilen bir kötü varlık, Jalmauz Kempir, kahramanın doğuşuyla ilintilidir. Kazak hikâyelerinde, kahramanı önce yutar sonra da haykırarak tükürür. Bu durum, mitolojik anlamsallık bakımından bir sınav merasimi olarak düşünülebilir. Kahraman önce ölür ve yeraltının karanlığından yeniden doğar. Artık çok daha güçlü ve yenilmezdir. Anlaşılacağı üzere kötücül varlıklar sadece korkuyla değil, hayatın temeliyle ilişkilendirilmiş durumda. aha sofistike varlıklardan da bahsedilir, örneğin Yakut söylencelerindeki Arsan Duolay gibi. İnsanların açgözlülüğü ile beslenirler.

Bugün Şaman kültürünün Anadolu’daki izlerine dair epey araştırma yapıldı, sonuç şaşırtıyor. Bilmeden sürdürdüğümüz öyle çok ritüel var ki… Korkuya dair sürdürdüklerimizi sizden dinleyelim mi?

Kars ve Sivas’ta, geceleri lohusa hanımı yalnız bırakmazlar, ışığı sürekli yakarlar, lohusa yalnız kaldığı zamanlarda ise ağzına sakız vererek uyumasına engel olurlar. Bu sayede lohusayı korumuş olurlar. Bu Albıs adındaki kötü ruhla bağlantılı bir ritüeldir. Belki sebepleri ortadan kalktı ama ritüeller halen seyrek de olsa devam etmekte.

Başka bölgelerde ise lohusanın başına beyaz yaşmak ve kırmızı tül bağlarlar. Bu yine Albıs ruhundan korunmak için yüzyıllardır Şaman Türklerin uyguladığı bir yöntemdir. Ayrıca kırmızı altın bulundurmak ve hastaya kırmızı şeker hediye etmek de uygulanan yöntemler arasındadır. Çünkü, Albıs’ın kırmızı rengi hiç sevmediği bilinmektedir.

Anadolu’da süregelen pek çok âdetle bağlantısı vardır. Manisa’nın Karacaoğlanlı köyünde, kapının ağzına kazma kürek konulmasının sebebi yine Albıs’tır. Çukurova bölgesinde ise lohusanın bulunduğu yerdeki bütün suların ağzının kapatılması geleneği yine aynı kötü ruhla ilintilidir.

Bir de Çarşamba Karısı ile ilgili adetlerin devam ettiğini gözlemleyebiliyorum. Sadece çarşamba günleri ortaya çıkan ve her yeri çar çabuk gezen, pejmürde, pis ve dağınık saçlarıyla hemen dikkatleri üzerine çeken bir tür cadı olarak tasvir edilen Çarşamba Karısı, Anadolu’nun bazı bölgelerinde, çarşamba gecesi işe başlanırsa işlerin yolunda gitmeyeceği inancının kökeninde bulunur. Tire, Ödemiş ve Bayındır bölgelerinde işte bu yüzden amaçsız, hiçbir iş yapmadan ortalıkta dolaşan insanlara, “Çarşamba Karısı gibi gezip durma!” denmektedir.

Yozgat civarında ise adı Congolos olan bir varlıktan bahsedilir. Kışın en soğuk günlerinde ortaya çıktığı için Yozgat’ta bu günlere Congolos Ayı denmeye devam etmektedir. Mevsim tarifleri Congolos girdi, Congolos’tan sonra şeklinde yapılır. Pancar olan evlere gelmediği bilinir. Bu yüzden Congolos’un evlere uğramaması için pancar pişirilip evin girişine gömülür ve bu adet halen nineler tarafından uygulanır.

Anadolu’da bir bölümleme yapılabilir mi? Hangi bölge neden korkuyor?

Aslında bu soru çok genel bir şekilde Türklerin en çok yeni doğmuş bebeklerine bir şey olmasından korktukları şeklinde cevaplanabilir. Kötü varlıkların büyük kısmı kadındır. Kadınlar kızıl saçlıysa ve ihtiyarsa daha tehlikelidir. Özellikle yeni doğum yapmış kadınlar ve ruhsal sıkıntıları olan insanlar, avcılar, yalnız yolculuk yapanlar tehlike altındadır. Ama saçtıkları diğer tehlike hastalıklar üzerinedir. Grip’ten vebaya kadar tüm rahatsızlıklar bir kötü ruhla ilişkilendirilmişlerdir. Örneğin Grip virüsünü temsil eden Aan Arbatıılar’dır. Kuduz, Harsalar ile; çocuklarla ilintili hastalıklar, Haan Badalay Efendi ile; kısırlık, Kısır Besirik ile, kas erimesi, Muñ Sınalıkılar ile; cüzzam, Odun Monoylar adlı ruhlarla ilgilidir. Bu ruhların eline düşen hastayı kurtarmanın tek yolu, bir şamanın yer altındaki acıklı cehennem yurduna inip hastanın ruhunu kurtarmasıdır. Doğu Anadolu bölgesine ait anlatılar ile Kuzey Türkiye bölgesindeki anlatılar arasında elbette farklılıklar var. Bu anlatılar, bölgesel olarak farklı kötü ruhlardan bahsetmekte. Kuzeyde, ormanda dolaşan kötücül varlıklar sıklıkla karşımıza çıkarken, Doğu’da ve Güney Doğu’da daha çok toprağın içinden çıkan ruhlar anlatılır. Tasvirler bölgesel olarak değişiklik gösterse de her zaman doğa ile ilintilidir. Örneğin Bügüsteen Hara isimli bir kötü ruhun, devrilmiş çürük tomruğa benzeyen burun delikleri olduğundan bahsedilir. Dolunaya benzeyen sapsarı, şeffaf gözleri vardır. Dili o kadar uzundur ki, masmavi dilini üç kez boynuna dolayabilmektedir. Laz halk söylencesinde bahsi geçen Germakoçi ise maymun ile insan arası bir orman yaratığıdır. Ormanların derinliklerinde yaşar, vücudunun tamamen kıllarla kaplıdır.

Eski Türklerde peki? En çok korkulan, en azametli şeytani ruh hangisiydi?

İç Avrasya’ya dağılmış tüm milletler vaktiyle öğrendi ki yer altının en tehlikeli varlığı Erlik Kağan’dır. Erlik Han, Gölgesiz ya da İhtiyar isimleriyle de anılır. Tüm Türk sahası insanları bu azametli ruhtan çekinir ve ona saygısızlık etmek istemezler. Görünüşü hakkında detaylı tasvirlere ulaşmak mümkündür. Saçları, gözleri, kaşları ve atı, kömür gibi karadır. Anormal derecede uzun kirpikleri gözlerinin üstünü örter. Kara, parlak ve kıvırcık saçları omuzlarından beline kadar sarkar. Çatal şeklindeki keçi sakalı, dizlerine kadar uzar. Son derece ihtiyardır. Bilgisiz, yıkıcı ve küstahtır. Vücudu yılanlarla kaplıdır. Demirciler ve sanatçılar güçlerini ondan alırlar.