Aşkı evlilik değil, bahaneler öldürüyor

Dr. Hatice Çolak / Yazar
22.08.2020

Mutlu evlilik gibisi yok. Hem iş hem de hayat zevkini çocuk ya da para sahibi olmaktan daha fazla olumlu etkiliyor. Sabah karısını öpen erkeklerin öpmeyenlerden beş yıl daha fazla yaşadığı söyleniyor. Boşanan çiftlerin yüzde 60'ı beş yıl içerisinde tekrar evleniyor, demek ki insanlar mutsuz olup ayrıldığında dahi evlilik fikrini seviyor.



Her ne kadar koronavirüsten dolayı gönlümüzce evlenemesek de düğün sezonundayız. Düğün sezonları bizim için özel, çünkü pek çok çift artık asla kullanılmayacak nikah şekerine bütçe ayırmak yerine derneklere bağış yapıyor ve davetlilere onlar için tasarlanan bağış kartlarından dağıtıyor. Bazı çiftler daha ileri giderek Türkiye’de düğünü basit bir nikahla geçiştiriyor ve Zanzibar’a gelerek hem unutulmaz bir balayı yaşıyor, hem de burada gücü yetmeyen bir çiftin evlenmesine vesile oluyor.

Hasılı, nasıl kurban vesilesiyle ölenden kalandan haberimiz oluyorsa, bu bağışlar vesilesiyle de yuva kurandan haberimiz oluyor. Her yeni evlilikle kalbimizde çiçekler açıyor, seviniyoruz.

Ve fakat... Öyle bir aileyiz ki gönüllü kitlemizle. Kurulan yuvalardan olduğu kadar bozulan yuvalardan da haberimiz oluyor. Çünkü aile içi yaşanan sıkıntılardan kaçıp iç huzuru bulmak için kendini iyiliğe adamak global anlamda gönüllülük motivasyonlarının başında geliyor. Hal böyle olunca da her yeni evlilikte hem seviniyor, hem de kaygılanmadan edemiyoruz.

Rakamlar endişe verici

Yayınlanan istatistiklere göre gerek ülkemizde gerek dünyada evlenmeler azalıyor, boşanmalar artıyor. Rakamlar oldukça endişe verici, zira hemen hemen her 100 evlilikten 25’i boşanmayla sonuçlanıyor. Ortalama ilk evlenme yaşı ise günden güne artıyor. Çünkü başarısızlıktan gözü korkan gençler evlilik kurumundan soğuyor.

Bununla beraber farklılıklara daha açık yeni nesiller, farklı ırk ya da dinlerden insanlarla evlenmek de daha yaygınlaşıyor (Amerika’da her yedi evlilikten biri). Ayrıldıktan sonra tekrar evlenmek de tüm evliliklerin yüzde 40’ı gibi... Hadi biraz bunların sebeplerine bakalım.

Mesela aklımıza bile gelmez, ama ailenin tek çocukları tek çocukla ya da ilk çocukları diğer ailenin ilk çocuğuyla evlenince boşanma oranları daha yüksekken, en başarılı evlilikler bir ailenin ilk çocuğu diğerinin son çocuğuyla evlenince gerçekleşiyor.

Evliliğin başarısını etkileyen daha çok çeşitli faktör var. Ama uzmanlara göre, faktörler ne olursa olsun, evlilik yanan bir ateşe benziyor ve sönmemesi için sürekli beslenmesi gerekiyor. Oysa günümüzde ortalama bir evli çift günde sadece dört dakika başbaşa özel vakit geçiriyor.

Buna ayıracak vaktin kaç katında ise sosyal medyada başka “mutlu” evliliklere bakıyor ve iç geçiriyor, kendini görece mutsuzlaştırıyor. Oysa çok zaman gerçek sosyal medyada görüp de hayıflandığı sözde mutlu evlilikler yalanken, kendi sözde mutsuzluğu gerçek değil.

Ömrü bile uzatıyor

Gerçekten de mutlu evlilik gibisi yok. Hem iş hem de hayat zevkini çocuk ya da para sahibi olmaktan daha fazla olumlu etkiliyor. Sabah karısını öpen erkeklerin öpmeyenlerden beş yıl daha fazla yaşadığı söyleniyor. İnanmadınız mı? Girin de araştırın. Ayrıca boşanan çiftlerin yüzde 60’ı beş yıl içerisinde tekrar evleniyor, demek ki insanlar mutsuz olup ayrıldığında dahi evlilik fikrini seviyor, denemekten vazgeçmiyor. Peki... Neden insanlar mutluluğu başka biriyle denemeyi göze alıyor da mutsuzluğu için eşini, evliliği ya da hatta çocuğunu suçluyor? Araştırmalara göre eğer evlenmeden önce mutluysak evlilikte de mutlu olmamız yüksek olası, bunun tersi de aynen geçerli. Yani aslında evlendiğimiz kişi masallardaki beyaz atlı prens ya da o güzeller güzeli çilekeş prenses değil, bizi kurtarmayacak. Yine de birlikte mükemmel bir hayat inşa etmemiz, harika çocuklar yetiştirip kendi krallığımızı kurmamız kendi elimizde. Fakat bunun için bir dizi aydınlanmaya ihtiyacımız var.

Mesela aşk. Evlilikle beraber ele alınca acayip karışık bir mevzu. İlk zamanlar hepimiz aşığız ama ya sonra... Ben aşkla ilgili 35’ime gelince bir aydınlanma sürecine girdim. Öncesinde birçok kadın gibi aşkın sadece ilk gençlikte vuku bulabilen bir rüya olduğunu düşünürdüm.

Sadece kadınlar değil, pek çok kişi böyle düşünüp mevcut ilişkisinin tatsız tuzsuz haline katlanıyor. Zaten diyor yaşayacağımı yaşadım gençliğimde, yaşamadıysam da nasibimde yok demek ki, bu dakikadan sonra ne yaşayacağım. Çoluğum çocuğum yeter bana, onların yüzü gülsün yeter ki. Oysa aydınlama sonrası hayatımdan istemediğim birçok şeyi çıkardığımda, ki buna kişiler, zorunlu ilişkiler ve zoraki duygular da dâhil, yani alt katlardaki temizlik bitip kalbime döndüğümde kalabalık ve tozlu bir yığın eşyanın yığıldığı bir tavan arası buldum orda. Pek çok duygu vardı orada ve hepsi de öyle atıldı ki. Öyle unutulmuş. Bir baktım aşk da orda. Kimbilir ne zaman oraya kaldırıp da unutmuştum. Bunun üzerine epey düşündüm. Neden vazgeçiyoruz aşktan? Ya da neden evlilik aşkı öldürüyor diyoruz?

Finansal sıkıntılar

Sorumluluklar, finansal sıkıntılar, çocuklar... Aşka vakit bırakmıyor değil mi? Oysa dünyada sorumluluklarını aşka göre düzenleyip, maddi anlamda kendini bir güzel ayarlayıp, çoluğuyla çocuğuyla masal gibi hayatlar yaşayan pek çok insan var. Nasıl mı? Mesela yedi çocuklarıyla 2007’den bu yana beş kıtada 30 ülke gezmiş Rachel ve Greg Denning ailesi. Mesela dört çocuğuyla Singapur’u terkedip yollara düşmüş Prince ailesi.. Mesela karavanları ve iki kızlarıyla 16 aydır 27 ülke gezmiş Richard and Catherine Thorley ailesi. Bütün bu aileler gayet aşık, gayet mutlu ve taşınacak en ağır bagajın çocukların eğitimi olduğuna inanıyor. Ve worldschooling, yani dünya okulu diye bir eğitim uyguluyor çocukları için.

Çocuklar gittikleri ülkelerdeki yerel okullara gidiyor ve lokal dilleri, kültürleri yaşayarak öğreniyor. Bir dünya vatandaşı oluyor. Parası ya da eşi olmayanların bunu yapamayacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bir kısmı evini arabasını satarak çıkmış yola, bir kısmı home swap denilen bir sistemle seyahat ediyor. Holiday filmini izleyebilirsiniz ne kadar eğlenceli birşey olduğunu görmek için. Özetle evinizi başka ülkede başka birinin eviyle değiştiriyorsunuz. Ya da coachsurfing sistemiyle tüm dünyada sizi ağırlayacak harika insanlar bulabiliyor, ya da hiçbir yere gitmeden dünyayı evinizde ağırlayabiliyorsunuz.

Konfordan azad olmak

Tabii ki ailecek bir maceraya atılıp çocuklarımıza dünya okulu eğitimi verebilmemiz için kendimizi hijyen gibi, konfor gibi belli başlı takıntılardan azad etmemiz ve Türk isek akrabalarımızın en azından yarısını karşımıza almamız gerekiyor.

Fakat hadi elinizi kalbinize koyun ve söyleyin, siz de bazen hayatı kendimize zehir ettiğimizi düşünmüyor musunuz? En azından zorlaştırdığımızı?

Hadi kıtalararası dolanmayı geçtik, çoluk çocuk karavanla ya da çadırlarınızla ülke içinde bir yıl dolanmayı hayal ettiniz mi hiç? Lainie Liberti’nin 10 yaşındaki oğlu Miro ile dünya okuluna çıkan yolunu dinlemek için Ted konuşmasını dinlemenizi tavsiye ederim. Miro ve annesinin, eğitimle öğrenmeyi nasıl konumladıklarına ve yıllarca herşeye evet diyerek kendilerine ne kadar harika bir hayat kurduklarına inanamayacaksınız. Biliyorum bahanemiz çok. Şimdilik koronavirüs, ondan önce bitmek bilmeyen krizler, bazen büyük ailelerin direktifleri... Oysa aslında aşkı evlilik değil, bahaneler öldürüyor. Zanzibar’a yerleştim yerleşeli “Keşke sizinle evlenmeden çoluk çocuğa karışmadan önce tanışsaydım, ne güzel gönüllü olurdum” şeklinde mesajlar alıyorum. Oysa beni takip eden herkes bilir ki Zanzibar’a iki çocukla taşındım. Kızlarımın biri beş biri sekiz yaşındaydı. Çocuklar için her zaman buradaki dünya eğitiminin daha hayırlı olduğuna inandım. Hala öyle inanıyorum.

Çocuklarım doğanın bağrında, üç dille büyüyor, her gün bir mucizeye uyanıyor, yaradılanı ve Yaradanı böylece her gün yeniden seviyor. Her gün yeni insanlarla tanışıyor. Ve hayatı kitaplardan değil bu insanlardan öğreniyor. Hadi tekrar tabularımıza ve aydınlanmalarımıza dönelim. Evliliğin öldüremediği aşkların imkanı dedik, parasız ve çok çocukla beraber seyahat edebilme imkanları dedik, çocuklarla beraber dünyayı bir sınıf olarak görebileceğimiz alternatif yaşamlardan bahsettik... Gerçekten de tüm dünya benzer aydınlanmalardan geçiyor, İngiltere’de çocuğunu evde eğiten ailelerin oranı son altı yılda yüzde 65 arttı, Avustralya’da bu oran yüzde 300. Bizim de koronavirüs sürecinde bolca deneyimlediğimiz online eğitim kaynakları kadar dijital mesleklerden dolayı evden çalışabilen ebeveynler de bu yüksek oranda pay sahibi. Dijital göçebe dediğimiz binlerce insan işini laptop’unda taşıdığı için dünyanın muhtelif yerlerinde koloniler oluşturuyor. Hızlı internet bulduğu müddetçe her yerden çalışabilen bu ailelerin bir arada yaşadığı ve çocuklarını ortak değerlerlerle yetiştirdiği pek çok kampüs var. Harika değil mi?

Çünkü yaramız büyük

Düğün sezonunda nikah şekeri yerine güvendiğimiz kurumlara bağış yapmaktan yola çıktık, konu nerelere geldi. Neden? Çünkü yaramız var. Neden? Çünkü gelinliğe, tek taşa gösterdiğimiz özen kadar özen göstermiyoruz ilişkilerimizin sürdürülebilirliğine, kolayca kanıveriyoruz dayatılara ve sonra da mutsuz olduğumuza. Kolayca vazgeçiveriyoruz... Oysa ne güzel olmaz mıydı önce kendimizi iyice tanısak, sonra kendimize uygun eşler bulsak, yuva kursak, sonra kendimiz gibi kendiyle barışık yavrular yetiştirsek, ezbere değil, kendi ritminde, şiir gibi, şarkı gibi... Kendine ve dünyaya saygılı, gönlü dünya gibi geniş... O zaman ne aşk ölürdü, ne heyecan. Tamam tamam bağlıyorum. Ne diyorduk? O ki düğün sezonundayız, O ki koronavirüs da hortladı yeniden, muhtemelen çocuklarımızı okula gönderemeyeceğiz biraz daha... Biraz bakınalım mı okulsuz eğitim nasıl bir şey? Millet neler neler yapıyor dünyada? Zira... Dünya ne kadar kocamansa, o kadar yer var hepimize dünya okulunda.

haticecolak@gmail.com